Keşfet

3. Bölüm

Çiçeğim (Gerçek ailem)

Merhaba, yeni bir bölümle geldim.🌸

Yeni okurlarım varsa hoş geldiler. Tanıştığıma çok memnun oldum. Umarım kalemimle tanışmak sizlere iyi gelir.

Eylül Giz,

Sonunda okula ulaştım. Yol boyunca dinlediğim müzik beni biraz olsun kendime getirmiş, biraz olsun sıyrılmıştım sabahki duyduklarımdan. Ben bu zamana kadar hep Giz ailesinin umudu olarak büyütülmüştüm. Babam ve annem için asıl kıymetli olan benim duygularım değil, akademik sonuçlarımdı. 

Annem ve babama göre önemli olan yüzümdeki tebessüm değil, birilerinin benim için uygun bulduğu akademik sıfatlar ve sayılardı. 

Böyle büyümüştüm. Sıfatlar hayatım boyunca benim için öyle yük olmuşlardı ki, birileri ellerini omzuma koyduğunda ya da sırtımı sıvazladığında temas ederlerdi söyleyemediklerime

Veya değerlerdi sıfatların altında ezilmiş bir Eylül’e…

İsmimi babam koymuş. Her ne kadar sonbaharı, ne bileyim açık kestane rengini simgelesem de ona göre; benim için öyle değildi. 

Kendimi bildim bileli bir arayış içindeydim. 

Sebebini bilmiyordum bu arayışın, neden sürekli sorguluyordum çevremi bilmiyordum.

Ama sanki yıllardır olmamam gereken bir yerdeymişim gibi hissediyordum. 

Sanki beni şimdiki hayatımdan iten faktörler vardı. 

Okula ulaştığımda Müge henüz gelmemişti. Sırama oturdum ve her gün yaptığım o şeyi yaptım.

Mesaj uygulamasına girdim ve anneme bir mesaj attım. 

‘’ Günaydın okula geldim ben’’

Mesajı gönderdikten sonra annemin profil fotoğrafı dikkatimi çekti.

Musmutlu bir aile…

Şanlıurfa, Göbeklitepe’de genç bir kız tarafından çekilmiş bir fotoğraf. 

Fotoğrafın tam ortasında samimi gülümsemeleri ve yorgun bakışlarıyla kameraya bakan bir çekirdek aile. 

Bir öğleden sonra, hava oldukça sıcak. Gökyüzündeki bulutlar sayılıyor, sıcak karşıdaki bozkırı sarının en kurak tonuna kavuşturmuş.

Gülümseyen ailenin arkasında binlerce yıldır çözülememiş bir giz var. Taşların üzerindeki kertenkele, Anka kuşu kabartmaları fotoğraftan zor da olsa seçiliyor.

Eylül, sol elinde tuttuğu şapkası ve kıyafetine sabitlediği güneş gözlüğü ile gülümsüyordu. Dudakları gülümsediğinden olsa gerek gerilmiş, gamzeleri gözler önüne serilmiş ve gözleri kısılmıştı. 

Gamzeleri ona çok yakışıyordu. 

Annesi gibi…

Eylül’ün giydiği mavi yapraklı çiçekleri olan, uzun ve askılı elbise onu olduğundan daha uzun ve daha zayıf göstermişti. 

Aynı elbisenin kırmızısını Eylül’ün sağındaki annesi giymişti.

Babasında ise pahalı bir markadan alındığı yaka ve kol kesimi ile kumaşından belli olan, kısa kollu ve kırmızı tonlarında bir gömlek vardı. 

Yine giydiği kot pantolon paranın eseriydi.

Eylül’ün isteği üzerine gitmişlerdi buraya. Eylül, her ne kadar anne ve babasını n istediği kadar olamasa da başarılıydı. Bunun yanında çok geziyor ve her ne bulduysa okuyordu. 

Okumak iyi geliyordu ona.

Bunu okumayı öğrendiğinde keşfetmişti.

Okumak yalnız kaldığı güz günleri ya da kış akşamlarında, yaz sabahları ya da bahar gecelerinde ona hep dost olurdu. 

Farklı insanlar tanır, farklı hayatlara konuk olurdu.

Bir süre sonra bu konuk olma meselesi ona o kadar normal gelirdi ki, sanki konuk olduğu kitaplar gerçek birer dünyaymış gibi gelirdi ona. 

Kendini dışarıdayken güvende hissetmeyen Eylül, huzuru böyle buluyordu işte. 

Mesaj gönderilmişti buna rağmen annesi mesajı görmemişti. Hep çok yoğun olurdu, saniyesi bile çok kıymetliydi. 

Belki bu mesajı saatlerce göremeyecekti, yine de Eylül'ün bunu yapması gerekiyordu. 

Aynı mesajı kopyalayarak babasına gönderince telefonu bıraktı ve etrafını izlemeye başladı. Zaten kısa bir süre sonra Müge'de gelmişti.

Kısaca selamlaştılar, sıra arkadaşı oldukları için konuşma günün ilerleyen saatlerinde de devam edecekti. Arkalarda oturuyorlardı, bu yüzden sınıfı gözlemlemeyi öğrenmişti Eylül.

Zaten onun işiydi gözlemlemek. Çevresinde olan biteni hemen anlar, yüz ifadelerini çok çabuk çözümlerdi.

Herkes onu içine kapanık olarak nitelendirirdi. Ama aslında içinde çevresinde olan biten her şeyi inceleme hevesi bitip tükenmeyen bir taraf vardı. 

Okuduğu kitapların da etkisiyle insanları tanıyabilir hale gelmişti. 

Öyle ki jest ve mimikler onun en büyük dostuydu. 

Mesela ön sıraların birinde oturan, saçları iki yandan örgülü, gözlüklü bir kız vardı: Ecrin. Ailesi sürekli Ecrin'le yarıştırırdı kendini. Kız sürekli bütün soruları bilmeye çalışır, genellikle dersin akışını bozardı. Buna rağmen her nedense öğretmenlerin sevgisi baskın gelir ve onu uyarmazlardı. 

Ecrin gözlerini sürekli kırpardı. Bu psikolojide kişide gerginliğin ve stresin hat safhada olduğunu söylerdi. 

Ön sıralarda oturan başka bir kız daha vardı, Mine. Dudak kenarlarının sürekli yukarı kalkması, özellikle sınıftaki diğer öğrencilerle konuşurken bunu yapması onun karşısındaki insanlara küçümsediğinin bir işaretiydi. 

Ya da sınıfın en sessizi Ömer, göz temasından kaçınırdı. Bu durum aslında onun ne kadar çekingen olduğunu ifade ederdi. 

Eylül için bu tespitler basit tespitlerdi. Henüz okulun ilk günlerinde yapmıştı bütün bu tespitleri. 

Ve ilk dersin öğretmeninin derse gelmesi ile gün başladı.

(Bahar Aydın) 

Giydiğim topuklu ayakkabı yavaş yavaş ayaklarımı ağrıtmaya başlamıştı. Buna rağmen onu yıllar sonra göreceğim ilk gün olduğu için özenmek gelmişti içimden. 

Onunla ilgili pek bir şey bilmiyordum. Ne yazık ki böyle olmuştu.

İlk kez kime gülümsemişti mesela? 

İlk kez nerede, ne zaman düşmüştü? 

Canı acımış mıydı çok, ailesi zannettikleri derman olabilmiş miydi yaralarına? 

Kendini ait hissetmiş miydi bu hayatına?

Kolay adapte olabilmiş miydi yoksa bir şeyleri hep eksik mi hissetmişti? 

Bu eksiklik hissi ne kadar baskın gelmişti ona? 

Mesela en mutlu olduğu anlarda yüzündeki tebessümü silmiş miydi bu huzursuzluk? 

Merdivenlerden inip okula doğru giderken zihnimden geçen onlarca düşünceden sadece birkaçıydı bunlar. Üzerimde kendimi sadece iyi hissettiğimde giydiğim mavi bir elbise vardı. 

Görev yerim olan okula ulaştığımda ayağımdaki açık mavi renkli topuklu ayakkabılar ve mavi elbisemle dikkat çekici göründüğümü fark ettim. Öğrenciler meraklı bakışlarını üzerimde dolaştırmaktan çekinmiyorlardı. 

Çocukluğumdan beri hayalim olan bir işi yapıyordum. Annemi ve babamı hiç tanımamıştım, yurtta geçmişti çocukluğum. 18 yaşıma geldiğimde Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü'nü kazandım ve hayatımın dönüm noktası oldu. 

Çocuk aklımla yurttaki arkadaşlarımı toplar, bir şeyler anlatırdım onlara. Onlar da bundan keyif alır ve beni dikkatle dinlerdi. 

Zor geçen üniversite hayatından sonrası daha da zordu. 

Ama kendime bir söz vermiştim. 

Bu zorlukla geçen yıllarımı Çiçek'ime bir gün mutlaka anlatacaktım.

Öğretmenler odasının yerini kendi aralarında koyu bir sohbete dalmış bir arkadaş grubuna sorup bulduktan sonra yeni iş arkadaşlarımla tanışmam ve ders programımı incelemem çok uzun sürmedi. 

Çünkü bugün odak noktam başka bir yerdi.

Odak noktamı kaybetmemem, bugün onunla tanışmam gerekiyordu. 

Ama, ona kendini kötü hissettirmeden yapmalıydım bunu.

Onun beni sevip sevmeyeceği aklımı öyle kurcalıyordu ki, bir süre sonra işime odaklanamadığımı fark ettim ve bu benim için hiç iyi değildi. 

Her ne kader bu okulda bir öğrencinin velisi olsam da, burada öğretmen vasfıyla bulunuyordum ve bunun farkında olmam gerekiyordu. 

Onun hangi sınıfta olduğunu tanıştığım meslektaşlarımın birinden öğrenmiştim. Ders programımı incelerken o sınıfın ve o şubenin bulunduğu kutucuğu gördüğümde adeta kalbim göğüs kafesimden ayrılacak sandım.

9/E.

Çarşamba 7 ve 8. saatler. 

Onunla göz göze gelmeme, onunla konuşmama, tanışmama ve onun hayatına dahil olmama saatler kalmıştı. 

Birileri bizi birbirimizden nasıl kopardıysa, nasıl uzaklaştırdı ise bizi birbirimizden; bugün tohumlarını ekecektim aramızdaki sevginin. 

Şimdilik ona bu durumu anlatacak cesaretim yoktu. 

Ama onun hayatında olup, onun sevdiği biri olmak yeterdi benim için.

Çünkü bir insanı sevmek demek onun da seni sevmesini beklemek değil, seni hayatına dahil ettiği her bir saniye için şükür duymak, huzurlu hissetmekti. Onun huzuru seni

Yorumlar

  • Hocaaan trabzonlu: neredeyse hedefine ulaşacaksın gibi görünüyor dilerim senin içindir
  • Emre Kuş: merhaba yeni bölümü okumak için sabırsızlandım çok heyecanlı
  • Mehmet Yıldırım: ismin seni anlatıyor ama bence sen yine de daha fazlasısın
  • Erdem Çiçek: Geçmişin üzerindeki baskıyı hissedebiliyorum güzel yazıyorsun