Keşfet

3. Bölüm

Çıkmaz Sokak

     Tarık Bey masanın baş köşesine oturmuş

önündeki dosyaları inceliyordu. Ona şimdiye kadar edindiğimiz bilgileri

aktarmıştık. Yarın gece gerçekleşecek eylemi düşünüyordu. Çetrefilli bir

vakanın içinde olduğumuzun farkındaydı.

     “Şimdi bu adres tuzak da olabilir

gerçekten cinayet de işlenebilir.” diye sesli düşündü. En mantıklı sonucu çekip

almak istiyordu. “O zaman PÖH ekibi ayarlayalım. Çünkü eğer tuzaksa oradaki

adamlar silahlı olacaktır ve kaç kişi olacaklarını da bilmiyoruz. PÖH ile

beraber hareket ederseniz onları engelleyebilirsiniz. Gerçekten bir cinayetse

de katili veya katilleri suç üstü yakalarsınız.” dedi. Hepimiz onayladık. “O

halde PÖH’le beraber Harika, Mete ve Doruk gitsin. Kalanlar da buradan takibi

bırakmasın. Ben de takipte olacağım. Sizi tuzağa çekip başka bir yerde ikinci

cinayeti işleyebilirler. Her durumu göz önünde bulundurmalıyız.”

     Yarın uzun bir gün olacağı şimdiden

anlaşılmıştı. Hepimiz dinlenmek için evlerimize dağıldık. Ayrıca Tarık Bey daha

ikinci günden bu kadar bilgi sahibi olduğumuz için bizi tebrik etmişti.

     Ertesi gün PÖH ekibiyle beraber tekrar

toplantı odasındaydık. Doruk’la önceden gidip çektiğimiz adresin fotoğrafları

masaya yayılmış bir şekilde duruyordu. Binaya girmek şuan için çok riskliydi.

Adamlar ne zaman orada olur bilmiyorduk bu yüzden adreste yazan saatten çok

önce gidersek yakalanabilirdik. Fotoğraflara bakarak kimin nerede durması

gerektiğini kararlaştırdık. Biz biraz daha arka planda olacaktık.

     Biz bu konuyu tartışırken Leyla Kemal

Bey'i takibi bırakmamış, diğerleri de sistem odasını hazır hale getirmişlerdi.

Kameraların başında Demir, bizi takipte kalması için de Açelya olacaktı. Olası

bir ihbar için bütün merkez alarmdaydı. Tarık Bey de Açelya’yla birlikte ekran

başında olacaktı. Merkezde her şey hazır görünüyordu. Saat akşam dokuza

gelirken biz de hazırlıklarımızı tamamlamış sayılırdık.

     İçimize çelik yeleklerimizi giymiştik ve

üniformalarımıza bize yetecek kadar mühimmat yerleştirmiştik. Bütün

ekipmanlarımız üstümüzde olacak şekilde tek parçaydık. Hava hiç beklememiş

çoktan kararmıştı. Doruk ve Mete’yi de alıp aşağı indim. Tarık Bey de bizimle

beraber dışarı çıkmıştı. Ekibin büyük siyah arabası önümüzde durdu ve Komiser

Yiğit Akın arka kapıyı içerden açtı.

     “Bizim çocuklar size emanet Yiğit. Tek

parça gidin tek parça dönün.” dedi Tarık Bey. “Biliyorum onlar da polis

diyeceksiniz ama öyle işte. Bu dava çözülmeden kimsenin kılına zarar

gelmeyecek, anlaşıldı mı?”

     “Emredersiniz Amirim.” dedik hep bir

ağızdan. Biz de arabaya bindik.

     “Buradan takipte olacağız. İhbar gelirse

sizi bilgilendiririz. Siz de sakın iletişimi kesmeyin.” dedi son olarak ve

kapılar kapandı. Yola çıktığımızda Yiğit bize kulaklıklarımızı verdi.

     “Buyurun Başkomiserim. Hepimiz birbirimizi

duyabiliriz, merkezle de bağlantılı.”

     Kulaklıklarımızı taktık. Ekip bizimle

beraber 8 kişiydi. Simsiyah üniformalarını giymiş, sanki araçta da bir çatışma

çıkacak gibi silahlarıyla hazır bekliyorlardı. Aracı mekanın biraz uzağına park

edip kalan yola sessizce yürüyerek devam ettik. Her birimiz yanımızda PÖH

ekibinden biri olmak şartıyla yerlerimizi aldık. Çıkmaz duvarının arkasında

Mete ve bir polis, ön tarafta çalılarla ve duvar kalıntılarıyla dolu kısımda

Doruk ve bir polis, çıkmazın yola bakan ve her tarafını gören kısmında ben ve

bir polis, son olarak Yiğit ve bir polis de binanın yakınında etrafı ve binayı

rahatlıkla görebilecekleri bir yerde saklanarak yerlerimizi almıştık.

     Etrafta neredeyse hiç ses yoktu. Açıkçası

burada bir cinayet işleneceğini düşünmüyordum. Besbelli bir tuzağın ortasına

kendi ayaklarımızla gelmiştik. Tuzak da olsa burada bulunmamız davanın bir

parçasıydı, bu doğruydu ama aynı zamanda yeni bir cinayetin işlenmesi demekti.

     Saat epey geç olmuş 12’ye gelmesine

yalnızca birkaç dakika kalmıştı. Hava da git gide soğumuş ve gökyüzü karanlığa

bürünmüştü. Gelecek en ufak bir çıtırtıya dikkat kesilmiştik. Hareket bile

etmiyorduk. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Umarım bu gece bir çocuk daha

ölmezdi. Bakışlarım gökyüzünden karşımda kalan binaya çarptı. Bir flaşın

saliseler içerisinde yanıp söndüğünü gördüm ve kulaklığımdan sessizce konuştum.

     “Binanın üçüncü katı, soldan dördüncü

pencerede bir ışık yanıp söndü. İçerde olabilirler.”

     “Kağıtta belirtilen saat geçmek üzere,

bizden bir hamle bekliyor olmalılar. Biz binaya giriyoruz, yol tarafındaki ve

duvarın arkasındaki ekipler dışarıda kalsın diğerleri peşimizden içeri girsin.”

dedi Yiğit. Doruk içeri girenlerden olacaktı, Mete ve bense burada kalacaktık.

     Binanın eskimiş tahta kapısı fazla

zorlanmadan kırıldı ve ekipler içeri daldı. Çok geçmeden çatışma başlamıştı,

bina gerçekten doluydu. Biz de bir süre tetikte bekledik ve dışarıdan da

gelenler oldu. Anlaşılan bizi binanın içinde kapana kıstırmaktı amaçları. Eh

biz de o kadar aptal değildik, dışarda kalanlar olarak hemen adamları etkisiz

hale getirdik. Bazılarının hayatta olduğundan emin değildik. Sesler kesilince

yavaşça onlara yaklaştık ve silahlarını uzaklaştırdık.

     “Dışarıdaki adamlar etkisiz hale

getirildi. İçeride desteğe ihtiyaç var mı?” diye sordu ekipten biri. Çok

geçmeden Yiğit’in sesi duyuldu.

     “Burası da tamam, desteğe ihtiyacımız yok.

Çıkıyoruz.”

     Bütün adamları sürükleyerek beraberlerinde

dışarı çıkarttılar. Biz de buradakilerin başındaydık. Adamlar tahmin ettiğimiz

gibi ağır yasa dışı silahlarla gelmişlerdi ve siyah kıyafetler ve siyah yüz

maskeleri giymişlerdi. Ekipten bir polis biraz uzağımızda bilici açık

olanlardan birini konuşturmaya çalışıyordu. Adamın yüz maskesini kafasından

sökercesine çıkartıp ensesinden tuttu. Adam yerde dizleri üzerine çökmüş

vaziyette duruyordu. Bir süre adamı sarsarak konuşması için bağırdı ama adam

bir türlü konuşmuyordu. En sonunda kelepçeleri takıp yanımıza getirdi. Bir

yandan hâlâ adamla konuşuyordu.

     “Şimdi konuşmamakla büyük hata ettin.

Karakolda seni köfteye çevirecekler.” dedi adamın kulağına doğru. Bu meşhur

Volkan Kasırga olmalıydı. Adının ve soyadının hakkını fazlasıyla veren nadir

polislerdendi. Bu davalardan önce de bizim merkezde en azılı suçluları bile

konuşturmasıyla ünlüydü. Onu bu halde görünce kim olduğunu anlamam zor

olmamıştı. Araçta gelirken şoför konumunda olduğu için hem yüzünü tam

görememiştim hem de pek konuşmamıştık.

     Volkan Kasırga siyah üniformalarının

içinde devasa bir adamdı. Benim boyum bir seksene yakın olmasına rağmen

Volkan’la yan yana gelsem muhtemelen ona bakmak için kafamı kaldırmak zorunda

kalacaktım. Sadece boy değil kalıp olarak da ciddi anlamda büyük bir insandı.

Kaskının altından parlayan simsiyah gözleri yanındaki ensesinden yakaladığı

adama tehditvari sözler fısıldarken parlıyordu.

     Yiğit koşar adımlarla binadan çıkıp

yanımıza geldi. Herkesi çıkartıp en son kendisi çıkmıştı. Hepimize teker teker

baktı.

     “Yaralanan yok değil mi, iyisiniz?” dedi.

     “İyiyiz.” dedim ve etrafa göz gezdirdim.

“Doruk nerede?”

     Sessizliğimizle beraber bütün ekip telaşla

etrafa bakmaya başlamıştık. Volkan’ın tuttuğu adam bir anda gülmeye başladı.

Hiçbir şey söylemiyor, yalnızca gülüyordu.

     “Ne gülüyorsun lan it herif?” diye bağırdı

Volkan. Bunun üzerine adam daha yüksek sesle gülmeye başladı. İçimde kanıma

karışan korku bütün vücudumda dolaşmaya başlamıştı. Mete Doruk’tan çok benim

için endişeleniyor gibiydi. Sadece bana odaklanmış ne yapacağımı kestirmeye

çalışıyordu. Muhtemelen Doruk’un bir yerlerden çıkacağına inanıyordu. Ben de

buna inanmak istesem de kalp atışlarımın deli gibi hızlanmasını

engelleyemiyordum.

     “Şu yavşağı arabaya atın.” dedi Yiğit

sinirle ve binaya doğru koşmaya başladı. Volkan yanına ekipten iki polisi alıp

kahkahalarıyla sinirlerimizi altüst eden adamı ve binadan çıkan diğer adamları

ekip arabasını bıraktığımız yere doğru sürüklemeye başladı. Ben de Mete ve

yanımızda kalan polisle beraber Yiğit’in arkasından binaya doğru koşmaya

başladım. Binanın kapıları ardına kadar açılmıştı. İçerisi bir