Keşfet

4. Bölüm

Çıkmaz Sokak

     Güneş gökyüzünden çekilmeye başlamıştı.

Gökyüzünün bir kısmı bulutların eşliğinde turuncu bir galaksiyi andırıyordu.

Hava ise göründüğü gibi sıcak değildi. Hepimiz her davada olduğu gibi bilmem

kaçıncı toplantımızı yapmak üzere toplantı odasındaydık. Bu cinayette katil

hatalar yapmıştı. Hem de fazlaca. İlk ve en büyük hatası son anda bulduğumuz

kız çocuğunu öldürmek olmalıydı. Çocuk belki de olanları görüp korkmuştu. Katil

de birilerine anlatmaması için onu da öldürmüş olabilirdi. Küçük kızın yüzü

gözlerimin önünden gitmiyordu bir türlü.

     Minik eline ulaştığımız anda aletlerle

kazmayı bırakıp toprağı iterek ellerimizle kazmıştık. Toprak önceki günlerde

yağan yağmurun etkisiyle nemliydi. Küçük kızın yüzüne başından akan kandan

dolayı kahverengi saçları yapışmıştı ve her tarafı çamur olmuştu. Ne yazık ki

yetişememiştik.

     Mehmet elinde birkaç dosyayla toplantı

odasına girdi. Doruk alaycı gözlerle oturana kadar onu izledi. Masanın altından

bacağına hafifçe vurdum. Bana dönüp “Ne var ya.” diye fısıldadı kafasını

sallayarak. Sonunda sessizliği bozdum.

     “Sonuçlar çıktı mı Mehmet?”

     “Elimizde birkaç parmak izi ve bir USB

cihazı var.” dedi ve dosyadaki poşet dosyadan bir flaş bellek çıkarttı. “Bu

kızın gömüldüğü bölgenin yakınlarında bulundu. Katil kızı öldürürken fazlasıyla

panik yapmış olmalı. Tuzak veya bilerek bırakılmış bir işaret olduğunu

düşünmüyoruz. Çünkü üzerinde parmak izi ve sıçrama şeklinde kan lekeleri var.

Düşürmüş ve fark etmemiş olma ihtimali çok yüksek. Birkaç parmak izi

eşleştirmesi yaptık. Sabıka listesinden olumlu sonuç çıkmadı.” Flaş belleği

Leyla’ya uzattım ve laptopa takmasını söyledim.

     “Çocukların ailelerinden hâlâ haber yok.

Eylül sen neler buldun?”

     “Otopsiler bitmiş sayılır. Birkaç küçük

sonucun çıkmasını bekliyorum ama şu anlık raporlar Çınar’ın raporlarına

uymuyor. Yani herhangi bir ameliyat izi veya Çınar’daki gibi eksik organ

parçaları yok iki çocukta da. Ayrıca küçük bir DNA eşleştirmesi yaptım.

Çocukların herhangi bir akrabalık durumu yok.”

     “Mete ve Doruk, çocukların isimlerini

öğrenebildiniz mi?”

     “Birkaç mahalleliyle konuştuk. Erkek olanı

mahalleli tanımıyor. Aynı Firuze hanımı tanımadıkları gibi. Ama kız çocuğunun

adı Mine’ymiş. Ailesi mahallenin sonundaki bir apartmanda oturuyormuş. Yani

kızın evi çıkmaza yakın falan değil. Mine’nin evi bir uçta çıkmaz diğer uçta

diyebiliriz.” dedi Mete.

     “Aileyle görüştünüz mü peki?”

     “Şu anda burada olmalılar. Merkeze

çağırdık.” dedi Doruk.

     “Dün gece gelen adamlardan öğrendiğimiz

bir şey daha var.” dedim. “Bir organ mafyasıyla karşı karşıyayız. Yine de

katiller mafya mı yoksa bunlar birbiriyle bağlantılı ayrı olaylar mı emin

değiliz. Çocuğun ameliyatını Zeynel Damsız yapmıştı. Kendisi mafyadan olabilir.

Açelya sende bir şeyler var mıydı?”

     “Yok Başkomiserim. Kadın ifadesinden

sapmıyor. Ona bu mahalleden kimsenin kendisini tanımadığını söylediğimizde

bile. Yeni taşındığını ve neredeyse hiç evinden çıkmadığını söylüyor.”

     “Başkomiserim, flaşı şifrelemişler.

Açamıyorum.” diye seslendi Leyla.

     “Şifreyi bloke ettiririz. Aşağıya haber

verin, bu işle ilgilensinler.” dedim. Leyla cihazı da alıp yanımızdan ayrıldı.

      Son olarak Demir elindeki dosyadan sistem

odasından çıkarttığımız fotoğrafları masada ortaya doğru sürüdü.

     “Bunlar kamera kayıtlarından çıktı. Eğer

bu adama ulaşabilirsek önemli gelişmeler elde edebiliriz.” dedi. “Bu arada ilk

cinayette de kameralara yakalanan bir araç vardı. Onunla şimdiki aracı da

karşılaştırdık. Araçlar aynı ama plakalar ikisinde de farklı. Araçların aynı

olduklarını ise çamurluğunun üstündeki simgeden anladık.” Demir anlatırken bir

yandan da fotoğraflardan simgeyi gösteriyordu. Yuvarlak bir logo şeklindeki

simgede ne yazdığı belli olmuyordu ama şekil olarak belirgindi.

     Toplantının sonlarına gelmiştik ki Leyla

tekrar yanımıza geldi.

     “Başkomiserim, sistem odasındaki arkadaş

izine çıkmış flaşı çözecek biri yok şu anlık.”

     “O kadar bekleyebilir miyiz bilmiyorum.

Başka birilerini bulacağız mecbur.” dedim.

     “Aslında benim bir tanıdığım var ama siz

uygun görür müsünüz bilemiyorum.” dedi Leyla. Bir süre düşündüm, başka

seçeneğimiz yok gibiydi. Buradaki arkadaşın izninin bitmesini beklersek geç

kalabilirdik. Çünkü içinde ne olduğunu bilmiyorduk. Mecbur kabul ettim.

Toplantı odasının kapısı bir kez daha çalındı ve bu kez içeri sorgudaki

polislerden biri girdi.

     “Başkomiserim, çatışmadan gelen adamlardan

birini ikinci sorgusuna almıştık. Adam bize bir adres verdi.” dedi ve elindeki

kağıdı bana uzattı.

     “Tamam biz ilgileneceğiz.” Elimdeki adresi

Leyla’ya verdim ve adrese bakmak için tekrar sistem odasına gitti. Elimizde

paylaşacak başka bir şey kalmamıştı ama gün de daha bitmemişti.

     “Açelya, sen laboratuvara bir bak başka

sonuç çıkmış mı. Eylül sen de otopsileri tamamen bitir. Ayrıca Çınar’ın ablası

Kader’in otopsi raporlarını iste, ikisini karşılaştır. Doruk sen Leyla’ nın

yanına gidip adrese bak. Şimdiden gidip birkaç fotoğraf çekin. Mete sen benimle

sorguya gireceksin. Demir sen de cinayet mahalline tekrar git. Biz işimiz

bitince yanına geleceğiz. Madem kadının çöp atmaya çıkmadığını savunuyorsunuz,

o halde kadının orada ne işler çevirdiğini kanıtlayacak bir işaret bulmalıyız.”

dedim. Saat çok geç olmadan hepimiz işe koyulduk. Mete’yle aşağı kata inip

Mine’nin annesini bulduk ve sorgu odasına indik.

     “İsminizi öğrenebilir miyiz?” diye

başladım.

     “Adım Nalan Tezcan.”

     “Nalan hanım, kızınızın ölümüyle ilgili

neler biliyorsunuz?”

     “Dışarıda oynamasına izin vermiştim. Sonra

geri dönmedi. Pencereden baktığımda aşağıda göremeyince endişelenip dışarı

çıkmak üzereydim ama polisler çoktan aramaya başlamıştı. Olayı duyunca hemen

buraya geldim.”

     “Kızınızı çıkmazda bulduk. Orada ne işi

olduğu hakkında bir fikriniz var mı?”

     “Hayır yok, ben sadece apartmanın

bahçesine inmeye izin vermiştim. Bu zamana kadar hiç sözümden çıkmamıştı.”

Kadın bir yandan gözyaşlarına hakim olamazken bir yandan da bildiklerini

anlatmaya devam ediyordu. Gözleri ağlamaktan şişmişti ve göz altları

morarıyordu. Karşımızda duran kadın acımasız umursamaz annelerin aksine endişe

dolu ve gerçekten üzülmüştü.

     “Çok sevdiği bir arkadaşı var mıydı peki?

Yani peşine takılıp gitmiş olamaz mı?” diye sordu Mete.

     “Hayır, o sadece kendi kendine

oyuncaklarıyla oynardı. O derece yakın arkadaşı yoktu.”

     “Tamam, konuşmamız şimdilik sona erdi.

Eğer aklınıza işe yarar bir şey gelirse bize haber verin.” dedim ve çıktık.

     Bir annenin daha evlat acısı çeken

gözlerine şahit olmuştuk. İstanbul’un saçma sapan bir mahallesinde, saçma sapan

bir ev tutup kim bilir ne zorluklarla büyütmüştü kızını. Küçük Mine’nin

babasından haber yoktu. Annesi ona tek başına bakmıştı. Bir babası olsa belki

de daha güzel bir hayatları olabilirdi ve bu yaşta hayattan göçüp gitmezdi.

Ofisime geçtiğimizde sessizce camdan dışarıyı seyretmeye başladım. Nalan Hanım

üstüne aldığı eski püskü bir şala iyice sarılmış hâlâ ağlıyordu. Yavaşça

yürüyerek karakolun bahçesini terk etti. Köşeyi dönüp gözden kaybolana kadar

çaresiz adımlarını izledim. Şimdi nasıl eve gidip rahatça geçirecekti

günlerini. Artık tamamen yalnız kalmıştı. Tek varlığı olan küçük kızı da

gitmişti.

     Ofis telefonunun çalmasıyla irkilerek

arkamı döndüm. Mete bana sorgulayan gözlerle bakıyordu. Telefonu açtım.

     “Başkomiser Harika Kara, Tarık Bey sizi

odasında bekliyor.”

     Ahizeyi yerine bırakıp çıktım. Üst kata

Tarık Bey’in odasına ulaştığımda sanki kapısında olduğumu görmüş gibi “İçeri

gelsene.” diye seslendi.

     “Buyurun Amirim.” diyerek içeri girdim.

     “İşler nasıl gidiyor, var mı bir gelişme?”

     “Ekip görevde, biz de yeni sorgudan

çıktık. Şimdilik pek bir gelişme yok. Mine’nin annesinin ifadesini aldık. Kadın

hiçbir şey bilmiyor. Önceki sorgulardan bir adres ve laboratuvardan bir flaş

bellek çıkmış. Arkadaşlar adrese bakmaya gitti. Flaşın şifresi için de

merkezdeki ar