Keşfet

6. Bölüm

Çıkmaz Sokak

     Sorgu odasında karşımdaki adamla

bakışmamın onuncu dakikasında falandım. Birkaç kez konuşmayı denesem de hiçbir

işe yaramamıştı.

     “Sonsuza kadar bakışacak mıyız böyle?”

dedim. Yine cevap vermemişti. Ellerimi masaya vurup aniden ayağa kalktığımda

hafifçe yerinden sıçramıştı. “Zeynel Damsız hakkında ne biliyorsun?” dedim

sesimi yükselterek. Adam ağzını açmamaya yemin etmiş gibiydi. Sabrım

tükeniyordu artık. Önünde duran bardağı alıp içindeki suyu yüzüne fırlattım.

“Bana bak! Biraz daha konuşmazsan buradan asla çıkamazsın. Ya da çıkarsın, ben

de dışarıya adamınız öttü diye haber yollarım. Hayatının geri kalanını onlardan

kaçarak geçirirsin. Tabi iki gün yaşayabilirsen.”

     Başını hafifçe kaldırıp gözlerime baktı.

“Yapamazsın.” diye fısıldadı. Ona doğru eğilerek ben de fısıldadım. “İstersen

deneyerek görebilirsin.” Masanın altında kalan bacakları yavaş yavaş titremeye

başlamıştı. Bunu fark ettiğimde dudağımın yukarı kıvrılmasına engel

olamamıştım. Tekrar doğruldum ve telefonum çalmaya başladı. Aslında kimsenin

aradığı falan yoktu. Bu önceden kurduğum alarmdı. Telefonu alıp kulağıma

dayadım.

     “Efendim? Öyle mi? Tamam, ben

söyleyeceğim. Siz de adamları götürün.” dedim ve kapattım.

     “Seninkiler çoktan ötmüş.” dedim adama.

“Diğer sorgudan aradılar. Takır takır anlatmışlar her şeyi. Birkaç adres , isim

falan geçmiş elimize.”

     “Yalan söylüyorsun.” dedi. “Blöf

yapıyorsun.”

     “Anlatmadığına göre işiniz zor.

Arkadaşlarını doğrulamamış olman aleyhinize oldu. Her neyse, ben gidip şu

bilgilere bakayım. Siz de mahkemede görürsünüz blöfü.” Kapıya doğru birkaç adım

atmıştım ki “Ben de anlatırsam ne olacak?” diye sordu.

     “İşbirliği yaptığınız için mahkemede

işiniz kolaylaşacak ama sen zaten reddettin.” deyip tekrar arkamı döndüm.

     “Tamam ben de anlatacağım.” dedi bu kez.

Bir şey söylemeden gidip karşısına oturdum. “Evet?”

     “Zeynel Damsız tam olarak aradığınız adam

sayılmaz.”

     “Nasıl yani?”

     “Hepimiz Hikmet Çağlar’ın altında yer

alıyoruz. Başımızı o çekiyor.” dedi. Bir kere anlatmaya başlamıştı. Bundan

sonrası kolaydı.

     “Kim bu Hikmet Çağlar?” diye sordum.

     “Kendi içinde bir tür mafyacılık oynuyor.

Beni de zorla kattılar aralarına. Hasta bir kardeşim var, onu öldürmekle tehdit

ettiler sürekli. Ben de mecbur kabul ettim ve aralarına katıldım.”

     “Eee, ne alakanız var bu olaylarla?”

     “Hikmet Çağlar’ın bir kliniği var. Orada

ameliyat falan yapıyorlar. Ameliyatların çoğunu Zeynel yapıyor. Tıp mezunu

delinin teki.”

     “Zeynel’in bir çocuğu var mı peki?”

     “Çocuğu mu? Hiç duymadım.”

     “Peki o halde Hikmet Çağlar’ı

tanımlayabilir misin?”

     “Hayır, ben onu hiç görmedim. Bizimle

konuşmaz. Sadece Zeynel ile iletişim kuruyor. Biz Zeynel’ den alıyoruz

bilgileri.” dedi.

     “Tamam, kliniğin adresini ver.” dedim ve

önüne kağıt kalem koydum. Adresi yazdıktan sonra bir süre durdu ve bana baktı.

     “Adresleri almamış mıydınız zaten?” diye

sordu. Başımı iki yana salladım.

     “Blöf yaptınız!” diye bağırdı.

     Yazdığı adresi önünden aldım ve yanımda

bekleyen görevliye uzattım.

     “Allah kahretsin!” diye bağırıyordu hâlâ.

     “Bağırıp durma! Bir süre daha bizimlesin.”

deyip çıktım. Zaten odaya girdiğim andan itibaren adamın korktuğunu

anlayabilmiştim. Birkaç zorlamada konuşacağı belliydi. Elimde dosyayla yukarı

çıkarken Açelya’yla karşılaştım. O da sadece Hikmet Çağlar ismine

ulaşabilmişti. Doruk ise ortalarda yoktu. Umarım adamı dövmemiştir, diye

içimden geçirdim. Akşam olmak üzereydi. Ofise çıkıp ifadeleri dosyaya

yerleştirdik. Sonunda Doruk da gelmişti.

     “Ne yaptın?” diye sordum.

     “Dövdüm.” dedi kısaca.

     “Bir şey çıktı mı?”

     “Teddy takma ismiyle andıkları bir adamdan

bahsetti. Kim olduğunu bilmiyormuş.”

     “Hikmet Çağlar olmasın?” dedi Açelya.

     “O değil. Onun adını ayrıca verdi.”

     “Kaç kişi işlediler bu cinayetleri

anlamıyorum.” dedim iç çekerek. Ardından telefonumu çıkartıp Leyla’yı aradım.

Kemal birkaç yere gitmiş, hepsinin adresini almışlardı. Adam şimdi eve

giriyordu, bu yüzden onlar da geri dönecekti birazdan. Demir ise biz sorgudan

çıkmadan birkaç dakika önce gelip Ayşen Hanım'la konuşmuştu. Odanın kapısı

çalınca hepimiz o tarafa döndük. Demir ve Ayşen Hanım içeri girdi.

     “Bir de sizinle konuşmak istedi

Başkomiserim.” dedi Demir. Başımla onayladım. “Buyurun Ayşen Hanım?”

     “Doğru mu bunlar? Yıllardır büyüttüğüm

çocuk benim çocuğum değil miymiş?” Gözlerinden birkaç damla yaş süzülmeye

başlamıştı. Yaşadıkları o kadar ağırdı ki... Hem çocuğunu kaybediyordu hem de

çocuğun ona ait olmadığını öğreniyordu. Başımı iki yana salladım.

     “Doğumunuz hangi hastanede

gerçekleşmişti?”

     “İstanbul Devlet Hastanesi’nde.”

     “Bir şekilde çocuklar karışmış olabilir.

Biz bununla ilgileneceğiz, lütfen Kemal Bey'e bir şey çaktırmayın.” dedim.

“Bildiğiniz başka bir şey var mı?”

     “Aslında işinizi kolaylaştıracak bir isim

biliyorum.” dediğinde bütün iç organlarım patlayacak gibi hissetmiştim. Bu

kadar isimle ne yapacaktık?

     “Sizi dinliyorum.”

     “Zafer Dönmez. Kızım Kader’in

soruşturmasını yürütüyordu kendisi. Çınar öldükten sonra da bir kere telefonda

görüşmüştük. Sizinle konuşmak istediğini söylemişti.” dedi.

     “Adresi veya telefon numarası var mı

sizde?” Ayşen Hanım Zafer Komiserin telefonunu verip gitti. Hemen numarayı

çevirdim. Telefon uzun süre çaldı. Tam kapatmak için harekete geçtiğimde

açılmıştı.

     “Buyurun?” dedi güçlü bir ses.

     “İyi akşamlar Zafer Komiserim. Ben

Başkomiser Harika Kara. Sizinle bir vaka hakkında görüşmek istiyorum.”

     “İyi akşamlar Harika Hanım, ben de sizinle

görüşmek istiyordum. Küçük Çınar’ın ölümü hakkında değil mi?”

     “Evet. Ne zaman buluşabiliriz?”

     “Ben şu sıralar şehir dışındayım. İki gün

sonra döneceğim. Döndüğümde hemen buluşabiliriz.”

     “O halde döndüğünüzde tekrar konuşuruz.

İsterseniz direkt emniyete de gelebilirsiniz.” dedim. Kendisi de onaylayınca

telefonu kapattım.

     Saat altı olmuştu ve hava kararmaya

başlamıştı yavaş yavaş. Leyla ve Mete sonunda geldi. Adreslerin yazılı olduğu

bir listeyi önümüze bırakıp oturdular.

     “Tahmin ettiğimiz gibi.” dedi Leyla. “Bir

telefonu daha var. Gün boyu telefon görüşmesi yaptı ama sistemden herhangi bir

bildirim gelmedi. Bizdeki numara kullanılmıyor.”

     “Gün boyu saçma sapan yerleri gezdi

şerefsiz. Takip edildiğini anladı mı acaba?” dedi Mete.

     “Bir şey anlamamıştır o angut.” dedi

Doruk.

     “Siz bir şey bulabildiniz mi?” diye sordu

Leyla. Onlara kısaca sorgulardan falan bahsettik. Leyla bir süre telefonuna

baktıktan sonra bana döndü. “Flaşı verdiğim arkadaşım aramış, ben bir konuşup

geleyim.” dedi. Başımı salladım ve kapının önüne çıktı.

     “Teddy ve Hikmet Çağlar hakkında bilgi

toplamamız lazım.” diye sesli düşündüm. “Ayrıca Zeynel’i de yakalamalıyız.

Patlamaya o sebep oldu.”

     “Bir kere karşılaştık. İkincisi kolay olur

artık.” dedi Demir. Açelya’nın da telefonu çalmaya başladı. Bugün telefonlar

susmuyordu nedense. Önce ekrana sonra bize baktı. “Firuze’yi takip eden

arkadaşlar arıyor.” dedi ve hemen açtı. Birkaç saniye konuştuktan sonra

kapattı.

     “Başkomiserim. Firuze bir mekana gitmiş.

Adresi yolluyorlar şimdi. Kadın tekrar evine dönmüş.” Sözlerini bitirdiğinde

bir bildirim sesi odaya yayıldı. “Boğaz yolunu kullanarak bir AVM’ye gitmiş.”

dediğinde Mete aniden doğruldu.

     “Kemal de oradaydı!” dedi ve kalkıp önümde

duran listeyi aldı. Bir süre göz gezdirdikten sonra adreslerden birini

gösterdi. “Bakın hatta adres de burada. Ama biz Firuze’yi hiç görmedik.” dedi.

     “Nedense hiç tesadüf gibi gelmiyor.”

dedim. “Bunun altından da bir şey çıkacak gibi. Belki aynı mağazada falan

bulunmuşlardır. Dikkat çekmemek için doğrudan konuşmasalar da şifreli bir

iletişim gerçekleşmiş olabilir.”

     “Şimdi gittiği mağazaları da atıyorlar

Başkomiserim.” dedi Açelya ve telefonunu bana verdi. Ekranda yazan isimleri

sırayla okumaya başladım. Bir kıyafet mağazas