Giriş
Küçük çocuk ayıcığının kollarından tutmuş
sanki canlı bir arkadaşıyla oynuyor gibi oradan oraya zıplıyor, gülmekten kendini alamıyordu. Bir kulübeyi andıran evinden biraz uzaklaşmıştı. Oysa mutluluğu sokaklarda bulmayı öğrenmişti. Annesi bugün en sevdiği yiyecek olan
patates kızartmasını yapacaktı. Babası ona bir horoz şeker almıştı. Evine gidip önce annesine sonra babasına sarılmanın ve patatesleri afiyetle yemenin hayalini kuruyordu. Bugün belki de küçük çocuğun en mutlu günüydü. Fakat bilmediği bir şey vardı. Hiç tatmadığı bir acı, hiç hissetmediği bir korku onu
bulmak üzereydi.
Neden sonra bulutlar güneşin önünü
kapatarak havanın kararmasına neden oldu. Birden soğuk bir rüzgâr esti. Küçük çocuk ürperdi. Artık gülmüyordu ve ayıcığıyla oynamayı da bırakmıştı. Olduğu yerde durarak hüzünlü bir ifadeyle gökyüzüne baktı. Yağmur yağsın istemiyordu.
Güneş olsun, havada kuşlar, uçaklar olsun istiyordu. Minik elleriyle ayıcığına sarılarak eve doğru yürümeye başladı.
Henüz birkaç adım atmıştı ki siyahlara bürünmüş birisi ona doğru yürümeye başladı. Küçük çocuk korkuyla geri çekildi fakat karşısındaki durmuyordu. Bu geceleri uyumadan önce babasının anlattığı masallardaki kötü adamlara benziyordu. Çaresizce arkasını dönüp koşmaya
başladı. Kalbi gümbür gümbür atıyordu. Bir yandan hafifçe kafasını çevirip baktı. Adam hâlâ peşindeydi ve o da adımlarını hızlandırmıştı.
Küçük çocuk ne kadar koşsa da kaçamayacaktı. Çünkü yaşadığı yer Çıkmaz Sokak'tı ve o duvarı aşması mümkün
değildi. Yine de korkuyla koşmaya devam ediyordu. O yalnızca 4 yaşında bir erkek çocuğuydu ve kimseye zarar vermemişti. Bu yüzden takip edilmesinin nedenini anlayamıyordu.
Yorulmasına aldırmadan yoluna devam edip
duvara ulaştı. Fakat buradan sonra kaçabileceği bir yer yoktu. Tekrar arkasına döndü. Adam her saniye ona doğru biraz daha yaklaşıyordu. Yüksek duvara bir daha baktı ama değişen bir şey yoktu. Ayıcığına daha sıkı sarıldı. Gözyaşlarına
hâkim olamıyordu. Korkuyla bağırmaktan başka bir şey gelmezdi elinden.
“Anne! Baba!”
Kimse duymamıştı. Duvarın kenarına sinmiş çaresizce bakıyor ve ağlıyordu. Adam artık yanı başındaydı. Siyah maskenin ardındaki koyu gözler bir bakışıyla adamın aklındaki bütün pis düşünceleri anlatıp geçmişti.
Eldivenli elleri çocuğu tutmak için uzandı.
Çocuk direndi, minik yumruklarını adama savurdu.
Kocaman eller vahşice bir kez daha öne atıldı.
Bu kez küçük çocuk yakalandı.
Canı yanıyordu, bir kez daha bağırdı ama yine duyan yoktu.
Keskin bir bıçak çekildi ve çocuğun tam kalbine girdi.
Acı bir çığlık sokağı inletti.
Birkaç kez çırpınsa da fazla dayanamadı ve küçük çocuk celladının kollarına bıraktı bedenini.
Sıcak kan bıçağın kenarlarından sızıyordu.
Adam acımasızca çekti bıçağı çocuğun cansız bedeninden.
Kan bu kez fışkırarak adamın üstüne sıçradı fakat o aldırmadı.
Kanlı bıçağı sıkıca kavrayıp kenarda kalan ayıcığa sapladı.
Eldivenli eliyle bıçağın sapından tutarak ayıcığı da alıp yürümeye başladı.
Ne yapacağını iyi biliyordu. Uzun zaman olsa da önceden de yapılmıştı bu vahşilik.
Ayıcığı bıçakla birlikte ilerideki gecekondunun kapısına fırlattı ve hızla oradan uzaklaştı.
Yorumlar
- Ahucannn: Bu badire gerçekten dayanılmaz @zeybikkk böyle bir sahne yazılması kalbimi parçalamıştı
- Aleyna ş.: Ne kadar koşmasına rağmen çaresizlik içinde olduğunu görmek çok zor
- Eylül Karaca: Olan biteni görememek için kimse duymadı sesini ama ben duydum
- Efe Çelik: küçük çocuğun mutluluğu nasıl da hızlı bir şekilde yerini korkuya bıraktı
- Ceren Deniz: Böyle masum bir çocuğa bunlar yaşatılmamalıydı Neden hiçbir ses yok etrafta?
- Recep Karaca: Keşke o karamsar adam peşinden gelmeseydi Ne yol seçtin küçük çocuk?
- Ali Ergin: Ayıcığını sıkıca tutması ne acıklı bir durumdu kötü adamın gelmesi beni de üzdü