2.Bölüm: Kyar Krallığı
Okyanusya’ydı burası. Sırların hüküm sürdüğü, medeniyetin hayat bulduğu, gerçeklerin karanlık suların ardına saklandığı, bir sesin her şeyi mahvettiği diyardı. Yıllar sonra tarih kitaplarında bu şekilde anlatılacaktı.
“Bu ses.” dedim parmağımı kaldırmış suyun içindeki olmayan bir şeyi işaret ederken. Yüreğime korkunun en karanlık tonu yayılmış, mantığımı gecenin sırları perdelediği gibi perdelemişti. “Yardım çağrısı Cary! Babamın yanındaki birliğin sesi bu.” dedim telaşla. Yerimden kalkerken sesi tekrar tekrar dinliyordum. Krallığımızda her birliğin yardım çağrısı için kullandığı farklı bir deniz kabuğu vardı, bu yüzden yardım çağrısı için çıkarılan her ses de birbirinden farklıydı. Ve bu ses kesinlikle babamın birliğine aitti.
İçimde büyüyen korkuyu ve endişeyi bastırmaya çalışıp “Yanıma bir birlik alıp onlara desteğe gitmeliyim.” dedim. Cary nazikçe omzuna dokundu. “Ben de birliğimle sana katılacağım.” Başımı sallayıp Cary’i onaylarken odanın kapısı hızla açıldı. Siyam girdi içeri, endişesi gözlerinden okunuyordu. Sesi duymasıyla telaşlanıp benim yanıma yüzmüş olmalıydı. Boynundaki solungaçları o kadar hızlı hareket ediyordu ki şu anda acil bir durum olmasa ona uzun bir süre dinlenmesini söyleyebilirdim. Ben birliği hazırlaması için emir verecekken Siyam benden hızlı davrandı. “Bir birlik hemen hazırlanıyor. Emrinizi bekliyoruz efendim.” Başımı salladım. “Hemen geleceğim, siz Cary'le birliğin başında bekleyin.” Verecekleri cevabı beklemeden kendi odama gitmek için yanlarından ayrıldım. Odama geldiğimde hızlıca yayımı, sadağımı, hançerimi ve kılıcımı alıp tekrardan dışarı yöneldim.
Sarayın ön kapısına çıktığımda Vera ve Amos Krallık’larının askerlerinden oluşan büyük bir birlik hazır bir şekilde beni bekliyordu. Cary’nin bir askerle harıl harıl bir şeyler konuştuğunu görünce onların yanına yüzdüm. Beni fark eden nişanlım hemen duyduklarını anlatmaya başladı. “Ses yasak bölgeden gelmiş.” “Kyar Vadisi.” dedim endişeyle. Eğer babamlar bir şekilde o vadiye girdilerse ortalık çok karışacaktı. “Onları hemen bulmamız gerek.” dedim nasıl bir yol izlemem gerektiğini düşünürken. “Tabii bunu katil balinalardan önce yapmalıyız.” diye ekledim. Cary umutsuz bir bakış attı bana. “Asita bizim duyduğumuz sesi onlarda duymuştur. Kyar Kralı iki krallık arasında yapılan anlaşmanın bozulmasını muhakkak kendi lehine kullanacaktır.”
Bunların hepsini ben de biliyordum ama ailem tehlikedeyken kabullenmek çok zordu. “Kral ve kraliçeyi kurtarmanın bir yolunu bulalım, ondan sora bunları düşünürüz Cary.” “Tabii ki önceliğimiz Kral Edward ve Kraliçe Nadia. Ama ben her ihtimale karşı babama haber yollandım. Destek birlikler yakında yola çıkar.” Cary’e minnet dolu gözlerle bakıp teşekkür edercesine kolunu sıktım. Ardından askerlere kısa bir bakış atıp “O zaman biz de hemen gidelim.” dedim. Beni bekleyen askerlerime doğru ilerleyecekken Cary bana iyice yaklaşıp fısıldadı. “Asita köpek balıklarıyla gidemeyiz. Biliyorum daha hızlı olur ama...” devam ettirmedi cümlesini. Sadece gözlerimin içine baktı. O an içinde bulunduğumuz çaresizlik, Cary'nin simsiyah gözlerinde hayat bulmuştu.
Başımı yukarı doğru kaldırıp gökyüzünü göremeyeceğimiz kadar derinlerine indiğimiz okyanusa baktım. Akmaya çalışan gözyaşlarımı durması için zorladım. Ardından elimi anlıma bastırıp bıkkınlıkla kapadım gözlerimi, köpek balıkları olmadan gitmek bizi yavaşlatırdı. Ama onlarla da gidemezdik, katil balinalar bunu savaş ilanı kabul eder ve eğer babamlar gerçekten ordaysa onları öldürürlerdi. Yalnızca bununla da kalmaz yıllardır bekledikleri fırsat ayaklarına gelmişken krallığa da saldırırlardı. Yutkunup düşen omuzlarımı dikleştirdim, başka çaremiz yoktu. “Onlarsız gideceğiz Cary. Onlarsız gidip annemi ve babamı alacağız.” dedim.
Cary başını sallayıp birliğe döndü. “Prenses Asita'yı duydunuz. Köpek balıkları olmadan gideceğiz. Bu yüzden olduğunca hızlı yüzüp en kısa sürede orada olmamız gerek.” Birliğin başına geçip askerleri gözden geçirdim. “Ve sakın unutmayın. Yapacağınız tek bir hata bunca yıldır bin bir güçlükle ayakta tutulan barışı bozulmasına ve büyük bir savaşa sebebiyet verebilir. Bu yüzden hiç kimse benim ya da Cary'nin emri olmadan hareket etmeyecek!” Arkamda bekleyen Siyam’a döndüm. “Sen burada kalmalısın ve yokluğumuzda oluşabilecek her türlü sorunla ilgilenmelisin Siyam. Buna çıkacak olan yalan ölüm haberleri ve isyanlarda dahil.” Vezirim önümde saygıyla eğildi. “Veliaht prensesimiz nasıl uygun görürse.”
Vadiye kadar hiç durmadan son hızımızla yüzerken aklımdan onlarca düşünce geçmiş, bana kendimi ışıktan yoksun bir mağarada esirmişim gibi hissettirmişti. Vadinin girişine yaklaştığımızda elimi kaldırıp benim ve Cary’nin arkasında ilerleyen askerleri durdurdum, kırmızı alglerle kaplı bir kayayı gösterip oraya saklanmalarını söyledim. Kayanın arkasına gizlendiğimizde sadağımdan bir deniz oku çekip yayıma yerleştirdim. Ardından bakışlarımı yanımda duran ve beni endişeyle seyreden Cary’e çevirdim, oda kılıcını çekmiş hücum için hazır bekliyordu.
“Normalde katil balinaların bizim tarafımıza çıkışı yasak fakat babamların yardım çağrısı göndermesinin ardından muhakkak önlem almışlardır.” Cary onaylarcasına başını sallayıp etrafa dikkatlice baktı. “Bence bizi bekliyorlar Asita.” dedi ve gözlerini kısıp etrafa dikkatlice bakarken ekledi. “Hatta şu anda bizi izliyorlar.” Yayımı hızla gerdim. “Birini mi gördün?” Cary olumsuz anlamda başını salladı. “Sadece izlendiğimizi hissediyorum.” Ben iç geçirip etrafa bakınırken kolumdan tutulup arkaya doğru çekilince hızla Cary'nin baktığı yere, vadinin girişine, baktım. Cary'nin beni çekiş sebebi tüm heybetiyle karşımızda duruyordu. Çoğunluğuna siyahın hakim olduğu siyah beyaz gövdesi, gelebilecek herhangi bir saldırıya karşı tetikte oluşuyla oldukça büyük bir katil balina tam karşımızdaydı.
Ben merakla onu seyrederken “Bu o!” dedi arkamdan gelen bir ses. Dönüp baktığımda bunu söyleyenin babamın yaşlarında bir asker olduğunu gördüm. Kırmızı zırhının üzerindeki işlemelerden birliklerimizden birini komuta ettiğini anladım. “Kim bu katil balina?” dedim merakla. “Kyar Krallığı’nın kralı.” Kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. “Satris mi?” Satris’in adını daha önce defalarca duymuştum ama hiç karşılaşamamıştık. Onu merakla incelerken aklımda birçok soru vardı. Koskoca kral vadinin girişine neden tek başına çıkmıştı? Ben kenarında elips şeklinde beyaz lekelerin bulunduğu, altında torbaların oluştuğu yorgun gözlere sahip krala bakarken askerim konuşmaya devam etti. “Efendim sırtına ve kuyruğuna bakarsanız derin bir kesiğin olduğunu görürsünüz. Benim yaşıtlarımın çoğu Satris’in kuyruğundaki bu tuhaf yarayı bilir ve onu görür görmez bu yaradan tanır.”
Askerimin dediği yarayı görmek için onun olduğu tarafa doğru gidip bakışlarımı balinanın sırtına çevirince kaşlarım tekrardan havalandı. “Tanrım!” dedim dehşetle yarayı seyrederken. Sırtının büyük bir bölümünü ve kuyruğunun tamamını kaplayan yaranın uyandırdığı dehşetin sebebi büyüklüğü değil şekliydi. Yara canlıda kusma isteği uyandıran yeşil bir renge ve içerisinde su baloncuklarının olduğu şişliklere sahipti. Daha önce bırakın bir balina türünde herhangi bir canlıda bu denli kötü bir şeyi görmemiştim. Askerime dönüp “Bu yara nasıl olmuş?” dedim. Cidden böyle bir yarayı nasıl bir bitki ya da silah yapardı? Askerim bilmediğini söyleyince yarayla ilgilenmeyi bırakıp tüm dikkatimi hâlâ vadi girişinde bekliyor olan krala çevirdim.
“Neyi bekliyor?” dedi Cary merakla. Bakışlarımı kraldan ayırmadan sorusunu cevaplandırdım. “Benim ortaya çıkmamı bekliyor.” Cary dehşete kapılmış bir şekilde bana bakarken ne yapmayı planladığımı anlamıştı. “Sakın bana tahmin ettiğim şeyi yapacağını söyleme Asita.” Elimdeki deniz okunu yerine yerleştirip yayımı sırtıma astım. Cary yumruklarını sıkıp bir anlığına gözlerini kapadı. “Böyle bir şey yapmana izin vermem.” dedi, bastırdığı öfkesi kızaran yanaklarına yansımıştı. “Sadece konuşacağım.” dedim kılıcımı kınından çıkarırken. Cary kolumdan tuttu. “Seni yalnız göndereceğimi sanıyorsan yanılıyorsun