Bölüm-10 Hayat Kırığı
Hayat kırığıydı benim ki yapıştıramadığım belki de parçalarını kaybettiğim ve asla düzeltemeyeceğim...
🦋🦋🦋
Bir hayat kırığında saklıydı bütün benliğim ve düşüncelerim.Bu kadardım.Ne bir fazlam vardı ne de bir eksiğim.
Canımı yakıp giden onca insan vardı.Arkada canı yanan koca bir ben.Umursamazlardı.Ben de öyleydim.Öğretmişlerdi.
Elimde günlüğüm, hatırlayamadığım kaçıncı satırlardayım bilmiyorum?O kadar dalmıştım ki yazmaya neredeyse gün doğumunu kaçıracak ve uykuya dalacaktım.
Defteri kapatıp yanıma bıraktım.Oldum olası gün doğumlarına bayılırdım,bir de gün batımlarına.Yavaşça ayağa kalkıp ,yatağa doğru yürüdüm.
Üzerinden şalımla, telefonumu aldım ve kapıyı açıp çıktım.Koridor tamamen beyaz renklere boyanmıştı.Sevim Hanımın dediğine göre bu katta ben,Ömer,Mete,Giray,Yağmur ve Buğra kalıyordu.
Kim hangi odada kalıyor diye sormamıştım,gerek de yoktu.Zaten en üst katta olduğumdan sadece bir merdiven çıkmıştım.
Çatının her tarafı fazla güzel süslenmişti.Sanırım buraya düşündüğümden daha çok çıkıyorlardı.
Bizimkinin neredeyse aynısı olan çardağa ilerleyip oturdum.Havanın müthiş kokusunu derince çektim içime.
Kulaklıklarımı taktım ve hafifçe çişeleyen yağmurla gülümseyerek üzerime örttüğüm şala daha sıkı sarılıp, arkama yaslandım.
Gün doğumuna az kalmış olmalıydı ve ben bir gram bile uyuyamamıştım.Çalan Barış Manço-Gibi gibi şarkısıyla neredeyse kahkaha atacaktım.
Sanırım dünya üzerime gelmeyi bırakıp eğlendirmeye karar vermişti.Siyah saçlarımın veya pijamalarımın ıslanmasını umursamadım.
Kendimi yağmurun altına atıp,başımı büyük bir huzurla gökyüzüne kaldırdım.Dün akşam neredeydim,şimdi neredeyim?
Hayat cidden garipti.Şarkıyı kimsenin duyamayacağı kadar sessiz ama kendimi duyabileceğim kadar yüksek bir sesle söylemeye başladım.
"Ben yaralı kurt, sen kınalı kuzu.
Biraz cilve aşkın biberi tuzu.
Sanki biraz naz ediyorsun ama
Senin bana gönlün var gibi, gibi
Yüzüme karşı "Git", diyorsun ama
Sanki gözlerin "Kal", der gibi, gibi."
Tam devamını söyleyecektim ki başka birinin söylemesiyle durmak zorunda kaldım.Benim gibi yağmurun altında ıslanmayı umursamayan biriyle.Kulaklığımın tekini benden izinsiz alıp takan biriyle.
Giray benim gibi gülümseyerek şarkıyı söylemeye başladığında, şaşkınlıkla kalakaldım.Üzerinde lacivert sade bir pijama takımı vardı.Kumral saçları dağınıktı ama böyle bile çok iyiydi.
"Arpa buğday yan yana, orak istemez
Yağız at şahlandı mı durak dinlemez."
Nakarat kısmına gelince bana baktı.Ne diye bakıyordu ki bana?Ne alaka yani?Bir şey mi vardı yüzümde?Ay saçmalama Eflin.
"Sanki biraz naz ediyorsun ama
Senin bana gönlün var gibi, gibi.
Yüzüme karşı "Git", diyorsun ama
Sanki gözlerin "Kal", der gibi, gibi."
Öyle miydi?Sahi bana git derken kalmamı mı istiyordun?Öyleyse neden sürekli ...her neyse işte.
Şarkı bittiğinde gün çoktan doğmuştu.Kulaklığımın tekini verip, bana zerre bakmadan çardağa oturdu.
Bir an duraksasam da derin bir nefes alıp çardağa,yanına oturdum.Birbirimize zerre bakmasakta burada olması bile gerilmeme yetiyordu.
Giray "İyi misin?Dün akşam soramadım."dediğinde "İyiyim gibi."deyip kısa kestim.
Hafif kıkırtısını duyunca bakışlarım ona döndü.Bu kadar iyi gülmek zorunda mıydı?Kaşlarımı çatıp "Ne var?"dediğimde kendini durdurup yüzünde ki büyük gülümsemeyle bana baktı.
İşaret parmağını bana doğru uzatıp "Gibi gibi mi?"dediğinde söylediğimiz şarkıya gönderme yaptığını anladığımda benimde yüzümde bir gülümseme oluştu.
Bakışlarımı istemsizce önüme çevirdiğimde "Gibi gibi."dedim.Sonra ise aramızda büyük bir sessizlik oluştu.
Sanırım az önce en normal diyaloglarımızdan birini kurmuştuk aramızda ve bu garipti.Islanmaştık ama zerre garipsemiyorduk.
Onu sormak istiyordum.Yapamadım.Bir türlü cesaret edemiyordum.
Oturduk öylece.Bir şeyleri,kimseleri beklemeden sadece oturduk.Bir kitabın en sessiz sayfalarında ya da müziğin en dinlendirici kısmındaymışız gibiydi.
"Ne düşünüyorsun?"dedim kısık bir sesle.
"Hangi konuyu sorduğuna bağlı.Oyunu söylüyorsan hiçbir fikrim yok.Gerçek hayatı diyorsan bir anda aileye girmen şaşırtıcıydı."dedi.
Haklıydı.Susmaya devam ettim.Bir süre sonra ise kahvaltının kurulacağını anladığımda kalktım.
Pazartesilerden nefret ettiğimi söylemiş miydim hiç?Giraya daha fazla bakmak istemediğimden aşağı indim.
Odama girdiğimde derin bir nefes aldım, saat yediye geliyordu.Hızlıca ıslak kıyafetlerimi çıkartıp,henüz yerleştirmediğim bavulumdan ,okul kıyafetlerimi alıp giyindim.
Gözüm bavulda ki siyah fülara takıldı.Hiç güven vermiyordu.Hele bana yaşattığı o günden sonra dokunasım bile yoktu.
Yine de aldım.Evet bir şeyi yapmayacağım diyorsam kesin yapardım.Saçlarımda gayet güzel duruyordu.
Telefonumu ve çantamı alıp aşağıya indim.Salonda kimse yoktu.Kahvaltı için yemek odasında olmalıydılar.
Benim için gayet gereksiz olsada takmadım.Para çoktu nasılsa.Odaya girdiğimde bütün bakışlar bana döndü.
Hafifçe gülümseyerek "Günaydın."dedim ve dün akşam oturduğum sandalyeye oturdum.
Odaya benim gibi sonradan giren Buğra herkese küçük bir baş selamı verip beklemediğim bir şekilde karşıma oturdu.
Dün akşam oyunun olduğu alana giderken Ömer,Buğra'nın konuşamadığını söylemişti.Aşırı üzülsemde belli etmedim.
İşaret dilini de bilmiyordum ki.Ömer ve Mete öğretirlerdi herhalde.Öyle umuyordum.
İstemsizce bu duruma fazladan içerlenince tekrar tabağıma döndüm.Gözüm tabağımın yanında olan not kağıdına takılınca durdum.
"Günaydınnn."
Altına "Buğra."yazmıştı.Yüzümde istemsizce bir gülümseme oluştuğunda başımı kaldırıp ona baktım.
Gülümseyip,göz kırptı ve hiçbir şey olmadan tabağına döndü.Tatlılığından bayılabilirdim.Sanırım abi olarak kabul edeceğim ilk ve tek kişi olacaktı.
Kahvaltı boyunca kimse konuşmadı.Bizi okula Kuzey'in bırakacağını öğrenince sinirlerim bozulsada mecbur olarak kabul etmiştim.
Aynı zamanda Kuzey'in öğretmen olmasını hiç beklemiyordum.Özellikle okula yeni atanan matamatik hocası olmasını!
Şimdi nerede miydik?Kuzey Beyefendimizin arabasında.Sonunda bizi okula getirebilidiği için neredeyse şükür namazı kılacaktık.
Yine de hiçbirimizden çıt çıkmıyordu.Sürekli sağını,solunu karıştırıp nagivasyonla kavga etse bile...
Arabadan indiğimizde beden dersi olanlar dışında kimse yoktu bahçede.Tabi olmazdı.
Önümde ki koca binaya bakarken, özellikle ilk dersin fizik olduğunu hatırlamışken fatiha okumadan duramazdım.
Ben ellerimi açmış fizik hocasının ağzıma sıçmaması için dua ederken, diğer dördü şaşkınca ne yaptığımı sorgulamakla meşguldü.
Ömer "Ayıptır sorması ne yapıyorsun?"diye merakla sorunca dua'mı bitirip ona döndüm.
"Fizik hocası beni öbür tarafa yollamadan önce günahlarıma tövbe ediyorum."deyip yalandan gözlerimi doldurup,burnumu çektim.
İç çekip elimi Metenin omzuna koyduğumda şaşkın olan çocuk bir şey yapamadı."Hadi siz yenisiniz."deyip onları gösterdim.Sonra elimi kendime doğru çevirdim.
"Ya benn!"diye bağırıp ağlayınca,normal olarak irkildi çocuk.Ömer dehşet içinde yanıma gelip peçete verdiğinde,alıp göz yaşlarımı sildim.
Giray ve Kuzey ise olayı anlamaya çalışıyordu sanırım.Giray "Tamam ağlama,hallederiz."dediğinde göz yaşlarımı silip, gülümseyerek baş salladım.
Sonra ise hâlâ şaşkınca bana bakan dörtlüye bakıp "Fizik hocasına böyle yaparsam inandırıcı olur mu diye denemiştim.Oluyormuş,teşekkür ederimm."deyip okulun içine girdim.
Eh bende böyleydim işte.Ne yaparsınız?Dramatik bir tavır takınıp içeri girdiğimde,ağlama taklitim işe yaramış hızla sırama oturmuştum.
Ozan ve Kerem beni görünce hızla sarılmışlardı.Esin ve Rüzgarla da sarılıp hasret giderince bizimkiler girmişti içeriye.
Dediğim gibi fizik hocası onları azarlamamış,bir daha olmaması gerektiğini söylemişti.
Dersler öyle böyle sıkıcı geçip,gidiyordu.Ne bizimkiler onlarla konuşuyor,ne de onlar bizimkilerle muhabbete geçiyordu.
Ozandan da evde ki dedikoduları almış ve günlük kotamı doldurmuştum.Annem ve diğerleri iyiydi.
Dünden beri herhangi bir mesaj veya not gelmemişti.Okul çıkışına geldiğimizde bizimkiler evlere giderken ben diğerlerini bekliyordum.
Kuzey beni görünce nefret dolu bir bakış atıp, araba