Keşfet

Bölüm-3 Keşke

Deli Dünyam

Ruhunuzu kaplayan,sizi acıdan mahvedecek o keşkelere sığınmamışsanız eğer tebrikler,beni geçtiniz.

🦋🦋🦋

Bir yapboz oyunu duruyordu önümde anlayamadığım,çözemediğim.Aslında sorun oyunda veya bende değildi parçalardaydı.

Oyun bitmişti,parçalar yerleştirilmişti ama ortaya çıkan resim hiçbir şeyi çağrıştırmıyordu.

Eksik değil taklitti. Parçalar öyle benzer taklit edilmişti ki resmin bir parçası sayılmıştı.

Benim hayatım da öyleydi işte eksik değil taklit.Sorun hayatımın taklit edilmesi değildi,sorun taklitçinin hayatımın tam ortasında olmasıydı.

"Resmin bir parçası olmalısınız."diyen resim öğretmenimizin sözü geldi aklıma fakat ben resmin bir parçası değil resmin ta kendisi olmak istiyordum.

Şimdi yatağımda oturmuş elimde ki zarfa bakarkende aynısını düşündüm.Resmin bir parçası olmak isteyen benken neden korkuyordum?

Giray bana zarfı verdiğinde ne içinde yazanlardan ne de zarftan kimseye bahsetmememi söylemişti.

Sonrasında ise bizimkiler gelmiş solan yüzümü görünce orada kalmak istememiş,eve gelmiştik.

Derin bir nefes alıp,saatin gece yarısı ikiye geldiğini gördüm.Zarfı yavaşça açıp,okumaya başladım.

"Tik tak sevgili oyuncular.

Zaman daralıyor,

sadece dört kişi daha ve başlayacak ölümle dans."

Az önce korkmaktan bahsetmiştim değil mi?Gecenin bir yarısı kocaman bir kahkaha atsam deli derler miydi?

Büyük bir oflamayla kendimi sırt üstü yatağa atıp,uzandım.Elim telefonuma gittiğinde hiç bilmediğim bir gruba alındığımı gördüm.

"Yaşam Çalışması😎 grubuna eklendiniz. "

Bu da neydi böyle?Grupta sadece üç kişi vardı ve adıma yazılmış birkaç mesaj.

Dua-Hoşgeldinnn.

Ömer-Sence psikopat bir herif tarafından zarf aldığımız için girdiğimiz bu gruba fazla neşeli bir hoşgeldin olmadı mı?

Dua-Ne dememi bekliyorsun?Keşke gelmeseydin ama geldin kusura bakma mı?

Mesajları okurken şaşırsam mı üzülsem mi bilemedim.Kim olduklarını bile bilmediğim insanlardı sonuçta.Yine de tüm cesaretimi toplayıp "Merhaba."yazdım.

Giray da gruptaydı ama diğer ikisi gibi bir şey yazmamıştı sadece okuyordu.

Ömer-Tanışmak amacıyla soruyorum ismin ne?

Eflin-Eflin ben 17 yaşındayım,lise son sınıf okuyorum.

Dua-Ay bizde.Ben Dua aslında Duanur ama nur ismini hiç sevmediğim için gereksiz buluyorum.

Ömer-Bravoo.Bu gereksiz açıklaman olmasaydı ne yapardık biz Dua.Şu isminin yanına sırf masum olsun diye nur koyulan ama ceddal olan kızlar gibisin şu an.

Ömerin attığı son mesaja istemsizce gülmeden edemedim.Bundan sonrası ise kavgalarıydı,başka bir şey yoktu.

Ne tür bir oyuna girdiğimi veya neden girdiğimi bile bilmiyordum.Bildiğim tek bir şey vardı o da hiç iyi bir şey olmadığı.

Gözlerim yavaş yavaş kapanırken kendimi uykunun tatlı kollarına teslim ettim.

🦋🦋🦋

Sabah bizimkilerle okula gelmiş ilk birkaç ders boyunca benle Esin not alırken diğer üçü uyumuştu.

Öğle arasından önceki son dersti.Ozan dün akşam ki tavırlarımı sorgulayıp dursada hasta olduğumu söyleyip geçiştiriyordum.

Ozan bir anda "Bunlar karşıda oturanlar değil mi?"dediğinde umursamadım.Kimse kimdi yani?

Kerem "Onlar.Giray Demirhan.Mete ve Ömer Sancak.Kız da Ömerin sevgilisi galiba."dediğinde şaşkınlıkla başımı kaldırdım.

Giray ve dün yanında gördüğüm iki arkadaşı.O da beni görünce anlık dursada sonra devam etti ve kapının olduğu duvar kenarı ,üçüncü sıraya oturmuştu.

Bende cam kenarında üçteydim,aramızda iki sıra kadar vardı.Birinin omzuma dokunmasıyla irkilerek ona döndüm.

Esin ve bizimkiler kaşlarını çatmış bana bakarken ne oldu dercesine kafamı salladım.Rüzgar "O çocuğa neden baktığını soruyoruz.Ne iş?"dediğinde umursamazca omuz silkip "Hiç öyle,merak ettim."deyip önüme döndüğümde edebiyat hocamız olan Tuna Hoca gelmişti.

Yeni gelenlerle kısa bir tanışma merasimi,benim sevdiğim ama arkadaşlarımın hoşlanmadığı şiirlerle bitirmiştik dersi.

Bizimkiler kantine inerken bende tuvalete gideceğim diye ayrıldım yanlarından.

Tuvalet kapısının önüne gelmiştim ki telefonuma gelen bildirimle durmak zorunda kaldım.

"Kimseye bir şey söylemeden bodrum katına git."

Bu ne demek oluyordu?Gitmeli miydim?O adama güvenmiyordum.Tekrar bir bildirim gelince,gördüğüm mesajla kaşlarımı çattım.

"Babanı bulmak istiyorsun sanmıştım."

Bu babamın kim olduğunu biliyor anlamına mı geliyordu?Korksam da kimseye çaktırmadan en alt kata kimsenin girmeye cesaret edemediği o yere indim.

Bomboştu ve rutubet kokuyordu.Yerde siyah bir zarf vardı.Aldım.Derin bir nefes alıp,açtım.

"Merhaba sevgili oyuncum.Seni araştırdığım kadarıyla babanın olmadığını,deden ve annenin senden sakladığını öğrendim.Ne yazık.Ailen sana söylemeye bile tenezzül etmemiş.

Şimdi seninle ilk oyunumuzu oynayacağız ve kazandığında sana babanın kim olduğunu söyleyeceğim.Anlaştık mı?

Tek bir soru soracağım;Av mı olmak istersin yoksa avcı mı?

Bütün oyuncuların kaderi senin tek bir cümlene kalacak iyi düşün.Eğer kararını verdiysen bunu sesli bir şekilde dile getir."

Nefes alamıyormuşum gibi hissettim.Aklı olan kimse av olmazdı.Peki ya ben?Ben olur muydum?

Herkesin kaderi nasıl bana bağlı olabilirdi?Av olursam ölecek miydim?Ya yaşarsak Eflin.Ya ölmezsek ve yaşarsak.

Av olmak cesaret isterdi,bende o cesaretin zerresi olmazken söyleyebilir miydim?Kendime cesaret vermek istercesine bir adım ileri gittim.

Bir gün keşke diyeceğimi bile bile söyledim o cümleyi.Ben buydum işte keşkelere sığınan aptal bir kız.

Kafamı kaldırdım ve boş siyah duvara baktım."Av olmak istiyorum."

Tam o sırada bir bildirim.

"Tebriklerrr.İlk sınavı geçtiniz.Şimdi yavaşça yürüyün ve önünüze gelen siyah zarftan istediğinizi öğrenin."

Korksamda ilerledim.Yapabilirdim.Elim titreye titreye aldım zarfı,açtım içinde ki tek bir satırla ,on yedi yıl karanlığa gömülmüş o sırrı.

"Altay Sancak."

🦋🦋🦋

Bir oyunun önünde durmuş,eğlenmek değil yanmak için bekleyen bir grup düşünün.

Yanacaklarını bildikleri halde ateşe yürüyen,kendilerini yakma pahasına sonuna kadar donan.

Bilirsiniz en yakıcı şey o soğuğun sizi ele geçirmesidir ve bende tam şu an da diyorum ki donmadan yanmak mümkün müdür?

Bir gün bu sorunun cevabını alacaktım elbet fakat o gün benden geriye bir ben kalabilecek miydi?

Sancaklar. Dedemin ezeli düşmanları,karşı komşularımız. Ailem.Hiç bilmediğim,görmediğim ailem.

Ozanın dediğine göre sınıfa yeni gelen Ömer ve Mete babamın yiğenleri yani amca çocuklarım oluyor.

Garipti çünkü ne yapacağımı bilmiyordum.Kimseye hiçbir şey söylemeden okuldan çıkıp şu yıkık dökük parka gelmiştim.

Kulağımda kulaklığım Manga-dursun zaman dinliyorum.Hafa gittikçe kararıyordu. Bizimkilerin beni aradığına emindim ama telefonum sessizde olduğu için ulaşamıyorlardı.

Annem umursamazdı ama aynı şeyi dedem için söyleyemeyecektim çünkü saat yediyi geçmişti ve bu da evde beni bekleyen bir ceza olduğunu gösteriyordu.

Ayağa kalkıp üzerimi silkeledim.Okul çantamı alıp tek omzuma takmış,yerden telefonumu almıştım.

Yavaş yavaş yürürken çişeleyen yağmur ve şarkının uyumu beni olduğum dünyadan ayıran tek şeydi.

Şarkının nakarat kısmı gelince zaten bomboş olan sokakta içimden geldiği gibi yüksek bir sesle söylemeye başladım.

Biraz delilik hiç fena olmazdı.Sonuçta hergün bir babam olduğunu öğrenmiyordum.

"Dursun zaman,dursun diyorsunda oyun değil ki yaşamak.

Sen inanmasan da bir son var anla,herkese inat.

Duysun seni 'Dönsün.'diyorsunda oyun değil ki yaşamak.

Yok bi' çaren anla,sakın uyanma yıllara inat."

Sahi oyun değil mi yaşamak?O zaman neden bir yarışta gibi hissediyor,insanların hedefleri için birbirlerini yok etmelerini izliyordum?

Neredeyse otobüs durağına varmıştım fakat başka bir parkta kapüşonlu,elinde cam olan birini gördüm.

İntihar mı edecekti?Hadi be!Hızlı bir şekilde yanına doğru yürüdüğümde yağmur da hızını arttırmıştı.

Gidip yavaşça yanına oturdum,yüzü hâlâ görünmüyordu.Sadece keskin cam parçasına bakıyordu.

Çantamda her ihtimale karşı taşıdığım bıçağı çıkartıp tam cam parçasının üzerine tuttum.

"Cam işini çabuk bitirir ama çok can yakar,bıçak onun kadar acıtmaz."dediğimde irkilerek kafasını kaldırdı.

Gözlerinin mavisi gecenin karanlığında bile ben buradayım diye bağırıyordu.Ben ise onu bur