Bölüm-4 Aşk Düşmanı
Hiç aşktan bahsetmiş miydim?Aşık olmak nasıl bir duyguydu diye çoğu zaman düşünürdüm fakat hiçbir cevaba ulaşamazdım.
Bulamazdım hiç, sonra fark ettim ki aşık olmak için önce sevmeyi,sevilmeyi bilmem gerekiyormuş.
Annem bakamazdı bana ,nedenini hep merak ederdim ama soramazdım. Gözlerime baktığı gibi çekerdi yüzünü benden.
Elimde ki karta bakarken ,yüzümde ki gülümsemeyi engelleyemiyordum. Dans dersim bitmişti,eve doğru gidiyordum ama içimde tarifi olmayan bir heyecan da vardı.Babamı görmüştüm.
İçeriye yeni girmiştim ki annemin yüksek çıkan sesiyle durmak zorunda kaldım.
"Ben bir şey yapmadım baba.Senin yüzünden çocuklarımdan ayrıldım ben ya.Beş yaşında ki oğlumdan ayrıldım.Bir kızım daha var ama gidemiyorum yanına.
Tam karşımızda yaşamaları yetmiyor mu?Neden onlarla görüşmek zorundayım.Kızımın yüzüne bile bakamıyorum ondan ailesini çaldığım için.Bak yeter tamam mı?Bitti."deyip sustuğunda şaşkınlıkla yerimde kaldım.
Beni ilk fark eden yengem şaşkınlıkla "Eflin."demişti ki herkesin bakışları bana döndü.Annem beni görünce hiçbir şey demeden merdivenlere doğru gitti.
Dedem katı bir şekilde "Ben çıkıyorum."deyip yanımdan geçip gittiğinde nasıl bu kadar umursamaz olduğunu düşünmeden edemedim.
Dayım gelip sıkıca bana sarıldığında ondan ayrılıp "Biliyor muydunuz hepiniz?"deyip bir adım geri gittim.
Ozan,Kerem veya Rüzgar neredeydi bilmiyordum.Kimseden ses çıkmayınca arkamı dönüp hızla odama çıktım.
Kardeşlerim varmış.Sadece babamı saklıyorlar sanmıştım oysa.Belki bir saat kadar odamda öylece oturup karşımda ki duvarı seyrettim.
Tabi sevgili kuzenlerim bunu bozmasaydı çünkü bam diye odama dalmalarıyla irkilerek yatağımda sıçradım.
Ozanın sarı saçları dağınıktı,üzerinde ki balinalı pijama takımına bakılırsa onca sesten sonra yeni uyanmıştı.
Rüzgar ve Kerem yeni gelmiş olmalıydılar.Kapıyı kapatıp izin dahi istemeden kendilerini yatağıma attıklarında oflayarak "Kalkar mısınız?"demiştim.
Ozan gayet rahat bir şekilde başını dizime koyup "Uyuyacağım ben."dediğinde kolunu cimcikledim.
Küçük bir iniltiyle doğrulduğunda,unursamadım.Rüzgar "İyi misin?"dediğinde "Bilmiyorum."diyebildim.
Kerem "Sarılmak ister misin?"dediğinde gülümseyerek ona sarıldım.
Ozan esneyerek "Ya bir şey diyeceğim çocukken anlattığın saçma sapan hikayelerinden birini anlatsana yine."dediğinde Rüzgar "Hem kafa dağıtırız bence."deyince başımı salladım.
Hiç moralim olmasada büyük bir gülümseme ile ellerimi çırpıp "Hazır mısınız"diye bağırmıştım.
Ozan tekrar dizime yaslanıp "Gönder gelsin."dediğinde gülerek yastığıma yaslandım.
Kerem kalkıp ışıkları kapatınca,Rüzgar gece lambasını kapatıp,yerine oturdu.Hafifçe öksürerek başlayacağıma dair uyarı verip,başladım.
"Bir varmış,bir yokmuş.Evvel zaman içinde,kalbur saman içinde köyün birinde deli bir kız yaşarmış.
Deli diye çıkamazmış dışarı,utanırmış insanların sözlerinden.Bir gün bakmış ki evde hiçbir şey kalmamış.
Çıkmak zorundaymış ama nasıl çıkacak,ne yapacak bilmiyormuş?Hissettiği tek şey korkuyken nasıl çıkabilirmiş ki?
Almış sepetini, açmış kapısını çıkmış dışarı.Çoğu insan onunla dalga geçerken diğerleri yüzüne bile bakmamış.
Eğmiş kafasını bakamamış kimseye,ağlayan bir çocuğun sesini duyunca durmak zorunda kalmış.
Kimse de yokmuş yanında,öyle yerde tek başına, kollarını dizine sarıp oturuyormuş.
Bir dizinin üstünde eğilip çocuğun yüzüne bakmış."Neden ağlıyorsun?"dediğinde çocuk kafasını kaldırıp kıza bakmış.
Bakmış bakmasına ama kızı görünce daha fazla ağlamış."dediğimde Kerem kaşlarını çatarak sözümü kesti.
"Niye o da mı deli sandığı için korkmuş kızdan?"deyip dudaklarından kısık bir küfür mırıldandığında ben gülerken,Rüzgar ensesine sert bir tokat atmıştı.
Kendimi toparlayıp devam ettim masala.
"Küçük bir çocuktan utanmış kız,tam kalkıp gidecekmiş ki konuşmuş çocuk."Büyümekten korkuyorum."demiş.
Kız anlamış neden ağladığını,yüzünde günler sonra ilk defa büyük bir gülümseme oluşmuş.Ondan korktuğundan ağlamamış.
Oturmuş yine çocuğun yanına "Biliyor musun?"demiş "Bende büyümekten korkuyorum."diye de devam etmiş.
Çocuk kaşlarını çatmış "Sen zaten büyüksün."demiş kız başını iki yana sallayarak reddetmiş çocuğu.
"Önemli olan yaşım değil ki zaten büyümek de kötü bir şey değil."deyip ayrılmış çocuğun yanından.
Bu seferde değirmenciyle karşılaşmış.Seviyormuş değirmenciyi ama söyleyemiyormuş hiç.Biraz un almak için gitmiş yanına.
Korkmuyor da değilmiş değirmencinin koca heybetinden ama aşıkmış işte.Çekinmiş içeri girmeye fakat değirmenci onu fark ettiğinden her zaman sorduğu gibi yine soru sormuş.
"Ölüm nedir?"demiş değirmenci "Ölüm yaşadığını hissettiğin zamandır demiş kız.
"Ölüm bu değil."demiş değirmenci"Peki ya ne demiş kız?" Adam oturmuş kızın karşısına ve başlamış anlatmaya.
"Sen bana insanların yaşamak zorunda olduğunu söylüyorsun,oysa bu çok yanlış.Kimse yaşamak zorunda değildir.Hem yaşamak zorundayım diyen biri ölmekten korkuyor olamaz mı?"dediğinde kız gülümsemiş ve kalkmış yatağından."Diye masala devam edecektim ki Ozanın "Bu ne kızım ya baştan söyleseydin ya kızın rüyası olduğunu deyip mızmızlandığında umursamadan ettim.
"Almış sepetini çıkmış dışarı, ne deli olmayı umursamış,ne de insanların bakışlarını."deyip bitirdiğimde üçü de rüya olmasını sevmese de alkışlamıştı beni.
Sonrasında ise günün yorgunluğuyla erkenden uyuyakalmıştık.
🦋🦋🦋
Yavaşça annemin olduğu odanın kapısının önüne geldim.Saat sabahın beşiydi ama zaten erkenden uyuduğumdan bu saatte kalkmam normaldi.
Kapıyı uyanmasın diye sessizce açıp içeri girdim.Uyuyordu.Sessizce yanına oturacaktım ki gördüğüm kaset çalarla, merakla elime aldım.
İçinde tek bir şarkı vardı.Barış Manço-Kara Sevda şarkısı.İki kişi söylüyordu.Biri annemin sesiydi ama gelen erkek sesinin kimin olduğunu anlayamadım.Umursamadım da pek.
Sonra masanın üzerinde duran,muhtemelen çoktan bitirmiş eski günlüklerinden birini gördüm.
Tarih 1994'ü gösteriyordu.Ne yazdığını merak etsemde okuyamadım.Ondan izin almadan okumak istemiyordum.
Bir sayfanın kenarını özellikle kıvırmış sanki günlüğün bir tek o sayfa için açıyormuş gibi duruyordu.
Orayı açtığımda önüme bir fotoğraf ve gazete parçası çıktı.Önce fotoğrafa baktım.Annem ve kızıl saçları olan güzel bir kadın vardı.Altında da Hülya ve Peri yazıyordu.
Eski arkadaş olmalıydılar.Bu sefer de gazeteyi aldım."Ünlü iş adamının Oğlu Altay Sancak, Hülya Atışla ikinci evliliğine hazırlanıyor."yazıyordu.
Şok içinde kalakaldım.Haber tarihi doğduğum yılı gösteriyordu.Hülya resimde ki Hülya olmasın diye içimden sayısız dua ettim.
Annemle arkadaş olup,ona böyle bir şey yapması iğrençti çünkü annem onca yıl gerçekten böyle bir şeyle mi yaşamıştı.
Beynim o kadar dolmuştu ki ne yapacağımı bilemedim.Gözlerim anneme kaydı "Neler yaşadın sen?"deyip yavaşça yanına yattım.
1994/İstanbul
Bir anda gelen ölüm korkusunu bilir misiniz?Ya aşk.Eğer gençliğin deli dolu yaşlarındaysanız aşık olmanız çok muhtemel bir şeydir.
Ben Peri.İstanbulun en zengin ailelerinden biri olan Karaların tek kızı.Bu kadardı işte,başka hiçbir özelliğim yoktu.
Babam doktor olmamı istiyordu.Kendimi ne kadar doktorluğa versemde müzik tutkum öyle yoğundu ki engel olamıyordum.
Bugün okulda büyük bir konser verilecekti.En yakın arkadaşım olan Hülyanın evinde beraber hazırlanıyorduk.
Hülya da fazla zengindi ama ailesi benimki kadar baskıcı değildi,hatta hiç değildi.
Bazen ona özenmiyor değildim.Güzeldi.Kızıl saçları beline kadar geliyordu mesela ya da masmavi gözleri ve çilleri onu olduğundan tatlı gösteriyordu.
Ben ise bendim işte.Sapsarı saçları ve yeşil gözlerim vardı.Fazla sıkıcıydım ama Hülya öyle değildi.
Okulun popüler çocuğuna aşık olduğum için kendimden utansamda onun için bunlar gayet normaldi.
Sâhi okulun popüler çocuğu demiştim değil mi?Altay Sancak.Rüyalarıma kadar giren o çocuk.
Babam,babasından nefret etsede, ailelerimiz ne kadar düşman olsa da ben de bir o kadar aşıktım.Tabi onun haberi olmasa bile...
Aynada kendime baktım,bir süre.Üzerimde mavi bir bluz,ispanyol beyaz bir pantolon vardı.Sarı saçlarımı mavi kurdeleli toka ile tutturmuş,hafif