Keşfet

Bölüm-7 Zaman Makinası

Deli Dünyam

Beni ölümün pençesinden çıkaran bir zaman makinasında kalmıştım.Çıkmak imkansızdı.

🦋🦋🦋

Çocukken çoğu zaman korkardım zamandan,zaman makinalarından.Ne geçmişin karanlığına gitmek isterdim ne de geleceğin bilmediğim sürprizlerine.

Zaman makinası dediğimiz şey dolabımızın en kuytu köşelerinde duran, hatıra kutusuna koyduğunuz eskimiş bir toka veya küçük bir kağıt parçası değil miydi zaten?

İşte sonra fark ettim ki zaman makinası diye bir şey yokmuş.Hepsi kafamda kurduğum bir oyundan ibaretmiş,hayatım gibi.

Çocuklarla eve gelmiş dedemden bir ton azar işitmiş sonra da yataklara dağılmıştık.Şimdi ne mi yapıyordum.

Annemin kapısının önünde oturmuş,bir ümit açar diye bekliyordum.

Kapıyı yavaşça tıklattığımda,hemen arkasında oturan annemin "Git." diyen sesini duydum.

Gitmeyecektim,gidemezdim.Bana ne kadar kötü davranırsa davransın annemdi işte.Herşeye rağmen...

Bana ninni söylediği ya da mezuniyetime geldiği olmamıştı hiç.Annem müziğe aşıktı ama birkez olsun duymamıştım bana şarkı söylediğini.

Hayallerinden,eski hayatından bahsetmezdi hiç,bende sorgulamazdım zaten.

Şiirlere bayılırdım mesela.Yazmaya,okumaya,dinlemeye ayrı bir hevesim vardı.Muhtemelen annemden kaynaklı bir şeydi.

Kısık bir sesle "Açmayacak mısın?"dediğimde hiç konuşmadı.Belki de artık sesimi duymaktan bile nefret ediyordur.

Yavaşça ayağa kalktım.Beyaz merdivenlere doğru adımlayıp,malikanenin en sevdiğim kısmına gittim.Çatıya.

Özgür ve yalnız hissetmediğim tek yerdi bana göre.Fazlasıyla büyük ve geniş olan çatı katında en sevdiğim şey çardağa uzanıp yıldızları seyretmekti.

Beyaz çardağın etrafını saran pembe güller ve sarmaşıklar öyle güzeldiki yüzümde büyük bir gülümseme ile yanına varıp,uzandım.

Yıldızlar yine muhteşemdi.Her insanın bir yıldızı olduğuna inanılırdı.Efsaneye göre sen ölünce yıldızın da seninle beraber ölürmüş.

Öyle olsaydı gökyüzünden hergün kayan yıldızlardan herkese birer kitap oluşmaz mıydı?

Sevdiklerinden onlara acımasız veya kötü bir son değil de buruk ve gri bir hikayeye esir olamazlar mıydı?

Bir keresinde bir söz duymuştum."Yaşamak için önce ölmen gerekir."diyordu şair.Henüz yaşayamadığıma göre ölümü tatmamış olmalıydım.

Saat muhtemelen gecenin birine geliyordu ve durmadan bildirim gelen telefonum beni neredeyse çıldırtacak dereceye gelmişti.

Biraz yalnız kalayım diye çıkmıştım ama anlaşılan o ki burada da yalnız kalamayacaktım. Tek gözüm açık ekrana bakarken bilmediğim daha doğrusu zarfları gönderen adamdandı mesaj.

"Çardak keyfini bozmak istemezdim ama hazır tek başınayken bir sonra ki görevini öğrenmek ister misin?"

Mesajı okurken yavaşça doğruldum çardağın üzerinde.Beni mi izliyordu?Bir mesaj daha.

"Belki;)"

Ne demek oluyordu bu?Cidden bir sapığım eksikti ya.Ayağa kalkıp bir tur etrafımda döndüğümde kimseyi göremedim.

"Bir sonra ki görev derken neyden bahsediyordun?"dediğimde telefonuma bir bildirim daha geldi.

"Ait olduğun eve dönmenin zamanı gelmedi mi?"

Ait olduğum ev?Bir evim var mıydı da ait olacaktım?Kafamı kaldırıp her neredeyse bilmediğim adama doğru "Benim evim yok."dedim.

"Gerçek ailenle yaşamanı istiyorum."

Ben şok içinde telefona bakarken başka hiçbir mesaj gelmedi.Kendimi yine çardağa attığımda başımı gökyüzüne doğru kaldırdım.

"Yarın uzun bir gün olacak."

🦋🦋🦋

Sabaha nasıl başlanır bilmem ama kimse yıllar sonra yeni tanıştığı babasının evine gitmek için bavul hazırlayarak başlamazdı.

Gitmek istemiyordum ama uyandığım gibi gördüğüm tehdit mesajı ile gitmekten başka çaremin olmadığının farkına varmıştım.

Aileme zarar verebilirdi.Oyunlarına inanmasam bile ya gerçekse diye düşünmeden edemedim.Şüphe bile duysam tek bir kişiye bir şey olmasın diye yapacaktım görevleri.

Siyah orta boy bavulumu sonunda doldurup kapattığımda yatağıma oturup derin bir nefes aldım.

"Neyin içine düştüm ben böyle."diye düşünmeden edemiyordum.Birazdan şu an tek bir ses bile çıkmayan evde, kıyameti koparacağımı bildiğim halde kalktım ayağı.

Üzerime giydiğim beyaz bluzüm ve mavi kot pantolonumla iyi duruyordum.Siyah saçlarımı kendi halinde bırakıp,hafif bir makyaj yapmıştım.

Bavulumu alıp merdivenlerden indiğimde herkesin aşağıda olduğunu görmek beni olduğum andan daha da tedirgin etti.

İlk fark edenin annem olması da kaderin bana olan cezalarından biri olmalıydı.Bavulumu gördüğü gibi ayağa kalkması diğerlerinin de beni görmesine sebep olmuştu.

Sonunda salona indiğimde annem karşıma geçip "Bu ne?"diye sormuştu.Ne diyebilirdim ki?

Saçma sapan bir oyunun içine düştüm. O yüzden yıllar sonra tanıştığım babamın evinde kalacağım falan mı?

Bütün cesaretimi toplayıp "Ben babamın yanında kalmak istiyorum."dedim.Eh annemin bağırmasını beklerdim fakat bir anda attığı kahkahayla şaşırmadan edemedim.

"Sen?"dedi baş parmağıyla beni işaret ederek "Ba-banın evin-de kalmak istiyorsun."gülmekten zor konuşması beni iyiden iyiye gersede duruşumu bozmadım.

Aynı sakinlikle "Evet."demem ile yüzüme yediğim tokat bir olmuştu. Gülmeyi durdurmuş her zaman ki sinirli haliyle bakıyordu şimdi.

Yengemin veya anneannemin annemi sakinleştirmesini umursamadım.Tek düşündüğüm bu anın hemen bitmesiydi.

Anneme baktım.Mavi gömleği ve eteği.Arkadan tutturduğu hafiften beyazlaşmaya başlayan sarı saçları ve yine benimki ile aynı olan yeşil gözleri.

Ben aslında anneme hiç benzemiyordum.Bunu ne zaman mı fark ettim?Babamı gördüğüm ilk an.

Başımı kaldırdığımda annem konuşmaya devam etti."Görüyorsunuz değil mi?Ben doğurdum,büyüttüm,besledim ama hanımefendimiz sevgili babasına gidecekmiş."dediğinde derin bir nefes aldım.

Karşımda bir eli belinde diğer eli başında olan anneme baktım."Yüzüme bakmayan,benimle zerre konuşmayan sen değil misin?Şimdi ne oldu da birden beni çok umursuyormuş gibi davranmaya başladın?"dediğimde sinirle kaldırdı kafasını.

"Bak ne diyeceğim haklısın.Defol git.Madem babanı bu kadar çok seviyorsun git."deyip kolumdan tuttuğunda yengem "Peri bir dur."dese de durmamıştı.

Bir ihtimal beni sevdiğini söyler de gitmeme izin vermez sanıyordum.Yanılmışım çünkü şu an kolumdan tutup,beni evden atan da annemdi.

Ozanların hafta sonu futbol antremanları olduğundan evde değillerdi.İyi ki de değillerdi.

Annem beni öyle hızlı kapıdan atmıştı ki pantolonumun altında ki dizimin kanadığına emindim.

Anneannem ve dayım yanıma gelecekti ki annem onları durdurup,bana baktı.Bakmasaydı keşke gözlerinde öyle büyük bir kırgınlık ve acı vardı ki setçe yutkunmadan edemedim.

"Bir daha sakın yanıma gelme."deyip bavulumla beni orada bırakıp kapıyı suratıma kapatmıştı.Ağlamak istiyordum ama şimdi olmazdı.

Burnumu çekerek yavaşça ayağa kalktım.Bavulumu da alıp malikaneden çıktım.Şimdi ne yapacaktım?

Karşımda ki eve baktım.Nasıl gidecektim?İstemezlerdi ki beni.Öz annem istememiş onlar nasıl istesin.Herşeye rağmen yürüdüm yılların pişmanlığını yaşayacağım o eve.

Beni kabul edip ,etmeyeceklerini bile bilmediğim bir ailenin kapısının önündeydim şimdi.Bu günlük kendime sözüm olsundu herşey bittiğinde ağlamak.

Günlerden pazar olduğundan muhtemelen hepsi evdeydi.Titreyen ellerime rağmen büyük bir özgüvenle çaldığım kapı saniyesinde açılmıştı.

Mete siyah dalgalı saçları ve balinalı pijama takımıyla önümde dururken ne yapacağımı bilemedim.

O da zaten beni görünce şaşkınlıkla kendisine çeki düzen verip,girmem için yolu açtı.Hiçbir şey sormadan elinde bavulla gelen birini içeri almasına gülsem mi,şaşırsam mı?Bilemedim.

Salonda oturan kalabalık beni görünce teker teker ayaklandığında gözüm bir tek Altay beyi yani babamı buldu.

"Kusura bakmayın belki rahatsız ediyorumdur ama misafir kabul ediyor musunuz?"dediğimde bana benzeyen ve muhtemelen benden yedi sekiz yaş büyük olan adam sinirle bana baktığında bakışlarımı çevirmiştim.

"Hayır kalamazsın nasıl geldiysen öyle git."diyen adama tatlı olduğunu düşündüğüm bir gülümseme ile bakıp"İyi o zaman kalıyorum."dedim.

Az önce bana sinirle bakan adam da kardeşini desteklemek adına "Ne hakla burada kalacaksın?"dediğinde gayet rahat bir şekilde "Valla inanır mısın kardeşin olarak."dedim.

Tam başka bir şey daha söyleyeceklerdi ki Altay Beyin ikisini