10. BÖLÜM — ESKİ KAYDIN İZİ
10. BÖLÜM — ESKİ KAYDIN İZİ
Ertesi sabah Atlantika'da hava her zamankinden daha sessizdi.
Dylan kahvaltı salonuna girdiğinde David ve Alex yine aynı yerdeydi.
Alex elindeki bardağı masaya bıraktı.
"Bugün suratın biraz daha iyi."
Dylan sandalyesine oturdu.
"Öyle mi?"
"Evet."
David ona baktı.
"Rıhtıma gitmedin mi?"
"Gitmedim."
Alex şaşırmış gibi yaptı.
"Gerçekten mi?"
Dylan gülümsedi.
"Şaşırmana gerek yok."
"Biraz şaşırdım."
Dylan başını iki yana salladı.
"Bugün sakin kalacağım."
David hafifçe gülümsedi.
"İşte bunu duymak güzel."
Dylan bir süre sessiz kaldı.
Sonra aklına gelen soruyu sordu.
"Fiona'yı gördünüz mü?"
Alex başını salladı.
"Hayır. Neden?"
"Yok bir şey."
David dikkatle baktı.
"Taşla mı ilgili?"
Dylan cevap vermeden önce kısa bir süre düşündü.
"Belki."
Alex hemen meraklandı.
"Ne söyledi?"
"Eski kayıtlarda taşın üzerindeki şekle benzeyen bir şey görmüş."
David'in yüzündeki ifade değişti.
"Ne demek istiyorsun?"
"Fiona da bilmiyor."
Alex sandalyesine yaslandı.
"Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi?"
Dylan omuzlarını kaldırdı.
"Ben de onu anlamaya çalışıyorum."
---
Aynı saatlerde Fiona sarayın arşiv bölümündeydi.
Burası sarayın diğer bölümlerinden daha sessizdi.
Duvar boyunca uzanan raflarda yüzlerce eski kayıt bulunuyordu.
Fiona elindeki küçük kâğıda bakarak rafların arasında ilerledi.
Aradığı şeyin ne olduğunu bile tam olarak bilmiyordu.
Sadece dün gördüğü şekli hatırlıyordu.
Bir süre sonra eski bir sandığı fark etti.
Üzerinde neredeyse silinmiş bir işaret vardı.
Fiona sandığın kapağını açtı.
İçinde eski haritalar, saray kayıtları ve yıllardır açılmamış birkaç dosya vardı.
Dosyalardan birini eline aldı.
Sayfaları çevirmeye başladı.
Bir süre sonra durdu.
Sayfanın kenarında küçük bir çizim vardı.
Fiona'nın yüzündeki ifade değişti.
"Bu..."
Çizimin tamamı taşın üzerindeki şekille aynı değildi.
Ama bazı çizgiler birbirine benziyordu.
Fiona parmağını çizimin üzerinde gezdirdi.
Altındaki yazıyı okumaya çalıştı.
Yazı oldukça eskiydi.
Bazı kelimeler neredeyse silinmişti.
Fiona yalnızca birkaç kelimeyi seçebildi.
"Deniz... kapısı..."
Kaşlarını çattı.
Yazının devamı okunmuyordu.
Fiona sayfayı dikkatlice çevirdi.
Arkasında başka bir not vardı.
Bu kez yalnızca birkaç kelime seçilebiliyordu.
"İşaret yeniden..."
Devamı kopmuştu.
Fiona birkaç saniye sayfaya baktı.
"Devamı nerede?"
Sayfaları karıştırdı.
Ama başka bir şey bulamadı.
Dosyayı kapatmak üzereyken arkasından bir ses geldi.
"Bir şey buldun mu?"
Fiona hızla döndü.
Kaelen kapının yanında duruyordu.
Fiona dosyayı kapattı.
"Henüz değil."
Kaelen ona baktı.
"Yalan söylemeyi hiç beceremiyorsun."
Fiona istemeden gülümsedi.
"Bir şey buldum. Ama ne anlama geldiğini bilmiyorum."
Kaelen yaklaştı.
Fiona dosyayı açıp ona gösterdi.
Kaelen sayfadaki işarete baktı.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Fiona onun yüzündeki değişikliği fark etti.
"Tanıyor musun?"
Kaelen gözlerini çizimden ayırdı.
"Hayır."
Fiona birkaç saniye bekledi.
"Gerçekten mi?"
Kaelen dosyayı kapattı.
"Eski kayıtların çoğu birbirine benzer."
Fiona onun cevabından tam olarak emin değildi.
Ama daha fazla üstelemedi.
Kaelen arşivden çıkarken bir kez daha arkasına baktı.
Sayfadaki işaret gözünün önünden gitmiyordu.
---
Londra'da Asher, sabah saatlerinden beri huzursuzdu.
Gece aldığı notu cebinden çıkardı.
Kâğıdı masanın üzerine bıraktı.
"Seni arayanlar var."
Kelimelere tekrar baktı.
Kim olduğunu bilmiyordu.
Ama son birkaç gündür çevresinde tuhaf bir hareketlilik vardı.
Önce rıhtım...
Sonra o taş...
Ardından denizin garip davranışları...
Şimdi de bu not.
Asher sandalyesinden kalktı.
Pencereye yaklaştı.
Sokak her zamanki gibi kalabalıktı.
İnsanlar işe yetişmeye çalışıyor, arabalar caddeden geçiyordu.
Her şey normal görünüyordu.
Ama Asher'ın içindeki huzursuzluk geçmiyordu.
Tam perdeyi kapatacakken karşı kaldırımda birini gördü.
Koyu renkli bir pelerin...
Başını hafifçe öne eğmiş bir adam.
Asher gözlerini kıstı.
Adam bir anlığına ona baktı.
Sonra kalabalığın arasına karıştı.
Asher hemen kapıya yöneldi.
Merdivenlerden aşağı indi.
Sokağa çıktığında adam çoktan kaybolmuştu.
Asher etrafına baktı.
"Kimdi o?"
Cevap yoktu.
Ama ilk kez, notta yazan sözlerin bir şaka olmadığını düşündü.
Gerçekten biri onu arıyordu.
---
Atlantika'da Dylan sarayın dışına çıktığında Elora'yı kıyıda buldu.
Elora onu görünce gülümsedi.
"Bugün gerçekten rıhtıma gitmeyecek misin?"
Dylan başını salladı.
"Hayır."
"Şaşırdım."
Dylan güldü.
"Herkes aynı şeyi söylüyor."
Elora yanına geldi.
"Çünkü seni tanıyoruz."
Dylan denize baktı.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra konuştu.
"Elora."
"Hı?"
"Sen Asher'ı gördüğünde ne hissettin?"
Elora şaşırdı.
"Ne demek istiyorsun?"
"Yani... İlk gördüğünde."
Elora biraz düşündü.
"Tuhaf geldi."
"Neden?"
"Çünkü yüzü sana çok benziyor."
Dylan bakışlarını denizden ayırmadı.
"Biliyorum."
Elora onu izledi.
"Sen de fark ettin."
"Evet."
"Belki sadece benzerliktir."
Dylan başını salladı.
"Belki."
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Sonra Dylan sessizce ekledi.
"Ama onu görünce neden bu kadar garip hissettiğimi anlamıyorum."
Elora elini onun koluna koydu.
"Belki de onunla konuşursan anlarsın."
Dylan ona baktı.
"Bu sefer gerçekten konuşacağım."
Elora gülümsedi.
"Umarım."
---
Akşam saatlerinde Mireia yeniden odasındaydı.
Önündeki masada birkaç eski kayıt duruyordu.
Görevli sessizce karşısında bekliyordu.
"Başka bir şey buldunuz mu?" diye sordu Mireia.
"Hayır, Majesteleri."
"Hiçbir şey mi?"
"Eski liman kayıtlarının bir kısmı kayıp."
Mireia kaşlarını çattı.
"Kayıp mı?"
"Evet."
"Ne zamandan beri?"
Görevli cevap vermeden önce düşündü.
"Kesin bir tarih yok."
Mireia dosyaya baktı.
"Bulun."
"Emredersiniz."
Görevli çıktı.
Mireia yalnız kaldığında dosyalardan birini açtı.
Asher'ın adı birkaç kez geçiyordu.
Ama hiçbirinde ailesine dair bir bilgi yoktu.
Geçmişinin büyük bir bölümü eksikti.
Mireia parmağını sayfanın üzerinde gezdirdi.
"Bu kadar eksik kayıt..."
Bir süre daha sayfaya baktı.
Sonra dosyayı kapattı.
"Garip."
---
Gece çöktüğünde Dylan odasında tek başına oturuyordu.
Pencereden dışarı baktı.
Deniz karanlıktı.
Cebindeki taşı çıkardı.
Bir süre elinde tuttu.
Hiçbir şey olmadı.
Dylan tam taşı masaya bırakacakken dışarıdan çok hafif bir ses duydu.
Su sesi.
Dylan pencereye yaklaştı.
Denizin yüzeyinde küçük dalgalar oluşmuştu.
Sonra bir anlığına, uzakta bir ışık gördü.
Dylan dikkatle baktı.
Işık kaybolmuştu.
"Ne gördüm ben?"
Pencereyi biraz daha açtı.
Soğuk hava içeri doldu.
Dylan gözlerini denizden ayırmadı.
Aynı anda Londra'da Asher da Thames'in kıyısında duruyordu.
O da suya bakıyordu.
Cebindeki taş yine hafifçe ısındı.
Asher bu kez taşı çıkardı.
Çizgiler birkaç saniyeliğine belli belirsiz parladı.
Asher şaşkınlıkla taşa baktı.
Sonra parıltı kayboldu.
"Yine mi?"
Taşı avucunda sıktı.
Bu kez denizden çok hafif bir ses geldi.
Asher başını kaldırdı.
Sanki biri uzaktan adını söylemişti.
Ama çevresinde kimse yoktu.
Asher birkaç saniye boyunca kıyıda öylece durdu.
Sonra yavaşça fısıldadı.
"Kim var orada?"
Thames cevap vermedi.
Sadece su, kıyıya sessizce vurdu.