🔱 6. BÖLÜM — DENİZİN HİSSETTİĞİ
🔱 6. BÖLÜM — DENİZİN HİSSETTİĞİ
Dylan, David ve Alex'in ardından rıhtımdan ayrılırken bir kez daha arkasına baktı.
Asher hâlâ oradaydı.
Sislerin arasında tek başına duruyordu.
Dylan'ın içindeki öfke geçmemişti. Hatta Asher'ı gördükçe daha da artıyordu. Ama bunun yalnızca Elora'yla ilgili olmadığını da hissediyordu.
Asher'ın bakışlarında onu rahatsız eden bir şey vardı.
Tanıdık gelen bir şey.
Dylan bundan hoşlanmıyordu.
"Geliyor musun?"
David'in sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı.
"Evet."
Alex, Dylan'ın yüzüne baktı.
"İyi misin?"
"İyiyim."
David kaşlarını kaldırdı.
"Hiç öyle görünmüyorsun."
Dylan cevap vermedi.
Üç kardeş kıyıdan uzaklaşırken Dylan'ın aklı hâlâ geride kalmıştı.
Asher'ın söyledikleri kulağında dönüp duruyordu.
Ben hiçbir yere ait değilim.
Dylan neden bu cümleyi bu kadar fazla düşünüyordu?
Bilmiyordu.
---
Atlantika'ya döndüklerinde sarayın koridorları her zamanki gibi sessizdi.
Dylan doğrudan odasına gitmek istedi.
Fakat birkaç adım sonra durdu.
Göğsünde yine o garip sızı vardı.
Elini göğsüne götürdü.
Derin bir nefes aldı.
Acı değildi.
Daha çok bir baskı gibiydi.
Sanki denizin kendisi ona bir şey söylemeye çalışıyordu.
Dylan gözlerini kapattı.
Bir süre sonra his kayboldu.
"Yine mi?"
Arkasından gelen sesle döndü.
Fiona koridorun diğer ucunda duruyordu.
Kadim cadı elindeki asasını yere hafifçe dayamış, Dylan'a dikkatle bakıyordu.
Dylan kaşlarını çattı.
"Sen ne zamandır buradasın?"
"Yeterince uzun zamandır."
Dylan iç çekti.
"Bir şey yok."
Fiona yaklaştı.
"Bir şey var."
"Yorgunum."
"Yorgunluk böyle olmaz."
Dylan cevap vermedi.
Fiona birkaç saniye onu izledi.
"Karaya çıktın."
Bu bir soru değildi.
Dylan başını çevirdi.
"Evet."
"Ve bir şey oldu."
"Her zamanki gibi abartıyorsun."
Fiona hafifçe gülümsedi.
"Ben bir şey söylemedim."
Dylan ona baktı.
"Ne demek istiyorsun?"
"Karaya çıktığından beri enerjin değişmiş."
Dylan'ın yüzündeki ifade ciddileşti.
"Nasıl?"
"Deniz seni dinliyor ama sen denizi dinlemiyorsun."
Dylan sustu.
Fiona devam etti.
"İçinde bir huzursuzluk var."
Dylan kısa bir süre düşündü.
"Bir çocukla karşılaştım."
Fiona'nın bakışları değişti.
"Kim?"
"Asher."
"Onu tanıyor musun?"
"Hayır."
"Ne biliyorsun hakkında?"
"Hiçbir şey."
Fiona başını hafifçe eğdi.
"Öyleyse neden aklından çıkmıyor?"
Dylan cevap vermedi.
Çünkü bunu kendisi de bilmiyordu.
Fiona'nın gözleri Dylan'ın elindeki altın mızrağa kaydı.
"Onunla kavga ettin."
Dylan şaşırdı.
"Nasıl biliyorsun?"
"Üzerinde denizin huzursuzluğu var."
Dylan kaşlarını çattı.
"Fiona, bana açıkça söyle."
"Ne?"
"Bu çocukla ilgili bir şey mi var?"
Fiona birkaç saniye sustu.
"Belki."
"Belki mi?"
"Henüz hiçbir şey söyleyemem."
Dylan bundan hiç hoşlanmamıştı.
"Sen her şeyi biliyormuş gibi konuşuyorsun."
"Her şeyi bilseydim sana söylemekten çekinmezdim."
Dylan sustu.
Fiona biraz daha yaklaşarak konuştu.
"Şimdilik tek söyleyebileceğim şey şu: O çocuğu gördüğünde hissettiğin şeyi küçümseme."
"Ne hissettiğimi bile bilmiyorum."
"İşte asıl sorun da bu."
Fiona arkasını dönüp yürümeye başladı.
Dylan arkasından seslendi.
"Fiona."
Cadı durdu.
"Bir şey daha söyle."
Fiona dönmeden cevap verdi.
"Henüz zamanı değil."
Sonra koridorun karanlığında gözden kayboldu.
Dylan olduğu yerde kaldı.
Fiona'nın sözleri kafasını daha da karıştırmıştı.
---
Bir süre sonra David ve Alex onu sarayın üst salonunda buldu.
David'in yüzünden konuşmak istediği belliydi.
"Dylan."
Dylan döndü.
"Ne oldu?"
David karşısına geçti.
"Bugün rıhtımda yaşananları anlat."
Dylan iç çekti.
"Anlatılacak bir şey yok."
Alex hemen araya girdi.
"Bir yabancıyla kavga etmişsin."
"Önce o başlamadı."
Alex şaşkınlıkla baktı.
"Sen başlamadın mı?"
Dylan sustu.
David hafifçe başını salladı.
"Demek konu yine Elora."
Dylan'ın yüzü gerildi.
"Elora'nın bununla ne ilgisi var?"
"Onu Asher'la gördün."
Dylan cevap vermedi.
David bunu cevap olarak kabul etti.
"Bak, seni suçlamıyoruz."
"Öyle konuşmuyorsunuz."
Alex biraz daha sakin bir sesle konuştu.
"Çünkü kendini kontrol etmeni istiyoruz."
Dylan kardeşlerine baktı.
"Ben kendimi kontrol ediyorum."
Alex kaşlarını kaldırdı.
"Rıhtımda mızrakla birine saldırmana kontrol mü diyorsun?"
Dylan cevap vermedi.
David'in sesi biraz yumuşadı.
"Elora'yı önemsediğini biliyoruz."
"Bu sadece onunla ilgili değil."
İki kardeş aynı anda Dylan'a baktı.
David sordu:
"Öyleyse ne?"
Dylan birkaç saniye düşündü.
"Asher."
Alex'in yüzü ciddileşti.
"Onu neden bu kadar önemsiyorsun?"
"Önemsemiyorum."
"Öyle görünmüyor."
Dylan başını iki yana salladı.
"Onu gördüğümde garip bir şey hissediyorum."
David dikkatle baktı.
"Nasıl bir şey?"
"Bilmiyorum."
"Tanıdık mı?"
Dylan sustu.
Sonra istemeden başını salladı.
"Evet."
Alex ile David birbirlerine baktılar.
Dylan devam etti.
"Ama bu mümkün değil. Onu daha önce hiç görmedim."
David bir süre düşündü.
"Belki sadece rıhtımdaki olayın etkisidir."
"Belki."
Dylan bunu söylerken kendisi bile inanmıyordu.
Çünkü içindeki o his, Asher'dan uzaklaştıkça geçmiyordu.
Tam tersine daha da belirginleşiyordu.
---
Sarayın başka bir bölümünde Kraliçe Mireia, Caelum'un dersleriyle ilgileniyordu.
Dışarıdan bakıldığında her şey normaldi.
Fakat Mireia'nın aklı başka yerdeydi.
Dylan'ın karaya çıktığını biliyordu.
David ve Alex'in de onun peşinden gittiğini öğrenmişti.
Bu durum hoşuna gitmişti.
Üç kardeşin sürekli birlikte hareket etmesi, onun planlarını zorlaştırıyordu.
Ama şimdi aralarına başka bir şey girmişti.
Karadaki yabancı.
Mireia'nın yüzündeki gülümseme kısa süreliğine belirginleşti.
"Demek Asher..."
Yanındaki görevli sessizce bekliyordu.
Mireia ona döndü.
"Şimdilik kimseye dokunmayın."
"Emredersiniz."
"Ve Dylan'ın karaya çıkışlarını takip edin."
Görevli başını eğdi.
Mireia yeniden pencereden denize baktı.
"Ne kadar çok sır ortaya çıkarsa, sarayda o kadar fazla korku olur."
Sonra hiçbir şey olmamış gibi Caelum'un yanına döndü.
---
O gece Dylan odasında tek başına oturuyordu.
Pencereden dışarı baktığında Atlantika'nın karanlık sularını görebiliyordu.
Normalde denizin sesi onu sakinleştirirdi.
Bu gece ise tam tersiydi.
Gözlerini kapattığında rıhtım gözünün önüne geliyordu.
Elora.
Asher.
Kavga.
Ve o garip his...
Dylan gözlerini açtı.
"Bu çocuk kim?"
Cevap yoktu.
Sadece uzaktan dalgaların sesi geliyordu.
Dylan ayağa kalkıp pencereye yaklaştı.
Tam o sırada denizin yüzeyinde küçük bir dalga yükseldi.
Dylan dikkatle baktı.
Dalga birkaç saniye sonra kayboldu.
Ama göğsündeki o garip his yeniden ortaya çıkmıştı.
Bu kez daha belirgindi.
Dylan elini göğsüne koydu.
"Sen de mi hissediyorsun?"
Kime söylediğini kendisi bile bilmiyordu.
---
Aynı saatlerde Londra'nın başka bir yerinde Asher da uyuyamıyordu.
Eski taş yapının içinde, küçük odasının penceresinden dışarı baktı.
Aklına Dylan gelmişti.
Onunla neden kavga ettiğini anlayabiliyordu.
Elora'yı yanlış anlamıştı.
Ama başka bir şeyi açıklayamıyordu.
Dylan'ın yüzü...
Sesi...
Bakışları...
Hepsi tuhaf biçimde tanıdık geliyordu.
Asher başını ellerinin arasına aldı.
"Ben onu nereden tanıyorum?"
Cevap bulamadı.
Dışarıdan Thames'in sesi geliyordu.
Asher pencereye yaklaştı.
Suyun üzerinde hafif bir hareketlenme vardı.
Bir süre baktı.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi su yeniden sakinleşti.
Asher pencereyi kapattı.
Ama ikisinin de bilmediği bir şey vardı.
Aynı gece, aynı deniz iki farklı yerde aynı huzursuzluğu taşıyordu.
Ve bu kez ne Dylan ne de Asher bunun nedenini anlayabiliyordu.