Keşfet

BÖLÜM 1 — SİS VE KUTSAL İHANET

Derinliğin Kanı

🔱 DERİNLİĞİN KANI: KANLI BEŞİK

BÖLÜM 1 — SİS VE KUTSAL İHANET

Londra rıhtımlarına çöken sis, Thames Nehri'nin üzerinde ağır ağır sürükleniyordu.

Soğuk hava kemiklere işliyor, nehrin üzerinden yükselen nem bütün rıhtımı gri bir perde gibi kaplıyordu. İnsanlar birkaç metre önlerini bile zor seçerek evlerine yetişmeye çalışıyordu.

Onlar için sıradan bir Londra gecesiydi.

Hiçbiri ayaklarının altında uzanan karanlık suların derinliklerinde başka bir dünyanın yaşadığını bilmiyordu.

Hiçbiri yüzyıllardır insanlardan saklanan bir krallığın varlığından haberdar değildi.

Ama su...

Su hiçbir şeyi unutmazdı.

Yıllar önce yaşanan o gecede de unutmamıştı.

Yaklaşan kanın kokusunu çoktan içine çekmişti.

YILLAR ÖNCE

Okyanusun kilometrelerce altında bulunan deniz sarayı, o gece alışılmadık derecede sessizdi.

Kristal duvarların ardındaki su dalgalanıyor, sarayın etrafını saran bin yıllık mercanlar birer birer kararıyordu.

Taht salonunun ortasında Deniz Kralı Kaelen duruyordu.

Elindeki som altından yapılmış üç başlı mızrağı yere sertçe vurdu.

GÜM!

Sarsıntı bütün saraya yayıldı.

Kaelen'ın yüzünde alışılmadık bir öfke vardı.

Ama gözlerinin derinlerinde başka bir duygu saklıydı.

Korku.

“İhanet!”

Sesi taht salonunda yankılandı.

“Karadaki insanlar anlaşmamızı bozdu. Gryffin Hanedanlığı'nın vampirlerine sarayın gizli geçitlerini sattılar.”

Kaelen yumruklarını sıktı.

“Yüzyıllardır koruduğumuz barış, birkaç parça altın uğruna yok edildi.”

Tam o sırada uzak koridorlardan ölüm çanlarının sesi yükseldi.

Bir kez.

İki kez.

Üç kez.

Saraydaki herkes bunun ne anlama geldiğini biliyordu.

Düşman içeri girmişti.

Sarayın diğer tarafında iki küçük prens, karanlık koridorlarda koşuyordu.

On bir yaşındaki David, on yaşındaki kardeşi Alex'in elini bırakmıyordu.

“Koş!”

“David... Korkuyorum.”

“Ben yanındayım.”

David kardeşine baktı.

“Bırakmayacağım.”

İkisi de korkuyordu.

Ama korkularından daha büyük bir şey vardı.

Korudukları sır.

Sarayın en gizli odasında küçük kardeşleri vardı.

Üç aylık ikizler Dylan ve Asher...

Ve onların yanında, sarayın evlatlığı küçük Prenses Lyra.

Kutsal odanın ortasında devasa bir deniz kabuğundan yapılmış beşik duruyordu.

Beşiğin üzeri incilerle süslenmişti.

İçinde iki bebek ağlıyordu.

Lyra ise beşiğin başından ayrılmıyordu. Dışarıdan gelen patlama sesleriyle her seferinde irkilse de iki bebeği yalnız bırakmıyordu.

“Geçecek...” diye fısıldadı.

“Merak etmeyin. Babanız sizi kurtaracak.”

Tam o sırada kapı büyük bir gürültüyle açıldı.

Baş muhafız içeri girdi.

Zırhının birçok yeri parçalanmıştı. Mavi kanı omzundan aşağı süzülüyordu.

“Majesteleri!”

Kaelen hemen ona döndü.

“Ne oldu?”

Muhafız nefesini toparlamaya çalıştı.

“İnsanlar gümüş ağlar kullanıyor. Büyümüzü bozuyorlar. Suyun içine gümüş karıştırmışlar.”

Kaelen'ın yüzü gerildi.

“Vampirler?”

“Onlar da içeride.”

Muhafız yutkundu.

“Çocukların bulunduğu odaya doğru ilerliyorlar.”

Kaelen'ın bakışları bir anda değişti.

“Çocuklar...”

Başka hiçbir şey söylemedi.

Mızrağını kavrayıp odadan çıktı.

Sarayın koridorları artık bir savaş alanına dönmüştü.

Kara büyü kutsal sulara karışıyor, kristal duvarların üzerinde siyah damarlar gibi ilerliyordu.

Mercanlar birer birer kararıyordu.

Kaelen hızla kutsal odaya ilerlerken uzaktan çocuklarının seslerini duyabiliyordu.

Sonunda kapının önüne ulaştı.

Tam içeri gireceği sırada büyük bir patlama oldu.

Kapı parçalandı.

İnsan askerler odaya doluştu.

Arkalarından Gryffin vampirleri geldi.

Üzerlerindeki kan kırmızısı armalar, karanlıkta bile kolayca seçiliyordu.

Kaelen mızrağını kaldırdı.

“Çocuklarıma dokunmayın!”

Savaş bir anda başladı.

David eline geçirdiği küçük deniz kılıcıyla ileri atıldı.

Bir vampirin saldırısını güçlükle savuşturdu.

Ancak hemen ardından gelen bir darbeyle geriye savruldu.

“David!”

Alex kardeşine doğru koşmak istedi.

“Alex!”

Kaelen'ın sesi bütün odayı doldurdu.

“Beşiğin yanında kal!”

Alex durdu.

Korkmasına rağmen geri döndü.

Küçük bedenini beşiğin önüne siper etti.

“Onlara dokunamazsınız.”

Kaelen düşmanları geri püskürtmeye çalışıyordu.

Sonunda beşiğe ulaştı.

Dylan'ı kucağına aldı.

“Tamam... Seni çıkartacağım.”

Sonra Asher'a uzandı.

Fakat tam o anda tavandan devasa bir gümüş ağ düştü.

Kaelen'ın üzerine kapandı.

Kral acıyla dizlerinin üzerine çöktü.

Gümüş, bedenini yakıyordu.

“Baba!”

Lyra ona doğru koştu.

Fakat insan askerlerden ikisi Lyra'yı yakaladı.

Aynı anda başka bir asker beşikten Asher'ı aldı.

“Hayır!”

Kaelen bütün gücüyle ayağa kalkmaya çalıştı.

“Onları bırakın!”

Lyra ağlıyordu.

“Baba!”

Asher'ın ağlama sesi de odada yankılanıyordu.

Kaelen bir an olduğu yerde kaldı.

Önünde Dylan vardı.

David vardı.

Alex vardı.

Ama birkaç metre ötesinde Lyra ve Asher götürülüyordu.

Bir baba için verilebilecek en ağır kararlardan biri, birkaç saniyenin içine sığmıştı.

Kaelen'ın gözleri doldu.

Bir adım attı.

Sonra durdu.

Gümüş ağlar yeniden hareketleniyordu.

Biraz daha kalırsa hepsini kaybetme ihtimali vardı.

Dişlerini sıktı.

“Affedin beni...”

Bu sözün kime söylendiği belli değildi.

Belki Lyra'ya.

Belki Asher'a.

Belki de kendisine.

Kaelen David'i yanına çekti.

Alex'in elini tuttu.

Dylan'ı göğsüne bastırdı.

Son kez arkasına baktı.

Lyra hâlâ ona bakıyordu.

Asher'ın küçük ağlama sesi duyuluyordu.

Kaelen gözlerini kapattı.

Sonra arkasını dönüp kaçmaya başladı.

David ve Alex onun peşinden koştu.

Geride yalnızca Lyra'nın sesi kaldı.

“Baba!”

Ve üç aylık Asher'ın ağlama sesi...

Kaelen saraya döndüğünde kimseye gerçeği anlatmadı.

Asher'ın ve Lyra'nın neden geride kaldığını söylemedi.

Onun yerine tek bir cümle kurdu.

“Karadakileri unutun.”

David babasına baktı.

“Baba... Lyra'yı gerçekten bıraktık mı?”

Kaelen cevap vermedi.

Alex de sustu.

Dylan ise henüz ne olduğunu anlayamayacak kadar küçüktü.

Kaelen sonunda çocuklarına döndü.

“Onlar artık yok.”

David'in gözleri doldu.

“Ama...”

“Bu konu bir daha açılmayacak.”

Kaelen'ın sesi buz gibiydi.

“Onlar bizim için öldü.”

Böylece Lyra'nın adı sarayda bir ihanetin sembolüne dönüştü.

Dylan, David ve Alex büyüdükçe aynı hikâyeyi dinlediler.

Lyra hain olmuştu.

Asher ise...

Asher'ın adı bile artık sarayda anılmıyordu.

KARADA BIRAKILAN ÇOCUK

Asher'ı insanlar ve vampirler Londra'nın arka sokaklarından birine bırakmıştı.

Kimsesiz bir çocuk gibi.

Onun kim olduğunu bilmiyorlardı.

Ya da bilmek istemiyorlardı.

Asher büyüdükçe tek bir şeyi öğrendi:

Hayatta kalmak.

Nereden geldiğini bilmiyordu.

Ailesinin kim olduğunu bilmiyordu.

Damarlarında taşıdığı kanın ne anlama geldiğini bilmiyordu.

Fakat çocukluğundan beri içinde garip bir güç vardı.

Tehlike yaklaştığında etrafında sis oluşuyordu.

Ve bazen...

Su onu çağırıyordu.

GÜNÜMÜZ — KARADAKİ KÖR ASLAN

Yirmi yıl sonra...

Londra'nın dar sokaklarından birinde genç bir adam bütün gücüyle koşuyordu.

Asher.

Siyah kapüşonlusunu başına çekmişti.

Arkasından gelen ayak sesleri giderek yaklaşıyordu.

Gryffin vampirleri peşindeydi.

Asher'ın cebinde ise az önce çaldığı gümüş kolye vardı.

Kolye eski bir deniz kabuğu şeklindeydi.

Çevresi kan kırmızısı yakutlarla süslenmişti.

Asher bu kolyenin neden önemli olduğunu bilmiyordu.

Tek bildiği, ona dokunduğu anda bedeninde garip bir sıcaklık hissettiğiydi.

Sanki damarlarında yıllardır uyuyan bir şey uyanmıştı.

“Buraya gel, hırsız!”

Asher arkasına bakmadan koştu.

Sokağın sonuna geldiğinde durdu.

Karşısında yüksek bir tuğla duvar vardı.

Çıkmaz sokak.

Yavaşça arkasını döndü.

Üç Gryffin vampiri girişte durmuştu.

Bir tanesi sırıttı.

“O kolye sana ait değil.”

Asher nefesini düzenlemeye çalıştı.

“Artık bende.”

Vampir bir anda ileri atıldı.

Asher gözlerini kapattı.

Ve o anda...

Sis yükseldi.

Bedeninin etrafındaki hava değişti.

Görüntüsü yavaş yavaş silindi.

Vampir durdu.

“Nereye gitti?”

“Burada!”

“Hayır...”

Üçü de etrafa baktı.

Asher ise birkaç metre ötelerinde, duvara yaslanmış hâlde sessizce bekliyordu.

Onların yanından geçti.

Kimse onu göremedi.

Sokağın dışına çıktığında yeniden koşmaya başladı.

Sonunda Thames Nehri'nin kıyısına ulaştı.

Görünmezlik gücü tükenmişti.

Asher dizlerinin üzerine çöktü.

Alnındaki küçük yaradan akan kan yanağına süzülüyordu.

Bir süre nefesini toparladı.

Sonra gözleri nehre

Yorumlar

  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok haklısın ya
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim canım içi
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim
  • Duygu Esin Nalçacı: Bölüm harika bir başlangıç olmuş merak ettim çok fazla
  • Metin Mutlu: kelime seçimi çok güçlüydü
  • ERDOĞAN: Kaelenın ikilemi sahnede gerçekten iç burkan bir detay gibi geldi
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim canım içi o biraz mazlum
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim canım içi
  • Bahar Onat: Çocukların sırlarını korumaları asil bir yaklaşım olmuş
  • Beren Pak: ashera neler olacağını tahmin etmek zor ama heyecan verici 🙌
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim hocam inşallah bu bugün 2 bölüm yazarım