BÖLÜM 2 — SARAYDAKİ YILANLAR VE MAVİ SAKLANBAÇ
🔱 DERİNLİĞİN KANI: KANLI BEŞİK
BÖLÜM 2 — SARAYDAKİ YILANLAR VE MAVİ SAKLANBAÇ
Yirmi yıl önce yaşanan o geceden geriye kalan sırlar, okyanusun derinliklerinde sessizce gömülü kalmıştı.
Ama bazı sırlar ne kadar derine saklanırsa saklansın, bir gün mutlaka yüzeye çıkardı.
Asher'ın Thames Nehri'ne dokunduğu o gece, yıllardır kapalı kalan kapılardan biri yeniden aralanmıştı.
Karada bir ikiz uyanırken, okyanusun derinliklerinde diğerinin kalbi aynı anda sancıyla çarpmaya başlamıştı.
Dylan henüz bunun nedenini bilmiyordu.
Kral Kaelen ise biliyordu.
Ve bildiği gerçek, yirmi yıldır sakladığı en büyük sırdı.
---
Okyanusun binlerce fersah altındaki kadim deniz krallığı Atlantika, dışarıdan bakıldığında masallardan çıkmış bir yer gibiydi.
Bin yıllık beyaz mercanlardan yükselen saray, ışık saçan su altı kristalleriyle aydınlanıyor, devasa mermer sütunlar salonları çevreliyordu. Renkli deniz canlıları sarayın çevresinde süzülüyor, kristal pencerelerden içeri süzülen mavi ışıklar her şeyi büyülü bir hâle getiriyordu.
Fakat bu güzelliğin altında başka bir dünya vardı.
Taht kavgaları, gizli anlaşmalar, birbirinin arkasından konuşan soylular ve yıllardır kimsenin yüksek sesle dile getirmeye cesaret edemediği sırlar...
Atlantika'nın parlak yüzünün altında yavaş yavaş büyüyen bir karanlık vardı.
Ve o karanlığın tam ortasında Dylan duruyordu.
Prens, göğsüne saplanan o açıklanamaz sancıyla taht odasının soğuk mermerlerine diz çökmüş, nefesini düzene sokmaya çalışıyordu.
Okyanusun en güçlü prenslerinden biri olmasına rağmen birkaç dakika önce kendi bedeninin içinde çaresiz kalmıştı.
Parmaklarının arasından sızan mavi kan, kristal zemindeki işlemelerin arasına yayılıyordu.
David ve Alex hâlâ yanındaydı.
İkisi de kardeşlerinin başına ne geldiğini anlamaya çalışıyordu.
Tam o sırada sarayın devasa gümüş kakmalı kapıları ağır ağır açıldı.
İçeri Kraliçe Mireia girdi.
Üzerindeki beyaz ipek pelerin, deniz kabukları ve nadide incilerle süslenmişti. Yüzünde ise büyük bir endişe vardı.
En azından dışarıdan öyle görünüyordu.
Mireia hızla Dylan'ın yanına geldi ve dizlerinin üzerine çöktü.
“Dylan!”
Soğuk ellerini genç prensin yüzüne koydu.
“Canım oğlum, neyin var senin?”
Sesi o kadar yumuşak ve şefkatliydi ki salondaki muhafızlardan biri onun bu çocukları kendi evlatlarından ayırmadığına rahatlıkla inanabilirdi.
Mireia, yirmi yıl önce yaşanan katliamın ardından Kral Kaelen'la evlenmiş ve Atlantika'nın yeni kraliçesi olmuştu.
Geldiği ilk günden beri David'e, Alex'e ve Dylan'a karşı sevgi dolu bir anne gibi davranmıştı.
Onların yaralarını sarmış, hastalandıklarında başlarında beklemiş, sarayda herkese karşı onları savunmuştu.
Ama bütün bunlar yalnızca bir maskeydi.
Mireia'nın asıl amacı başka biriydi.
Dylan.
David.
Alex.
Üç kardeş de onun için tahtın önündeki engellerdi.
Çünkü Mireia'nın kendi oğlu vardı.
Henüz on iki yaşındaki Prens Caelum.
Kraliçe başını hafifçe çevirdi.
Tahtın arkasındaki sütunlardan birinin yanında duran Caelum'a baktı.
Çocuğun yüzünde korku vardı.
Mireia'nın gözlerinde ise bir anlığına bambaşka bir ifade belirdi.
Soğuk ve hesapçı bir bakış.
Sonra hemen kayboldu.
Tek istediği, bir gün Atlantika tahtında kendi oğlunu görmekti.
Dylan'ın başına gelen bu gizemli sancı ise onun için hiç de kötü bir haber değildi.
Tam tersine...
Belki de beklediği fırsat buydu.
Mireia yeniden Dylan'a döndü.
“Kralım,” dedi Kaelen'a bakarak, “bu çocuğun durumu hiç iyi görünmüyor. Karadan gelen o lanetli büyüler asil kanını zehirliyor olabilir. Onu hemen şifacıların yanına götürmeliyiz. Hatta bir süre saraydan ve dış dünyadan tamamen uzak tutulması daha doğru olur.”
David'in yüzü gerildi.
Kraliçenin sözlerinden çok, sesindeki yapmacıklık canını sıkmıştı.
Kılıcını kınına soktu.
“Yeter.”
Mireia ona döndü.
David birkaç adım atıp yanlarına geldi.
“Yıllardır aynı şeyi yapıyorsun.”
“David,” diye uyardı Kaelen.
Ama David durmadı.
“Bir şey olduğunda herkes susuyor. Dylan bir şey saklıyor, sen başka bir şey söylüyorsun, babam hiçbir açıklama yapmıyor. Biz de her gün ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz.”
Dylan başını kaldırdı.
“David...”
“Hayır.”
David kardeşinin sözünü kesti.
“Bu kez susmayacağım.”
Alex de yanlarına geldi.
Yıllar önce beşiğin önünde küçücük bedeniyle kardeşlerini korumaya çalışan çocuk artık güçlü bir savaşçı olmuştu.
“David haklı.”
Dylan ikisine baktı.
Alex'in sesi daha sakindi ama kararlılığı belliydi.
“Yıllardır içinde bir şey olduğunu biliyoruz. Her gece ortadan kayboluyorsun. Sonra geri geldiğinde hiçbir şey söylemiyorsun.”
David kardeşine baktı.
“Ve bugün ilk kez bunun yalnızca bir kabus olmadığını gördük.”
Dylan sustu.
Çünkü abileri haklıydı.
Fakat söylemesi gereken gerçek, anlatabileceğinden çok daha büyüktü.
Bakışları istemsizce taht odasının diğer tarafına kaydı.
Parmaklıkların arkasında biri duruyordu.
Elora.
Dylan'ın yüzündeki sertlik bir anda değişti.
Elora, sarayın asil ailelerinden birine mensup değildi. Okyanusun derinliklerinde büyümüş, eski masalları ve unutulmuş deniz efsanelerini seven genç bir deniz kızıydı.
Yeşil gözleri berraktı.
Kuyruğundaki gümüş renkli pullar, sarayın mavi ışıkları altında parlıyordu.
Dylan'ın yanında olduğu zamanlarda içindeki o açıklayamadığı huzursuzluk biraz olsun dinliyordu.
Elora'nın anlattığı eski masallar ve söylediği deniz şarkıları, Dylan'ın kendisini en rahat hissettiği anlardı.
Bu yüzden onu herkesten saklıyordu.
Özellikle Mireia'dan.
Çünkü saraydaki taht oyunlarının Elora'ya ulaşmasından korkuyordu.
David, Dylan'ın bakışlarının nereye gittiğini fark etti.
Kaşını kaldırdı.
“Demek mesele bu.”
Dylan hemen ona döndü.
“Ne?”
Alex hafifçe gülümsedi.
“Sonunda söyleyeceksin galiba.”
Dylan derin bir nefes aldı.
“Ne söyleyeceğim?”
David kollarını göğsünde birleştirdi.
“O kız.”
Dylan sustu.
Alex güldü.
“Yakaladık seni.”
Dylan istemeden gülümsedi.
Sonra gözlerini Elora'ya çevirdi.
“Adı Elora.”
David ile Alex birbirlerine baktı.
Dylan'ın sesi bu kez daha alçaktı.
“Ben onu seviyorum.”
Bir anlığına taht odasında sessizlik oldu.
David'in yüzündeki şaşkınlık birkaç saniye sürdü.
Sonra kahkahayı bastı.
“Vay be!”
Dylan başını iki yana salladı.
“David...”
“Biz burada günlerdir senin karadaki bir lanet yüzünden öleceğini düşünüyoruz, meğer sen deniz kızına âşık olmuşsun!”
Alex de gülerek Dylan'ın omzuna kolunu attı.
“Demek her gece ortadan kaybolmanın sebebi buymuş.”
Dylan onları susturmaya çalıştı.
“Sesinizi alçaltın.”
David hâlâ gülüyordu.
“Niye sakladın bunu bizden?”
“Çünkü herkesin bilmesini istemiyordum.”
Bu kez David'in gülümsemesi biraz olsun kayboldu.
Kardeşinin neden korktuğunu anlamıştı.
“Kraliçe yüzünden mi?”
Dylan cevap vermedi.
Bu sessizlik yeterliydi.
Mireia onları uzaktan izliyordu.
Yüzünde hâlâ o sakin ifade vardı.
Ama gözleri artık eskisi kadar sıcak değildi.
Dylan'ın Elora'ya olan sevgisi de onun planlarında hesaba katılması gereken yeni bir ayrıntıydı.
Fakat Dylan'ın asıl sırrı bundan çok daha büyüktü.
Çünkü Elora onun kalbindeki boşluğu susturabiliyordu.
Ama karadan gelen o çağrıyı susturamıyordu.
Dylan'ın yüzündeki gülümseme yavaş yavaş kayboldu.
Elini mızrağına uzattı.
“Karada biri var.”
David ve Alex'in yüzündeki neşe bir anda silindi.
“Ne demek bu?”
Dylan başını kaldırdı.
“Bilmiyorum.”
Bir an sustu.
“Ama onun acısını hissediyorum.”
Kaelen'ın yüzü gerildi.
Dylan devam etti.
“Sanki benim bir parçam orada.”
Kral Kaelen'ın kalbi sıkıştı.
Çünkü o cümleyi duymaktan yirmi yıldır korkuyordu.
Dylan ise artık kararını vermişti.
“Karaya gitmem gerekiyor.”
David hemen itiraz etti.
“Sen burada kal.”
Dylan şaşkınlıkla ona baktı.
David kılıcını eline aldı.
“Biz gideriz.”
Alex de onun yanına geçti.
“Evet. Sen burada kalıp Elora'yı koru.”
Dylan ne söyleyeceğini bilemedi.
David kardeşinin omzuna elini koydu.
“Senin yerine savaşabilecek iki abin var.”
Alex gülümsedi.
“Üstelik içimiz gerçekten bayıldı artık.”
David başını salladı.
“Yirmi yıldır aynı sarayda aynı şeyleri dinliyoruz. Bira
Yorumlar
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: aynen canım içi Deniz tahtı için herşey
- Haticem kar.: @otukenkalemikalem kraliçe gerçekten hesapçı bir karakter gibi duruyor
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: yılan biraz çok teşekkür ederim canım
- Funda Vuralcan: Mireianın planları burada iş başında gibi görünüyor
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim canım içi
- Ebru Hazar: ben de karaya gitmek istiyorum şimdi 😮