Keşfet

BÂD-I KANÂAT

Divan

Vezin:Müfâ‘aletün / Müfâ‘aletün / Müfâ‘aletün / Müfâ‘aletün

I

Seher yeli gülistânı bu sırr ile bugün yaktı

Şafak kanlı gülün rengin ufuklardan bugün kaptı

Çemenler baş eğip birden zemîn-i pâke yüz çattı

Felek âyîne-i devrân olup nûrunu hep kattı

II

Bulutlar gökten inmiş bir siyâhî perdeye döndü

Şimşek tîğ-i zer-endâm ile âfâka yön döndü

Yağışlar dâne dâne toprağın bağrına göndü

Dağların sînesinden bin nidâ birdence döndü

III

Nesîm-i subh esip güllerden esrâr aldı bugün

Gül-i hamrâ açıp her berg-i nûru saldı bugün

Çemenler lâlelerle bir kızıl deryâ oldu bugün

Zemîn-i teşne her katreyi bir iksîr bildi bugün

IV

Kamer şebden çekip rûyunu bir nûra boyadı

Yıldızlar gök kubbede bin dür-i galtânı saydı

Hilâl bir nîm kemer taktı, felek devrânı duydu

Sükût-ı şeb bütün âfâkı bir mânâya doydu

V

Simurg-ı Kûh-ı Kaf indi, kanadı berk ile yandı

Külünden Anka kalktı, semâsı nûr ile yandı

Hümâ gölgesi düştükçe kuru taşlar gül ile yandı

Zemîn-i seng dahi bir lahza gülzâr ile yandı

VI

Mitra şems-i kadîmiyle ufukta baş gösterdi

Ateşler dağ başında her siyâh perdeyi dürdü

Sabâ, eski ateşgâhın küllerinden gül ördü

Seher, her zerreyi bir başka nûr ile bürüdü

VII

Nil'in mâî sînesi bir kızıl gülzâra döndü

İsis'in eski efsûnu seherle âşikâr döndü

Osiris'in kara toprağı bahâr-ı yâra döndü

Ölüm sanılan o perde yeniden nûra döndü

VIII

Thor'un gürz-i gazabı gibi gökler gürledi dâim

Bulutlar dağları sardı, rüzâr oldu yine hâkim

Şimşekler tîğ-i serkeşle kesti şebleri kâim

Felek titredi, fakat yer yine kaldı mutmain

IX

Gilgameş'in arayışı gibi çağlar yola düştü

Enkidu'nun yabanî nefesi bâda karıştı

Zemîn bir eski destanla bütün sırra erişti

Kaya susmuşken içinden binlerce nağme taştı

X

Rüstem'in gürz-i meşhûru gibi dağlar yere indi

Ferîdûn'un kudretiyle ufuklarda seher dindi

Cem'in câm-ı cihân-ârâsı gibi âlem göründü

Bir âteş zerresiyle bütün âfâk sevindi

XI

Kışın beyaz kefeni bütün sahrâyı bürümüştü

Ağaçlar dallarını bir siyâh matemle sürümüştü

Bahar geldi, kuru dal gonca ile konuşmuştu

Toprak gizlediği gülşeni yeniden uyandırmıştı

XII

Nehirler taşarak her kayaya bir nağme saldı

Şelâleler gümüşten teller ile dağları sardı

Kıyılar köpürüp mâî göğün aksini aldı

Denizler her kabarışta yeni bir nûrı çağırdı

XIII

Rüzâr bir meş'al-i serkeş gibi çöllerde gezindi

Kumullar dalga dalga sanki deryâya özendi

Sabâ her zerre-i hâki sürüp bağlara gönderdi

Çölün bağrında bir gonca bütün dünyayı bezedi

XIV

Güneş ufka eğildikçe kızıl şalını serdi

Bulutlar zerrece zerreye altın cevherler verdi

Ufuklar lâl kesildi, gök bütün rengini derdi

Zemîn bu hâli görünce başını hayrete verdi

XV

Seher vakti bütün kuşlar bir anda sustular dâim

Ağaçlar dallarından döktüler berg-i safâyı hep

Çiçekler boyun eğdi, rüzgâr oldu onlara hem-dem

Felek döndü; fakat bir sır kaldı sînelerde hep

XVI

Ve nihâyet şafakla dağların rengi kızardı

Çemenler tâze kan gibi gül-âb ile bezendi

Nesîm-i subh o hâli bütün âleme anlattı

Bir zerre yok olmadı, yalnız libâsını değiştirdi