Keşfet

BOĞAZDAKİ SANRILAR

Divan

Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün

Gece iner, ev içinde gölgeler seslenirdi

Her karaltı ona göre gizli bir düşman idi

Bir bakıştan bin mânâlar çıkarıp hüküm verdi

Kendi gördüğü hayaller evde düzen kurardı

Perdeleri gün doğmadan sımsıkı örter idi

Sokaklardan gelen sesi uğursuzluk sayardı

Lambaları belli vakit yakmamızı emretti

Kendi korkusunu bize gerçek diye giydirdi

Kızı bir gün sessiz kaldı, gözleri uzaklarda

Bir utançla sustu kaldı, kimseye derd açmadı

Dayısının yaptığı iş içini paramparça etti

O gün evin duvarları sanki üstümüze çöktü

Vakti geldi, hastaneye götürüldü o kızcağız

Doğum vakti geldiğinde bebek hayata dönmedi

Bir küçücük nefes bile dünyaya merhaba demedi

Anne o gün aklındaki son ışığı da kaybetti

Kızının boş yatağında sabahlara dek durdu

Yastığına yüzünü koyup onun sesini aradı

Koridorda bir gölgeyi kızı sanıp çağırdı

Ölen kızın ardından kendi aklında kayboldu

Sonra her gece evde yeni bir tören başladı

Sandalyeler yer değişti, kapılar kilitlendi

Bir fincanın yeri bile kötü mânâ taşıdı

Kadın gördüğü sanrıya bütün evi uydurdu

Bize göre boş bir oda, ona göre insan dolu

Pencerede duran gölge, ona göre bekçiydi

Mutfaktaki eski saat sanki ona bir şey dedi

Biz sustukça o hayaller evin içine yayıldı

İlaç verdik, doktorlara umut ile bağlandık

Her reçetede birazcık düzelecek diye bekledik

Geceleri nöbet tuttuk, sabahları işe gittik

“Sabredelim, geçer” diye yıllarımızı adadık

Fakat her yeni ilaçta başka bir korku doğdu

Bir sabah bizi yabancı, bir akşam düşman saydı

Kimi vakit kızını gördü, kimi vakit sesini duydu

Kendi zihnindeki savaşı bizim eve taşıdı

Kızının ölüm acısı artık her gün dirildi

Bir tabak daha koyardı sofranın kenarına

Boş sandalyeye bakıp uzun uzun konuşurdu

Bizim suskunluğumuz da acısına karışırdı

Bir gün bütün odaları baştan sona denetledi

“Şunu kaldır, bunu kapat, perdeyi de çek” buyurdu

Kendi gördüğü işaret neyi emretse yaptırdı

Evde yaşayan herkesi sanrısına göre sürdü

Çocukların gülüşünü tehlikeli bir ses saydı

Televizyonun sesini geceleri yasakladı

Kapı çalsa “kim o?” diye saatlerce bekledi

Her gün biraz daha kendi korkusuna kapandı

Bizim evde huzur denen eski kelime silindi

Sofralarda konuşmalar yarım kaldı, kesildi

Birimizin attığı adım ötekine dert edildi

Kadının korkuları evin kaderine çevrildi

Bir gece hepimiz artık dayanamaz hâle geldik

“Bu krizleri çekemeyiz” sözünü açıkça söyledik

Yıllardır gösterdiğimiz sabrı yere bıraktık

İçimizde biriken öfkeyi ilk defa dışa döktük

“Git artık dağın başına, bir daha dönme eve”

“Bizi kendi korkuların içinde bırakıp git sen”

“İlaçların hiçbirisi çare olmadı bu derde”

“Biz de insanız, daha fazla böyle yaşayamayız”

Kadın bunu duyunca gözlerini bize dikti

Sanki bütün ev halkı ona karşı birleşmişti

Birşeyler anlatırken kelimeleri dağıldı

Kızının hayali yine gözlerinin önüne geldi

İstanbul gecesinde Boğaz ağır ağır sustu

Köprülerin ışıkları kara suda titredi

Uzaklardan bir vapurun uğultusu duyuldu

Şehir uyurken karanlık kıyılara çöktü

Bir tekne kıyıdan ayrıldı, geceyi yararak gitti

Kadın sessizce götürüldü, artık söz kalmamıştı

Sular altında değil, karanlığın ortasındaydı

Boğazın üstünde yalnız siyah gölgeler kaldı

Sonunda onu sulara attılar gecenin içinde

İskeleler uzaktaydı, kıyılar sessizdi artık

Teknenin ardından kalan dalgalar söndü gitti

Karanlık, kadının yüzü gibi şehri örttü

“Bizim evimizi sen yıllarca cehenneme çevirdin”

“Şimdi sana ne bir taş ne mezar yeri kalacak”

“Üstünden gemiler geçsin, adını kimse bilmesin”

“Boğaz seni saklasın da dünya senden kurtulsun”

Gece onunla birlikte yavaş yavaş çekildi

Ufuklarda ince bir kızıllık sessizce belirdi

Sular artık eskisinden daha durgun görünürdü

Karanlığın ardından yepyeni bir sabah geldi

Perdeleri ilk defaya mahsus sonuna dek açtık

Güneş evin duvarına altın bir çizgi bıraktı

Uzun zaman kapalı duran pencerelerden baktık

İçimize ilk kez korkusuz bir nefes doldu

Eski günlerin üstüne sünger çektik hep beraber

Her odada yeni bir sessizlik, yeni bir düzen

Kızın acısı kaldı; fakat korku artık sustu

Ev yeniden ev oldu, hayat yeniden başladı

Lâkin şunu öğrendik biz: merhamet ölçü ister

Her acıyı sırtlananın omuzları sonunda çöker

Bir kişinin korkusuyla bütün bir hane yanar

Fazla merhamet bazen yeni bir maraz doğurur