Keşfet

Göklerin Nazarı: Devlet ve Nizam

Divan

Gökten süzülür bir nazar-ı şâhâne, nûrânî,

Seyr eyler o kudretle cihânı serâpânî,

Her şehre iner hükmü, görünmez o fermanı,

Zulmette kalan bulur ondan yine ihsânı.

Derler ki siyâset, bir “seyis” ehli san’attır,

İnsânı dizginlemek, en müşkil-i hâlettir,

Lâkin kim idareci, kim nefsine hâkimdir?

Devlet mi sürer halkı, yoksa nefis âmirdir?

Aklın kurar elbet bir nizâm-ı mükemmeli,

Lâkin yine kırılır, kurdukça o temeli,

Nihil der ki: “Ey insan, bu devlet bir efsâne,

Güç kimdeyse hak odur, gerisi hep efsâne.”

Her hükmü beşer koysa, yine nakıs u eksiktir,

Kânûn diye yazdığın çoğu nefsine meyildir,

Kuldan meded ummakla bulunmaz o adl ü dîn,

Hak’tan iner ancak o mîzân-ı kavî, metîn.

Bak o şahin bakışta ne heybet, ne derin sır,

Kalplerdeki en gizli niyetlere o nâzır,

Bir göz ki görür her şeyi, örtülmez önünde hâl,

Hakkın dokur ipliğin, çözülmez o ince hâl.

Fayda diye koşarsın, uçarsın uçurumdan,

“Altın orta” kaybolur nefsin o kurumundan,

Ne azgın isyan doğru, ne körce boyun eğmek,

İki ucun ortasında gizlidir esas emek.

Göklerde kurulurmuş o adl-i ilâhî dâr,

İnsan eli değmeden kalır orası pâk u pâk,

Mülk sende virânedir, çürük direk üstünde,

Onun nizamı bâkî, durur ezelden dünde.

Ey göklerin efendisi, ey kudret-i bî-hemtâ,

Sensiz kurulan devlet olur bir yalan rü’yâ,

Yol göster o şaşkına, dalmış kuru hevâya,

Çıksın diye hak yola, batsın diye riyâya.

Devlet nedir ey akıl, korkunun örgütü mü?

Yoksa düzen isteyen insanın öğütü mü?

Bir elde kılıç varsa, öbür elde mi hikmet?

Yoksa bütün bunların ardında yalnız kuvvet?

Toprakta doğan insan arar bir emniyet,

Korkar karanlıktan, ister bir hüküm, bir hey’et,

Böylece doğar devlet, bir korkunun eseri,

Lâkin büyür zamanla, sarar bütün beşeri.

Rasyonel akıl der ki: “Kur nizamı kendin kur,”

Hesapla, ölç, biç, tart, bırakma kaderi kör,

Lâkin o akıl bile sapar nice noktada,

Çıkarı görür çoğu, kaybolur hak ortada.

Nihil ise güler der: “Hepsi bir oyundur,”

Adalet, hak, kanun; bunlar kuru bir yondur,

Güç kimdeyse hüküm ondadır ey sersem,

Gerçek diye bildiğin bir masaldır her dem.

Beşer neyi kurarsa, çürür zaman içinde,

Saltanatlar yıkılır en ihtişamlı günde,

Bir nizam ki ilâhî, onda çözülmez bağlar,

Ne zulüm barınır onda, ne eğrilir dağlar.

Ahlâk dahi tartılır bu siyâset içinde,

Fayda mı esas alınır her hükmün biçiminde?

Yoksa o “vasat yol” mu erdemin aslı olur?

İfrat ile tefritten uzak olan hak olur.

Bir uçta menfaat var, yer bitirir vicdânı,

Bir uçta kör itaat, zincirler her insanı,

Ortada duran hikmet ince bir kıldan geçer,

Düşen ya hırsla düşer ya da korkuyla kaçar.

Ey göksel nazar, sen gör bu garip âlemi,

Bir yanda zulüm taşar, bir yanda ağlar demi,

İnsan eliyle kurdukça artar o karmaşa,

Sensiz çözülemez bu düğüm, bu kargaşa.

Devlet dediğin şey bir aynadır insana,

Ne varsa içinde o vurur dışa zamana,

Eğer ki kalp bozuksa, bozulur bütün düzen,

Bir fert düzelmedikçe düzelmez hiçbir düzen.

O yüzden ilâhî bir nizâm gerek evvela,

İnsan şaşar çünkü, düşer her an bir belâ,

Kuldan çıkan hükümde eksiklik olur daim,

Hak’tan gelen emirde bulunmaz asla zâyî.

Göklerdeki o göz ki her şeyi görür gizli,

Onun kurduğu düzen ebedî ve de izli,

Ne rüşvet işler onda, ne kayırma, ne yalan,

Herkese hakkı verilir, ne eksik ne de yalan.

Ey siyah göklerin şah kartalı, ey hâkim,

Göster bize doğruyu, şaşırmasın bu âlem,

Devlet ya bir emanettir ya büyük bir fitne,

Hakka dayanmaz ise döner en büyük mihne.

Vezin: Mef’ûlü / Mefâîlü / Mefâîlü / Faûlün