Keşfet

Mîzânın Gölgesinde Arayış:Siyah Gölge

Divan

1.

Sahrâ-yı zer içinde gömülmüş kadîm lahit,

Bekler o siyah çehre, sükût ehli bir bekçi.

Şâhid bana yalnızca hayâlimde soluk it,

Duydukça gönül ürperir, mîzânın ince sesi.

2.

Zulmât eli uzanmış o mermerden el ile,

Bir kefede kurumuş bu fânî yürek, eyvah.

Bir tüy konur öteye, susar hikmetin diliyle,

Hangi elem içinden geçer kalb-i pâk u siyah?

3.

Etten kemikten ibâret bu sûret-i muzlim kim?

Toprakta çürür cismim, olur zerreye rücu.

Ruh var mı öte yerde, yoksa bu vehmim benim?

Sarmakta beni hâk ile mermerde bin huşû.

4.

Ne cennet-i mev’ûd var, ne nâr-ı ebedî bir yer,

Düştüm deşt-i ademle nihâyetsiz o boşluğa.

Hak yoksa o tüyün neye tartısı olur der,

Ben perde-i âmâda bir âvâre nûk-u nâ.

5.

Lâkin yine sormakta bu akl-ı şikeste hep:

Nerde o hakikat ki nuruyla eder ihyâ?

Hissiyyât aldatır, verir eşkâle başka renk,

Hangi sezâ ile kurtulur ruh bu son safhâ?

6.

Madde mi hakîkatte yegâne olan cevher?

Yoksa verâ-yı akılda bir sır mı müstetir?

Gül açmaz ölüm bağı, neş’e bulamaz bir yer,

O çehre-i çakalî beni fikrimle dener.

7.

Her kes der “hakikat bu”, kat’î ve muhkem söz,

Kim der ki ilâh vardır, kim der ki hep tesâdüf.

Bu mîzânda soyunmuş kalbim bütün esrâr,

Sözler kuru bir kül gibi, yalan ile mahfûf.

8.

Ey rehber-i âhiret, söyle biraz sen de,

Çökmüş gözünün içre nedir bu siyah âlem?

Terk eyle mîzânı da bırak tartıyı bende,

Bu korku mu icâd-ı beşer, vehm-i mücessem?

9.

Vicdân niçin içimde haykırmada durmaz ki?

Cismim ise yalnız et, bu nâle neden eyler?

Bu mîzân-ı muntazam kimden emir almış ki?

Var sanki verâsında bir kudret-i ser-mestler.

10.

Belki de o zulmette görünmüş olan sûret,

Bir melek-i hakîkîdir, eyler beni ihzâr.

Tüy haktır, o mîzân da, kurulmuş ezelî tertîb,

Bir Rabbe eğilmekle bulur kalb-i dil ikrâr.

11.

Lâkin yine şüphe gelir, yer yer içim oyulur:

Merhamet iddiasıysa bu ıztırâb niçin?

Masûmun ahı gökte cevapsız mı bırakılır?

Yoksa bu ahiret de bir uyduru zincir mi?

12.

Ey rûh tartan gölge, niçin hep susarsın sen?

Bir rü’yâ mısın ancak, zihnimde hayâl misin?

Korkutmak için mi o tüyü atarsın hemen?

Sen ne resûl, ne ilâh, belki de vebâl misin?

13.

Her şey yine yoklukta erir, kalmaz eser hiç,

Ne hayr u ne şer vardır, ne mîzân u ne ceza.

Bir sarhoş hayâlinde kırılmış o kudret ney,

Hakikat uyanmazsa kalır hepsi bir riyâ.

14.

Bilmek için elbette gerekir şüphe, lâkin,

Ne inkâr ile kâfî, ne kör îman ile tam.

Aklın yolu hakka varır zulmeti yarıp tek,

Uyanmak ile başlar bu seyr-i kadîm, bu gam.

15.

Bu mîzânda ağır basar hangisi, ey kalbim?

Günah mı ağır gelir, yoksa o hafif tüy mü?

Semâ susar üstümde, var mıdır o hâkim?

Yoksa bu kör âlemde kayıp bir ömür müyüz?

16.

O siyah çehreli bekçi ne cellât ne de melek,

Ancak ecel aynası, gösterir hakikati.

Bakan yüzünde görür kendi özünü bilerek,

Ölüm korkusundadır arayışın hikmeti.

17.

Bir yanım madde ile mest, bir yanım âhiret,

Arafta salınır hep bu perîşan terazim.

Çivilenmiş akıl bu sandûk içinde sükût,

Bir nur gerek aydınla, çözsün beni, ey râzım.

18.

Sonunda o rehber de koyar tüyü, ey kalbim,

Karşı kefeye düşer titreyen bütün hisler.

Ya zulmet-i sermedî, ya da hidâyet iklim,

Fikr ile örülür bu meçhûl ebedî izler.

19.

Eğer denge bulunur, hak kime göre hak olur?

İzâfî rüzgâr ile savrulur mu kâinât?

Bir anlık nefes miyiz bu devrân içinde yoksa?

Aklım arar durmadan: nedir mutlak hakikat?

20.

Sorular, şüphe, sırlar eşiğinde hep ölümün,

O suskun rehber döner duvarlara yüzünü.

Uyur insan felsefe beşiğinde çoğu gün,

Cevap yoksa, yeniden kur sorunun özünü.

Vezin:Mef'ûlü / Fâilâtü / Mefâîlü / Fâilün

Yorumlar

  • Yağız Emre Çiçek: Feilatün/Feilatün/Feilatün/Feilün ile Failâtün/Failâtün/Failâtün/Failün hariç hiç bir aruz ölçüsü günümüz Türkçesi ile kolay kolay yazılamıyor
  • Büşra: Mef`ûlü / Fâilâtü / Mefâîlü / Fâilün kolay bir kalıp değil sanırım