ŞÂM`A DÖNEN YOL
Vezin: Mütefâilün / Mütefâilün / Mütefâilün / Mütefâilün
I
Dera'dan o gün sabah yükseldi meydanlarda o figânımızdır
Ufacık evin içinde birden ürperdi bizim evlâdımızdır
Kapandı sonra bütün o yollar, sustu hâne, o ziyânımızdır
Sıla diyerek yandı bu kalpte gece gündüz o hep yâdımızdır
II
Baba Şam'da tek başına kaldı, ana düştü hep yaban ellere
Kız kardeş hemen bir mektup yazdı: Dönecek misin sen de bizlere
Büyük oğul uzaklardadır, küçük oğul düştü yaban ellere
Her evin içi eksik sandalye, bir isim kaldı hâlâ bizlere
III
Bir yıl geçti bak, sonra yıllar da; uzadı böyle o hasretimiz
Takvimden düştü geçen o günler, eskidi bizim bu suretimiz
Bir şehirden ta şehire doğru savruldu canlar, hep gurbetimiz
Evler kaldı hep o harâbeye, yollarda kaldı niyetimiz hep
IV
Halep'ten giden yükselen duman Hama'ya vardı bir ara yine
Humus'un o taş sokaklarında sustu çocuklar, o acı gurbet
Kimi kuzeye, kimi güneye, denizden aşırı gitti yine
Her gurbetçinin dilinde tek bir kelime: yine o acı gurbet
V
Bir gece vakti kapı çalındı, sandılar döndü o evlâdımız
Bir yabancı çıkınca oradan, yüreğe düştü o ateşimiz
Ana, sen misin diyerek açtı o kapıyı, ey evlâdımız gel
Sonra sessizce kapattı ana, sakladı gece gözyaşımız hep
VI
Dünyanın bütün dört yanına dağıldı da bitti bizim hânemiz
Bir parça Şam'da kaldı böylece, bir parça uzak cihânımız da
Kimi resimlere bakıp durdu, kimi taşa daldı hânemiz de
Bir evin dört duvarında çoğaldı durdu böyle imtihanımız
VII
Nice şehirler değişti şimdi, nice isimler kaldı gönülde
Nice sofralar eksildi her gün, nice çocuklar yetim büyüdü
Yollar uzundu; lâkin en uzun yol gönülde kalan o yoldur hep
İnsan bazen o memleketi taşır sînesinde bir güzel resim
VIII
Yıllar geçti, harp da sustu; fakat hiç susmadı hep o hâtıralar
Duvarlarda kör kurşun izleri kaldı, avlularda ihtiyarlar
Bir zeytin dalı yeşerdi tekrar, o eski bahçede hâtıralar
Demek ölüm sonrasında da diriliyormuş güzel baharlar hep
IX
Yirmi yirmi dört yılı gelince değişti birden bütün havalar
Halep ardından hemen Hama ve ardından Humus, açıldı yollar
Şam'a doğru ilerler iken bütün şehirler açıldı diyarlar
Tam on üç yılın arkasından yine konuştu eski yollar yine
X
Sekiz Aralık sabahı Şam'ın üstünde doğdu bir başka şafak
Büyük oğul onca yıldan sonra şehre girdi, gönlü berrak yine
Ne zafer için narası vardı, ne de unuttu o acı firak
Bir yanda tatlı vuslat vardı, bir yanda o dinmeyen derin firak
XI
Sokağın başına gelip durdu, tanıdı birden eski çeşmeyi
Bir güzel çocukluk hâtırası çağırdı hemen uzak geçmişi
Babam burada beklerdi, anam burada gülerdi bu çeşmeyi
Ve o yılların acı külleri örttü gözünde yanan güneşi
XII
Kapıya o vardığında ana bastonuyla tam çıktı dışarı
Bir an için tam sustu iki yan, sustu o evin bütün duvarı
Sonra hemen sarıldı ana, birden eridi yılların ağrısı
Hasretin en ağır sözü iki gözden dökülen pak o yaşları
XIII
Kız kardeş o an koşarak geldi, elinde o kadîm pâk mendili
Bunu sen zamanla verdin bana, dedi, o çocukluk dili hâlâ
Bir mendil, eski fotoğraf, bir anahtar ve güzel duâ mendili
Koskoca âilenin târihi sığdı o küçük narin mendile
XIV
Sofrada hep dört tabak var idi, biri de boştu hep yıllar boyu
Ana yine de koydu bir ekmek, alışkanlıktı demek bu huyu
Belki o döner diye diye sakladı o tabağı yıllar boyu
O gece tabak boş kalmadı hiç; doldu o bütün yıllar uykusu
XV
Şam'ın taşında güzel ay vardı, avluda hep zeytin rayihası
Ta uzaklardan gelen bir ezgi doldurmuş idi sessiz geceyi
Bir yanda çok gür sevinçler vardı, bir yanda o suskun hâtırası
Kavuşmak bile ağır geliyor, taşıyan kalbin ağır geceyi
XVI
Tam on üç yılın arkasından o yuva yeniden sıcak ev oldu
Büyük oğulun geri dönmesi ile zaman da geriye doğdu
Fakat duvarlar asla unutmaz, yollar, taşlar; içi sızı doldu
Gülüşler geri bize gelse de bazı yaralar ebedî soldu
XVII
Ey acı gurbet, sen nice gönlü sıla diye sınadın; ağladı
Nice annenin o gözleri uykusuz gecelerde hep usandı
Nice kardeş bir sûreti koklayıp öptü, yastığına ağladı
Nice babalar dönecek mi diye geceyi saydı, hep usandı
XVIII
Şimdi aynı o avlu içinde üç geçen nesil durdu yan yana
Birinin dili hep o duada, birinin gözü kalmış hânede
Büyük oğul hep öyle susuyor, sînesinde söz var yana yana
Bazı zaferler hiç anlatılmaz, yalnız yaşanır hep o hânede
XIX
Şam'ın gecesi böyle serindir, yıldızlar eski gökte yerinde
Çocukluk hâlâ saklı durur o taş evin tam gizli yerinde de
Dünya her günü değişse bile insan döner, bulur hep yerinde
Vatan bazen bir şehir değil, bekleyen can hep o eski yerinde
XX
Bir gün yine bak güller de açar o eski bahçe içi taşında
Bir kuş yine hep yuvasın kurar evin o kırık demir saçında
Gidenlerin o pâk adı kalır; dönenler her an anar taşında
Sıla denilen o incecik yol asla hiç bitmez insan yaşında