Keşfet

TANRI BATIRDI:TİTANİK

Divan

Vezin:Mütefâ'ilün / Mütefâ'ilün / Mütefâ'ilün / Mütefâ'ilün

Birinci Fasıl

Bahr-i Azamet

1

O pâk gemi, ey gönül, bir şehr-i seyyâr idi

Ki azm-i deryâ ile şevketlenip fahr idi

2

Uzunluğu dağ kadar, genişliği bir sarây

İçinde binlerce can, dışında sonsuz fezâ

3

Temelleri demirden, duvarları çelikten

Direkleri göğe dek, başı uzak melekten

4

Deniz ona yol verir, dalga ona baş eğer

Ufuk onun önünde bir perde gibi geçer

5

Ne rüzgârın korkusu var, ne girdabın tehdîdi

Onun için deniz de bir küçük oyun yeriydi

6

O dev gemi yürürken ürperirdi mâ-i nâz

Ki sanki Bahr-i Muhît'e gelmiş idi bir serbaz

7

Ne heybetliydi o cism, ne mağrurdu o seyrân

Sanırdın yer yüzünde doğmuş yeni bir cihan

8

Kamaralar saraydı, salonlar başka âlem

Her köşe bir ihtişam, her perde başka mâtem

9

Güvertede yürüyenler kendini hükümdar sanır

Altında köpüren su, küçülür, uzaklaşır

10

“Bu gemi batmaz” diye söylendi her bir lisân

Sanki kader elinden alınmış idi fermân

11

Ne çelikten o gövdeye erişirdi bir zarar

Ne insan aklı sanırdı ona denk bir rüzgâr

12

Zamanın en büyüğü, denizin tâc-ı serîr

O mağrur gemiyleydi insanlığa bir gurur

13

Dört bacası göklerde dört minare misâli

Deniz üstünde yürür bir kasr-ı bî-zevâli

14

Diyordu halk: “Bu gemi, Tanrı bile batıramaz!”

Gemi sustu; deniz sustu… kader ise susmaz.

İkinci Fasıl

Şehr-i Şâdî

15

Salonlarda çalardı neşîd-i şevk ü safâ

Gülerdi her yana halk, unutmuş idi fenâ

16

Kadehler elde gezer, sofralar kurulurdu

Gecenin koynunda bin türlü zevk bulunurdu

17

Bir yanda raks ederken zarîfâne dilberler

Öte yanda gençlerden yükselirdi nağmeler

18

Kemân ile piyano birleşir, olurdu şevk

Gecenin her ânında artardı zevk ü zevk

19

Ne korku vardı gönülde, ne kaygıdan bir eser

O mağrur gemi sanki ebedî idi, meğer

20

Çocuklar güvertede oynar, gülerdi şen şen

Büyükler seyrederek derdi: “Ne hoş sefer!”

21

Makâmât içinde kaybolmuştu bütün gece

Deniz dışarda sessiz, içerisi pür-neş'e

22

Ve kimse düşünmedi denizin soğuk yüzünü

Ki gece saklıyordu yaklaşan ölümünü

Üçüncü Fasıl

Buzdağ ile Mukabele

23

Gece yarısı geçti, ufuk karardı birden

Bir haber erişti ki: “Buz var önümüzde hem”

24

Gözcü baktı ileri, gördü beyaz bir duvar

Ay ışığında sessiz, fakat heybetli bir kar

25

Dümen çevrildi hemen, makineler zorlandı

Dev gövdenin altında kara sular yarıldı

26

Lâkin o kısa vakit kifâyet etmedi hiç

Buz kütlesiyle gemi buluştu ağır, sert, hiç

27

Bir sarsıntı duyuldu, sonra kesildi sesler

Salonlarda donakaldı az önce gülen yüzler

28

Ne büyük bir patlama, ne göğe çıkan bir duman

Yalnızca ince bir ses… sonra derinde bir zan

29

Demir gövdenin içi suyla dolmaya başladı

Denizin soğuk nefsi gemiye doğru çağladı

30

Bir kapı ardı sıra kapanırken sessizce

Su yürüdü koridor boyunca sinsice

31

Mühendis baktı saate, baktı sonra yüzlere

Gerçeğin ilk gölgesi düştü bütün gözlere

32

“Bu gemi batmaz” sözü dönmüştü şimdi gama

Çelikten duvarların karşısında mâ-i deryâ

33

Kaptan emretti hemen: “Sandalları hazırlayın!”

Kimse inanmak istemez: “Yolcuları çağırın!”

34

Kadınlar ve çocuklar önce sandala alındı

Bir anda şen salonun bütün rengi dağıldı

35

Kimi valiz aradı, kimi evladını sordu

Kimi hâlâ bu hâli geçici sanıp durdu

36

Güvertede kalabalık büyüdükçe büyüdü

Her yüzün üstüne bir başka korku yürüdü

37

Bir sandal denize indi, ardından biri daha

Fakat yer yetmez idi bunca cana, bunca aya

38

Gemi başını artık ağır ağır eğdi suya

Sanki mağrur başıyla bakıyordu mahvına

39

Merdivenlerden aşağı soğuk sular yürüdü

İnsanların dilinden dualar şimdi döküldü

40

Kimi Rabbine sığındı, kimi dondu şaşkına

Kimi son defa baktı sevdâlısının aşkına

41

Müzik sustu, salonlar sessiz kaldı bir anda

Az önceki şen kahkaha yoktu artık o handa

42

Makîneler hâlâ çalışmak ister gibi idi

Fakat geminin ömrü suya teslim edildi

43

Dört bacadan yükselen dumanlar azaldı hep

Göğün altında kaldı yalnız karanlık bir kep

44

Baş tarafı gömüldükçe kıç tarafı yükseldi

Çelikten o saray da kaderine eğildi

45

Son sandallar ayrıldı; güverte boşaldı artık

O mağrur gemi kaldı deniz ile baş başa artık

46

Bir çatırtı yükseldi, gecenin bağrında sert

Ve parçalandı sanki yıllarca örülen heybet

47

Göğe doğru dikildi bir an geminin başı

Sonra karanlık sular örttü bütün savaşı

48

Bir zaman “batmaz” denen o muazzam âbide

Şimdi yoktu denizde; yalnız köpükler idi.

Dördüncü Fasıl

Bahr-i Belâdan Necât

49

Ne kaldıysa gemide, denize düştü bir bir

Gece sustu; gök ağlar, dalga vururdu sağır

50

Sandallar uzaklarda birer küçük gölgeydi

Koca gemi yanında her biri bir zerreydi

51

Bir genç vardı o hengâm içinde sergerdân

Gözünde tek bir çehre, dilinde tek bir fermân

52

Sevdiğini arardı kalabalık içinde

Bir ümîd taşıyordu titreyen yüreğinde

53

Derken bir ses işitti karanlığın içinden

Tanıdı o sesi hemen binlerce nefes içinden

54

Elini uzattı ona, buldu nihayet eli

O anda bütün âlem kesildi sanki, beli

55

Ne buz kaldı gözünde, ne denizin gürültüsü

Birbirine kavuştu iki gönlün ürküşü

56

Bir sandal yanaştı, aldılar onları hemen

Kıyıya doğru sürdü kürekçiler demeden

57

Uzakta gemi artık görünmez olmuş idi

Denizin üzerinde yalnız karanlık kaldı

58

Soğuk öyle keskin ki nefes bile ağırdı

Her damla ten üzerinde sanki ateş doğurdu

59

Üşürdü herkes orda, gece bitmez sanılır

Bir dua dudaklarda sessizce tekrarlanır

60

İki genç yan yana, birbirine sokulmuştu

Bütün dünya silinmiş, yalnız onlar kalmıştı

61

Kimi annesini andı, kimi evlâdını hep

Kimi uzak bir evin ışığını gördü düşte

62

Onlarsa susuyordu; söz gereksizdi artık

Birbirinin elini bırakmadılar artık

63

Saatlerce sürdü yol, karanlık yavaş döndü

Ufukta ilk ışıkla gecenin yüzü söndü

64

Birden uzakta göründü kurtarıcı bir gemi

Karanlık deniz içinde parladı bir ümîd

65

Sandallar yanaştıkça çözüldü düğüm düğüm

Yorgun bedenler buldu yeniden sıcak bir gün

66

Kıyıya ayak bastı iki yorgun sevdâlı

Toprak, denizden sonra göründü ne güzel hâli

67

Bir müddet konuşmadı ikisi de sessizce

Sonra birbirlerine baktılar yalnızca

68

Gözlerinde yaş vardı, fakat şükür de vardı

Ölümün kıyısından hayat geri dönmüştü

69

Bir zaman o gemiye “ölmez” demişti insan

Bir buz parçası yetti söndürmeye o ihsan

70

Ne çelik kaldı elde, ne dört bacadan bir iz

Kaldı iki kalp yalnız: biri o, biri de biz

71

İnsan nice şey kurar, kudretine güvenerek

Kader bir anda bozar kurduğu sarayları

72

“Tanrı batıramaz”dı gemi, demişti her lisan

Gemi battı; aşk kaldı. Gerçek buydu, ey insan.