Ateşin Kalbindeki Şeytan
Dokuzuncu Port: Kan, Kül ve Parşömen
Kara Ada'nın derinliklerine indikçe daralan mağara duvarları, yerini devasa, kubbe şeklinde volkanik bir boşluğa bıraktı. Aşağıda, adanın kalbinde fokurdayan magma nehri, zifiri karanlığı cehennemi andıran kızıl bir ışıkla aydınlatıyordu. Sıcaklık o kadar yüksekti ki, CORE ekibinin nefesleri ciğerlerini yakıyor, cübbelerinin etekleri ısıdan hafifçe tütüyordu. Volkanik boşluğun tam ortasında, magma nehrinin üzerindeki geniş obsidyen bir platformda Abu Nazir duruyordu. Nazir'in ayaklarının altındaki Dördüncü Port taşı, daha önceki geçitlerin aksine çoktan kırılmaya başlamıştı bile. Ancak Nazir bu kez fanileri kurban etmiyordu; kendi asasını doğrudan Port taşına saplamış, magmanın o saf, yıkıcı volkanik enerjisini kendi kara büyüsüyle (Sanguis Vinculum) harmanlayarak taşın içine enjekte ediyordu. Gözleri tamamen siyahlaşmış, damarlarından akan büyü teninden dışarı kızıl şimşekler halinde taşıyordu. Gücünün mutlak zirvesindeydi. Darius, obsidyen platformun girişine adım attığında asasının ucundaki gri ışık, mağaranın kızıllığına meydan okurcasına parladı. "Ritüel bitti Nazir," dedi Darius. Sesi, fokurdayan lavın gürültüsünü yararak yankılandı. "Bugün o taşın içine gömeceğimiz tek şey senin cesedin olacak." Nazir, Port taşından başını kaldırmadan omuzlarının üzerinden ekibe baktı. Siyahlaşmış gözlerinde saf bir kibir vardı. "Haldun'un sadık köpekleri..." diye fısıldadı Nazir. Sesi artık sadece bir insanın değil, adeta dağın altındaki magmanın sesi gibi boğuk ve devasaydı. "Sizi Sualtı Müzesi'nde boğulmuş sanıyordum. Ama madem ateşe bu kadar aşıksınız... Sizi cehennemimde ağırlamaktan onur duyarım!" Nazir, asasını Port taşından aniden çekip havaya kaldırdı: "Magma Erupto!" Aşağıdaki lav nehrinden kopan üç devasa magma sütunu, yerçekimine meydan okuyarak havaya kalktı ve alevden kırbaçlar gibi CORE ekibinin üzerine savruldu. "Dağılın!" diye kükredi Darius. Kuzey, saniyeler içinde geriye doğru sıçrayarak yüksek bir volkanik kayanın üzerine tünekledi. Asasını omuzlayıp nişan aldı: "Diminuendo Maxima!" Altın rengi delici ışın, Nazir'in üzerine inen magma kırbaçlarından birini tam ortasından vurarak patlattı. Lav parçaları yağmur gibi etrafa saçıldı. Lidya, havada uçuşan siyah volkanik kül ve dumanı silahına çevirdi. Elleriyle kül bulutunu kavradı ve kükredi: "Tenebris Illusio: Umbra Serpentes!" (Gölge Yılanları) Küller, Nazir'in etrafını saran devasa siyah yılanlara dönüşerek adamın görüşünü ve nefesini kesmek üzere üzerine kapandı. Ancak Nazir sadece sırıttı. Asasını yere vurduğunda, etrafında saf ateşten bir kalkan (Protego Diabolica) patladı. Kalkan, Lidya'nın gölge yılanlarını saniyeler içinde küle çevirerek Lidya'yı basınçla geriye fırlattı. O kalkanın patladığı milisaniyede, Meltem çoktan Nazir'in tepesine çökmüştü. Meltem, sıcaktan erimeye başlayan obsidyen kayaların üzerinden sekerek inanılmaz bir hızla havaya sıçradı. Elindeki şok disklerini fırlatmak yerine, doğrudan çift elindeki kavisli savaş bıçaklarını çekti. Bıçakların üzeri mavi yıldırımlarla çatırdıyordu. "Öl!" diye bağırarak Nazir'in boynuna doğru indi. Nazir, Meltem'in hızına asasıyla değil, doğrudan sol eliyle karşılık verdi. Elinde biriken volkanik enerjiyle Meltem'in bıçaklarını havada yakaladı. Saf büyü ve çelik çarpıştığında kulakları sağır eden bir şok dalgası yayıldı. Nazir, Meltem'i acımasız bir güçle savurarak lav nehrinin kenarına doğru fırlattı. Meltem son anda yere takla atarak uçuruma düşmekten kurtuldu. "Yeter!" Darius'un sesi mağarayı titretti. Ekibinin hırpalanmasına izin vermeyecekti. Asasını iki eliyle kavradı. Zihnini, Kara Ada'nın bu cehennemi sıcağını donduracak o mutlak hiçliğe odakladı. "Glacius Maxima!" Darius'un asasından fışkıran büyü, sıradan bir buz büyüsü değildi. Havadaki nemi ve oksijeni anında donduran, mutlak sıfır noktasına yakın, devasa bir beyaz fırtınaydı. Fırtına obsidyen platformu kapladığında, altlarındaki magma bile donarak siyah, çatlak bir cama dönüşmeye başladı. Nazir, bu muazzam gücü gördüğünde ilk kez şaşırdı. Ateş kalkanını hızla öne doğru yönlendirdi. Darius'un dondurucu fırtınası ile Nazir'in volkanik ateşi platformun tam ortasında çarpıştı. Kırmızı ve beyaz büyü enerjisi kilitlenmişti. Mağara, bu iki zıt ve devasa gücün çarpışmasıyla şiddetle sarsılıyor, tepelerinden devasa kayalar kopup magmaya düşüyordu. "Sen bir Seherbaz değilsin Widdershins!" diye bağırdı Nazir, asasını tutan elleri titrerken. "İçindeki karanlık benimkinden farklı değil! Neden bu çürümüş sistemi koruyorsun?" "Ben sistemi korumuyorum," diye hırladı Darius. Gözlerindeki gri ışık yerini, ölümün o soğuk, mat rengine bırakmıştı. "Ben Bodrum'u senin gibi hastalıklı tanrı müsveddelerinden temizliyorum!" Darius, bağın kilitlendiği o noktada, Harry Potter evreninin en ölümcül düello taktiklerinden birini kullandı. Buz büyüsünü aniden kesip, Nazir'in ateşinin üzerine gelmesine bir milisaniye izin verdi. Nazir'in kalkanı öne doğru sendelediği an, Darius asasını aşağıdan yukarıya ölümcül bir kavisle savurdu: "Sectumsempra!" Darius'un görünmez kılıç darbeleri Nazir'in göğsünü yarıp geçtiğinde, kara büyücü dizlerinin üzerine yığılmıştı. Ancak beklenen son nefes veya teslimiyet gelmedi. Aksine, mağaranın uğultusunu bastıran, duvarları titreten pes ve karanlık bir kahkaha duyuldu. Nazir, göğsünden fışkıran kana rağmen başını yavaşça kaldırdı. Gözlerindeki o siyahlık artık sadece bir büyü emaresi değil, adeta bir kara deliği andırıyordu. "Senin sorunun ne biliyor musun Widdershins?" diye fısıldadı Nazir. Sesi, zihinlerinin tam içinde, binlerce fısıltı halinde yankılanıyordu. "Büyüyü sadece bir silah sanıyorsun. Ben ise... onun ta kendisiyim." Darius'un gözleri, Nazir'in göğsünden akan kana kaydı. Kan, obsidyen platformun sıcağında buharlaşmıyor, aksine fosforlu, zehirli bir kızıllıkla parlayarak doğrudan Dördüncü Port taşının kılcal damarlarına doğru bir yılan gibi süzülüyordu. Meltem'in gözleri dehşetle büyüdü. "Darius... O darbeyi bilerek aldı. Kendi kanını taşa akıtıyor!" Nazir, göğsündeki o üç ölümcül kesiğe rağmen yavaşça ayağa kalktı. Yüzünde ne bir acı ne de bir zayıflık vardı. Elleri havaya kalktığında, mağaranın altındaki magma nehri adeta onun nefesiyle senkronize bir şekilde kabarmaya başladı. Nazir'in yaralarından sızan kan durdu; yaranın etrafındaki et, volkanik bir kabuk bağlayarak (Vulnera Sanentur büyüsünün karanlık, magma ile mühürlenmiş bir versiyonu gibi) saniyeler içinde kapandı. "Bu bir düello değildi CORE," dedi Nazir, asasını bile kullanmaya gerek duymadan kollarını iki yana açarken. "Bu bir fedakarlıktı. Dördüncü Port'un mührü fani kanıyla değil, ancak bir ustanın kanıyla kırılabilirdi. Ve siz, ritüeli benim yerime tamamladınız." Kuzey, asasını Nazir'in alnına doğrulttuğu an, Nazir sadece tek bir parmağını şıklattı. Görünmez, muazzam bir telekinetik şok dalgası (Repello Maxima) platformun merkezinden patladı. Ne bir asa, ne de bir sihirli söz... Sadece saf, ham irade. Dalga o kadar şiddetliydi ki, Kuzey'in uzun abanoz asası ortadan ikiye çatırdarken, Lidya gölgelerden sökülüp savruldu. Meltem ve Darius, görünmez bir beton duvara çarpmış gibi metrelerce geriye, mağaranın girişine doğru uçtular. Dördüncü Port taşı büyük bir gümbürtüyle parçalandı. İçinden fışkıran saf, siyah kaos enerjisi magma nehriyle birleşti. Mağaranın tavanı çatırdamaya, devasa obsidyen kayalar lavların içine düşmeye başladı. Kara Ada, volkanik bir çöküşün eşiğindeydi. Nazir, çöken mağaranın ve yükselen ateşin ortasında, bir tanrı gibi dikiliyordu. Etrafını saran ateş ona zarar vermek bir yana, önünde secde ediyordu. "Adanın çöküşünün tadını çıkarın," diye yankılandı Nazir'in sesi, alevlerin içinde yavaşça eriyip bir gölgeye dönüşürken. "Dokuzuncu uyanışta, bu şehri kendi ellerimle küle çevireceğim." Darius, kırık kaburgalarının acısıyla ayağa kalkmaya çalışırken, Nazir çoktan ateşin ve karanlığın içine karışıp yok olmuştu. "Kalkın!" diye bağırdı Darius, ağzından sızan kanı tükürerek. "Botlara! Ada çöküyor!"