Keşfet

Düşen Kale ve Kırık Yeminler

Dokuzuncu Port: Kan, Kül ve Parşömen

Bodrum Kalesi, yüzyıllardır St. Jean Şövalyeleri'nin anılarını, denizin tuzunu ve Ege'nin en büyük sihir arşivini koruyan o devasa taş yapı, yeşil bir kıyametin altında can veriyordu. Nazir, Mozole'de kaybettiği Beşinci Port'un öfkesini gizlenerek değil, doğrudan Bakanlığın kalbine saldırarak çıkarıyordu. Binlerce Karya iskeleti, çürük yeşil bir ışıkla parlayan gözleri ve paslı bronz kılıçlarıyla kalenin surlarına tırmanıyordu. Bakanlığın ördüğü o meşhur altın rengi savunma kalkanları (Protego Maxima), Nazir'in bitmek bilmeyen ölü ordusunun ağırlığı altında çatırdamış ve cam gibi kırılmıştı. Kalenin Fransız Kulesi'nde alevler yükselirken, resmi Seherbazlar çığlık çığlığa geri çekiliyordu. Okan, asasıyla peş peşe patlayıcı lanetler atıyor ama havaya uçurduğu her iskelet saniyeler içinde tekrar birleşip üzerine gelmeye devam ediyordu. Sina, etraftaki yoğun ölüm büyüsünün kokusundan dolayı burnu kanayarak yere yığılmış, Vera onu umutsuz bir illüzyon kalkanıyla korumaya çalışıyordu. Barlas, asasının gümüş başlığından fışkıran beyaz şimşeklerle sur kapısını tutmaya çalışıyordu ama avcı kibri tamamen kırılmıştı. Gözlerinin önünde, inandığı o sarsılmaz sistem, yasalar ve Bakanlık paramparça oluyordu. Nazir, aşağıda, köprünün girişinde durmuş, kalenin düşüşünü bir orkestra şefi gibi ellerini havada sallayarak yönetiyordu. "Barlas!" diye bağırdı Vera, Sina'yı omuzlayıp sürüklerken. "Kule düştü! Ana arşiv yanıyor! Burayı tutamayız!" Barlas, dişlerini sıkarak asasını indirdi. Yüzü is, kan ve yenilgi içindeydi. "Tahliye protokolü," diye fısıldadı sesi titreyerek. Sonra tüm avluya yankılanacak şekilde bağırdı: "Herkes tahliye olsun! Kale düştü! Sınırın dışına cisimlenin!" Barlas, adamlarını alıp o yeşil cehennemden son anda cisimlenirken, arkalarında Bodrum Sihir Bakanlığı'nın tamamen Nazir'in eline geçişini bıraktılar. * İçmeler Tersanesi'ne vuran hırçın yağmur, gecenin kanını temizlemeye yetmiyordu. Alaz'ın paslı yatının alt güvertesinde, ölümcül bir sessizlik ve barut kokusu hâkimdi. Efsun'un radyosu saatlerdir susmuyordu; kalenin düşüşü, Seherbazların panik içindeki çığlıkları ve Bakanlığın çöküşü frekanslardan odaya dolmuştu. Darius, haritanın başında durmuş, yüzünde mimik oynamadan radyoyu dinliyordu. Kulaklığı cızırdadığında Kuzey'in dışarıdan gelen buz gibi sesi duyuldu: "Geldiler. Dört kişiler. Silahları ellerinde ama dördü de ayakta zor duruyor." "İçeri al," dedi Darius. Yatın ağır, çelik kapısı gıcırdayarak açıldı. Barlas, Vera, Okan ve Sina içeri adım attıklarında, Mozole'deki o kibirli "Engizisyon" timinden eser yoktu. Sırılsıklam olmuşlardı, cübbeleri yırtık pırtık, yüzleri çaresizlikle doluydu. İçeri girdikleri an, Meltem'in iki kavisli bıçağı şimşek hızıyla Okan'ın şahdamarına ve Barlas'ın göğsüne kilitlendi. Lidya ise gölgelerin içinden çıkarak Vera'nın ensesine buz gibi gümüş yüzüklerini dayadı. Okan refleksle asasına davranacak oldu ama Meltem bıçağını milimetrik bir hareketle bastırdı. "Bir kasın bile seğirirse," diye fısıldadı Meltem, "seni o iskeletlerin bile kıskanacağı bir et yığınına çeviririm." "Silahlarınızı indirin," dedi Darius, masadan doğrulup ağır adımlarla Barlas'a yaklaşırken. "Burası Bakanlık zindanı değil. Ve sizin de artık bir Bakanlığınız yok." Barlas, göğsündeki bıçağa rağmen dik durmaya çalışarak Darius'un gözlerinin içine baktı. Ardından, beklenmedik bir şey yaptı. Gümüş başlıklı asasını elinden bıraktı. Asa, yatın çelik zeminine tıngırdayarak düştü. "Haklısın," dedi Barlas, sesi yorgun ve yenilmişti. "Kale düştü. Arşivler, silah depoları, güvenli evler... Hepsi Nazir'in elinde. Resmi Seherbazların yarısı öldü, kalanlar adadan kaçtı. Bodrum artık ona ait." Darius, gözlerini kısmadan Barlas'ı süzdü. "Mozole'de bana arkamdan saldırdın. 'Bakanlık ittifak yapmaz, kullanır' demiştin. Şimdi ne değişti, Barlas? Neden kuyruğunu kıstırıp benim paslı tekneme sığındın?" "Çünkü kurallar öldü, Widdershins," dedi Barlas yutkunarak. Sina'nın köşede titreyen bedenine, Vera'nın boş bakan gözlerine baktı. "Bakanlık olarak o adama karşı kurallarla savaşıyorduk. Ama o adam bir kural tanımıyor. Ölümü büküyor. Şehri ele geçirdi." Barlas, gözlerini tekrar Darius'a çevirdi. "Senin de kuralların yok. Sen de onun kadar karanlıksın. Onu durdurabilecek tek şey, ondan daha acımasız olan sizsiniz. İstihbaratım, taktik bilgim ve adamlarım... Hepsi senin emrinde. Sadece o canavarı yok edelim." Oda bir an için nefes almayı bıraktı. Meltem bıçaklarını yavaşça indirdi ama geri adım atmadı. Kuzey, elindeki o devasa, yasadışı abanoz asasını omzuna yaslamış, kapı pervazından sessizce onları izliyordu. Darius, eğilip Barlas'ın gümüş asasını yerden aldı. Asayı avcının eline sertçe geri tutuşturdu. "Benim emrimde değilsiniz," dedi Darius, sesi paslı çiviler gibi soğuk ve keskindi. "Çünkü ben bir komutan değilim. Biz artık asker değiliz, Barlas. Biz, evimizi işgal eden bir iblise karşı savaşan hayaletleriz." Darius masaya, paramparça olmuş Bodrum haritasına döndü. Nazir'in ele geçirdiği kalenin üzerine siyah bir hançer sapladı. "Dört Port kaldı," dedi Darius, masadaki herkese -hem CORE hem Engizisyon üyelerine bakarak. "Nazir kalede. Kendini güvene aldı, ölü ordusuyla korunaklı bir taht kurdu. Kalan Port'ları kaleden çıkmadan, o kemik ordusunu göndererek veya tutsak ettiği fanileri kullanarak açmaya çalışacaktır." "Sina'nın koku duyusu zayıfladı ama hala çalışıyor," dedi Barlas, haritaya yaklaşarak. İhanet geride kalmış, yerini saf bir hayatta kalma ortaklığı almıştı. "Eğer Nazir'in kaleden dışarı gönderdiği o büyü sinyallerini yakalarsak, kalan dört Port'un yerini o oraya ulaşmadan bulabiliriz." "Güzel," dedi Darius, gözlerindeki o avcı ateşi yeniden harlanırken. "Alaz, yatın motorlarını çalıştır. Sabit kalırsak bizi bulurlar. Efsun, frekansları sadece Sina'nın zihinsel radarına göre ayarla." Darius cübbesini omuzlarına atıp asasını çekti. Barlas'a ve diğerlerine son bir kez, ölümcül bir ciddiyetle baktı. "Hoş geldiniz yeraltına. Artık rozet yok, kanun yok, sınır yok. Bodrum'u cehennemden geri alıyoruz."