Keşfet

Gölge Sanayi ve Paslı Krediler

Dokuzuncu Port: Kan, Kül ve Parşömen

İçmeler sahilinden Gümbet’in arka sokaklarına doğru yürüyen sekiz silüet, Bodrum’un gece yarısı yağmurunda birer ölüden farksızdı. Ayak sesleri çamurlu su birikintilerinde boğuluyor, yırtık cübbelerinden sızan kan ve deniz suyu asfalta karışıyordu. Darius en öndeydi. Adımlarında bir makinenin acımasız ritmi vardı. Geriye dönüp bakmıyordu, çünkü arkasında bıraktığı o denizin dibinde, insanlığının son kırıntısı olan Efsun yatıyordu. Barlas ve Engizisyon ekibi, alıştıkları o steril Bakanlık koridorlarından sonra sokak köpekleri gibi hissetmenin şokunu yaşıyor, pelerinlerine sıkıca sarılarak CORE ekibini takip ediyordu. "Nereye gidiyoruz?" diye sordu Okan, dişleri soğuktan birbirine çarparken. "Paramız yok. İksirimiz yok. Sina zar zor yürüyor." "Sessiz ol ve yürü, altın çocuk," diye tısladı Meltem, gözlerindeki o tehlikeli, vahşi parıltıyla. "Şu an yeraltına, Bakanlığın kibrinden dolayı yıllardır görmezden geldiği o lağıma iniyoruz." Darius, onları Bodrum Sanayi Sitesi'nin labirent gibi sokaklarına soktu. Gece vakti kepenkleri inmiş oto tamircileri, hurda yığınları ve paslı demir kokusu etrafı sarmıştı. Darius, "Kardeşler Egzoz" tabelası asılı, dışarıdan bakıldığında tamamen terk edilmiş gibi duran döküntü bir dükkânın önünde durdu. Asasını, paslı kepengin üzerindeki asma kilide değil, duvardaki yağ lekesine dokundurdu. "Aperio Umbra," diye fısıldadı. Yağ lekesi saniyeler içinde genişleyip siyah, dönen bir girdaba dönüştü. Darius tereddüt etmeden karanlığın içine adım attı. Diğerleri de onu izledi. Girdaptan çıktıklarında, etraftaki motor yağı kokusuna ağır bir sülfür, kurutulmuş zehirli sarmaşık ve ejderha kanı kokusu eklendi. Burası, Sanayi Sitesi'nin altına sihirle gizlenmiş olan "Gölge Sanayi"ydi. Bodrum'un karaborsa büyücüleri, kan kaçakçıları ve Bakanlık'tan atılmış karanlık simyacılarının kalbi. Loş, titreşen sarı ışıkların altında, paslı tezgâhlarda kavanozlar içinde yüzen tuhaf organlar, yasadışı rünlerle kazınmış silahlar ve lanetli tılsımlar satılıyordu. İçerideki kalabalık, bu sırılsıklam ve kana bulanmış sekiz kişiyi gördüğünde aniden sustu. Yeraltı dünyası, Bakanlığın en korkulan avcılarını -Darius ve Barlas'ı- aynı anda, üstelik perişan halde görmeyi beklemiyordu. Darius, etraftaki düşmanca bakışları zerre umursamadan doğrudan pazarın en sonundaki, etrafı kalın demir parmaklıklarla çevrili dükkâna yürüdü. Tezgâhın arkasında, yüzünün yarısı bir ateş büyüsüyle erimiş, mekanik bir göz takan "Çilingir" oturuyordu. Karaborsanın en büyük silah ve bilgi tüccarı. Çilingir, mekanik gözünü odaklayarak ekibe baktı ve çürük dişlerini göstererek sırıttı. "Darius Widdershins ve Barlas aynı karede. Ve ikiniz de ıslak sıçanlara benziyorsunuz. Kaleden yükselen o yeşil alevleri gördüm. Bakanlık düştü, değil mi? Abu Nazir şehri aldı." "Konuşmaya değil, alışverişe geldik Çilingir," dedi Darius, sesindeki o ölü soğuklukla. Çilingir kahkaha attı. "Alışveriş mi? Hangi parayla? Bakanlık kasaları artık Nazir'in elinde. Şu an bu pazarda sizin kellenize biçilen ödül, tüm dükkânımı satın alır." Çilingir'in arkasındaki gölgelerden, ellerinde asalarıyla üç ağır silahlı paralı büyücü belirdi. "Buradan sağ çıkmanız için bana çok iyi bir sebep sunmanız lazım." Barlas öne atılacak oldu, eski otoritesini kullanmak istedi ama Darius onu eliyle durdurdu. Darius, hiçbir uyarı yapmadan, asasını tezgâhın üzerine şimşek gibi vurdu. "Legilimens Maxima!" Büyü o kadar şiddetliydi ki, ne bir kalkan ne de fiziksel bir engel onu durdurabildi. Darius'un zihinsel koçbaşı, doğrudan Çilingir'in zihnine saplandı. Karaborsacı acı dolu bir çığlık atarak geriye savruldu, mekanik gözünden kıvılcımlar fışkırdı. Arkasındaki üç paralı büyücü asalarını kaldırdığı an, Kuzey, o devasa abanoz asasını tek eliyle kaldırdı. Meltem ise bıçaklarını çoktan paralı askerlerden birinin boğazına fırlatmak üzere hizalamıştı. "İndirin o asaları," diye hırladı Kuzey. "Yoksa burayı başınıza yıkarım." Darius, masanın üzerinden uzanıp acı içinde kıvranan Çilingir'i yakasından tuttu ve kendine doğru çekti. "Alışveriş bitti Çilingir. Artık haraç kesiyoruz. Ekiplerime gereken her türlü teçhizatı, silahı ve malzemeyi vereceksin." Çilingir titreyerek başını salladı. "Ta... Tamam! Ne isterseniz alın! Dükkân sizin!" Darius adamı sertçe yere fırlattı. Alaz, gözlerindeki o yaşlı, kederli ifadeyi silmiş, yerini intikamcı bir mühendisin deliliğine bırakmıştı. Efsun'un ölümü onu tamamen değiştirmişti. Alaz, hiçbir şey söylemeden dükkânın arka tarafındaki yasadışı malzemelerin arasına daldı. Çantalara ejderha pullarından yapılmış zırh yelekleri, karaborsa rün taşları, lanetli gümüş bıçaklar ve patlayıcı simya şişeleri doldurmaya başladı. Okan ve Vera, bir Seherbazın asla dokunmaması gereken bu kara büyü aletlerine önce iğrenerek baktılar, ancak Barlas sessizce bir baş hareketiyle onlara da silahlanmalarını emretti. Vera kendine zihni güçlendiren karanlık bir akik kolye alırken, Okan standart asasının yanına yasadışı bir savaş asası seçti. Meltem, bıçaklarının ucuna zehir kanalize edebilen aparatlar takarken, Darius, yerden kalkmaya çalışan Çilingir'in tepesine dikildi. "Silahlar için teşekkürler," dedi Darius. "Şimdi asıl bedeli ödeyeceksin. Bilgi. Nazir kaleden devasa bir orduyu yönetiyor. Bir sonraki hedefi neresi?" Çilingir kanayan burnunu koluyla sildi. Gözlerinde artık alay değil, saf bir korku vardı. Sadece Darius'tan değil, bildiği şeyden de korkuyordu. "O herif bir insan değil," diye fısıldadı Çilingir. "Kaleden yeraltına ölü fısıltıları gönderiyor. Şehrin altındaki tüm kemikler ona doğru sürükleniyor. Yedinci Port... Onu açmak için sıradan bir fani kanı veya birkaç iskelet yetmez. Muazzam bir tarihsel katliamın olduğu bir yere, toprağın hala kan ağladığı bir yere ihtiyacı var." Sina, gözlerini sıkıca kapatmış halde köşeden fısıldadı. "Büyük İskender..." Barlas başını hızla Sina'ya çevirdi. "Ne dedin?" Sina yutkundu. "Kokuyu alıyorum... Nazir'in kaleden yaydığı ana dalga. Binlerce askerin, atın ve savaş fillerinin öldüğü yer. Bodrum'un en kanlı kapısı..." "Myndos Kapısı," diye tamamladı Darius. Zihninde taşlar yerine oturuyordu. İskender'in Halikarnas'ı kuşattığı, en kanlı savaşların yaşandığı antik kapı. Toprağın altında hala o savaşın vahşetini taşıyan binlerce ruh yatıyordu. Çilingir titrek bir nefes aldı. "Bütün kemik ordusunu oraya yığıyor. Gidin, kendinizi öldürtün Widdershins. O kapıdan sadece ölüler geçer." Darius asasını cübbesinin içine yerleştirdi. Ekibine baktı. Alaz, üzerine bağladığı patlayıcı şişeler ve elindeki yeni, modifiye edilmiş savaş tüfeği (asayla senkronize çalışan bir ölüm makinesi) ile tam bir Frankenstein yaratıcısına dönüşmüştü. Meltem, Kuzey, Lidya, Barlas, Okan, Vera ve Sina... Hepsi karanlık yeraltı zırhlarını kuşanmış, rozetlerinden arınmış, saf birer infazcıya dönüşmüşlerdi. "Biz zaten ölüyüz Çilingir," dedi Darius, dükkândan çıkarken. "Ve bu gece, Myndos Kapısı'nda Nazir'e, ölülerin asıl kralının kim olduğunu göstereceğiz."