Keşfet

Gölgelerin Vurkaçı

Dokuzuncu Port: Kan, Kül ve Parşömen

Paslı yat, gece yarısı Gümbet açıklarında, radarın kör noktasında, sessizce dalgalarla boğuşuyordu. Yağmur şiddetini artırmış, gökyüzünü yırtan şimşekler yatın çelik gövdesinde ürkütücü gölgeler yaratıyordu. İçeride, yeni ve gergin bir ittifakın ilk meyveleri toplanıyordu. Sina, masanın ortasına bağdaş kurmuş, gözleri sıkıca kapalı, titreyen elleriyle havayı "okumaya" çalışıyordu. Efsun'un radyosundan gelen parazitli sesler, Sina'nın zihinsel frekanslarıyla senkronize edilmişti. "Kaleden bir dalga çıkıyor," diye inledi Sina. Alnından sızan terler çenesinden damlıyordu. "Yeşil, çürük ve ağır... Kemikler değil, bu kez canlı bir şeyler gönderiyor. Kara büyüyle yüklenmiş faniler. Bir Port daha uyanmak üzere." "Nereye gidiyorlar?" diye sordu Barlas, elini Sina'nın omzuna destek verircesine koyarak. "Rüzgâr... tuz... ve değirmenler," dedi Sina yutkunarak. "Tepe. Bardakçı Koyu'na bakan yel değirmenleri." Darius asasını çekti. "Altıncı Port." "Orası çok açık bir hedef," dedi Okan, asasını sinirle bacağında sektirerek. "Tepede saklanacak hiçbir yer yok. Bizi gördükleri an o yeşil ışıklarıyla üzerimize ölüm kusarlar." Meltem, kavisli savaş bıçaklarını kemerine yerleştirirken Okan'a tehlikeli bir şekilde gülümsedi. "O halde biz de görülmeden vururuz. Gerilla savaşı budur, altın çocuk. Darbeyi vur, karanlığa karış ve onlar ne olduğunu anlamadan arkalarından tekrar saldır." "Lidya, Vera," dedi Darius, ekibe dönerek. "Tepedeki yel değirmenlerinin etrafı açık olabilir ama gece bizim. İllüzyon kalkanlarınızı senkronize edin. Bizi bir sis bulutunun içine gömeceksiniz." Lidya, zifiri karanlık gölgelerini parmak uçlarında oynatırken, Vera'ya buz gibi bir bakış attı. "Ayağıma dolanma yeter." Vera cevap vermedi ama asasını sıkıca kavradı. Yarım saat sonra, Zodyak bot onları Bardakçı'nın karanlık kayalıklarına bıraktı. CORE ve Engizisyon üyelerinden oluşan sekiz kişilik karma tim, yağmurun ve rüzgârın dövdüğü tepeye doğru sessizce tırmanmaya başladı. Tepedeki tarihi yel değirmenlerinin etrafı, Nazir'in Sanguis Vinculum ile zehirlediği yirmi kadar fani tarafından kuşatılmıştı. Fanilerin asalarının uçları hastalıklı bir kızılla parlıyor, ortalarındaki Altıncı Port taşı yavaş yavaş kan rengine dönüyordu. Başlarında ise, yeşil gözleri parlayan, omuzlarında paslı Karya zırhı taşıyan devasa bir iskelet muhafız vardı; Nazir'in kaleden yönlendirdiği bir komutan. "Saldırı planı basit," diye fısıldadı Darius, rüzgârın uğultusunun altında. "Kuzey, sen ve Okan geride kalıp o iskelet komutanı çapraz ateşe alacaksınız. Meltem, sen doğrudan sağ kanattaki fanileri temizliyorsun. Barlas, benimle gel. Taşı kırmadan önce o ritüeli durduracağız." Darius elini kaldırdı. "Şimdi. Lidya!" "Tenebris Illusio: Caligo Maxima!" (Kör Edici Sis) Lidya ve Vera'nın asalarından (ve yüzüklerinden) fışkıran saf, siyah ve gri bir sis bulutu saniyeler içinde tepenin zirvesini yuttu. Yel değirmenleri, faniler ve iskelet muhafız aniden kör bir beyazlığın içinde kaldılar. Sis bulutunun içi, saniyeler içinde bir kesimhaneye dönüştü. Meltem, sisin içinden bir panter gibi fırladı. Şok disklerini kullanmadan, doğrudan kavisli bıçaklarıyla fanilerin arasına daldı. Faniler rastgele alev topları atıyor ama Meltem hızını kullanarak onların etrafında dans ediyordu. Bıçakları etleri değil, fanilerin asalarını tutan kollardaki sinirleri kesiyor, onları kalıcı hasar vermeden etkisiz hale getiriyordu. Sislerin arasından devasa bir gürültü koptu. Okan, kısa asasıyla iskelet komutana peş peşe patlayıcı lanetler (Reducto) yağdırırken, Kuzey omuzladığı devasa antik asasıyla noktayı koydu. "Bombarda Maxima!" Kuzey'in asasından çıkan o altın rengi, top güllesi ağırlığındaki büyü, iskelet komutanı belinden vurarak ikiye katladı. Kemikler parçalandı, yeşil ışık sönerek toprağa karıştı. Bu sırada Darius ve Barlas, Port taşının etrafındaki fanileri yarmış, merkeze inmişlerdi. "Ritüeli durduramıyoruz, taşı kırmak zorundayız!" diye bağırdı Barlas, asasını taşa doğru yöneltirken. Ancak tam o an, Altıncı Port taşının içinden bir ses yükseldi. Bu fanilerin çığlığı değildi. Bu, kilometrelerce öteden, Bodrum Kalesi'ndeki tahtından onlara seslenen Abu Nazir'in sesiydi. Taş, adeta bir megafon gibi Nazir'in karanlık frekansını yayıyordu. "Av köpekleri birlik olmuş," diye yankılandı Nazir'in sesi, rüzgârın ve savaşın gürültüsünü bastırarak. "Tepedeki yel değirmenleri... Zekice bir gerilla saldırısı Widdershins. O taşı benden alabilirsiniz. Ama bedelini kimin kanıyla ödeyeceksiniz?" Darius'un zihninde bir şimşek çaktı. Nazir, kaleden burayı izliyordu evet, ama onun asıl amacı tepedeki ritüel değildi. Bu bir yemdi. Sina'nın radyodan yakaladığı o devasa büyü dalgası, buraya gelen faniler için olamayacak kadar büyüktü. Darius hızla asasını kaldırdı, kulaklığına bağırdı. "Alaz! Yatın radarında bir şey var mı?! Efsun, cevap ver!" Kulaklıktan sadece yoğun bir cızırtı ve ardından Alaz'ın boğuk, acı dolu çığlığı duyuldu. "Sensörler... Darius, altımızda! Denizden geliyorlar! Yatı—" Ses, korkunç bir metal yırtılma sesi ve su patlamasıyla kesildi. Darius'un kanı dondu. Nazir, Altıncı Port ritüelini sadece dikkat dağıtmak için kullanmıştı. Asıl hedefi, onların mobil karargâhı, güvenli evleri ve destek hattı olan İçmeler açıklarındaki yattı. Nazir, iskeletlerini bu kez karadan değil, doğrudan denizin dibinden yata saldırtmıştı. Barlas, Port taşına yönelttiği asasını indirmeden Darius'a baktı. "Taşı kırmalıyız!" "Hayır!" diye bağırdı Darius, gözlerinde vahşi bir çaresizlikle. "Yat saldırı altında! Efsun ve Alaz orada! Geri dönüyoruz!" Barlas dişlerini sıktı. "Eğer şimdi gidersek Port uyanır!" "Bana ne Port'tan!" diye kükredi Darius. Asasını taşa doğrulttu. "Protego Maxima!" Taşın etrafına aceleyle ördüğü mavi bir kalkanla onu geçici olarak fanilerin erişiminden kesti. "Bu onları on dakika oyalar. Lidya! Geri çekiliyoruz! Herkes birbirine tutunsun!" Sislerin içinde, zafer kazanmak üzere olan ekip aniden geri çağrıldı. Meltem ve Okan, son fanileri yere serip Darius'un etrafında toplandılar. Kuzey, asasını sırtına asıp Darius'un omzunu kavradı. Darius, asasını gökyüzüne kaldırdı. Gözleri, karanlık denizin üzerindeki o paslı tekneyi arıyordu. İçindeki o kuralsız avcı bile, ailesi tehlikedeyken buz gibi bir korkuyla sarsılmıştı. "Portus!" Ekip saniyeler içinde tepeden kaybolurken, arkalarında kalkanın ardında uyanmayı bekleyen Altıncı Port ve Nazir'in kaleden yankılanan, zafere doymuş o soğuk kahkahası kaldı.