Hiçliğin Çağrısı
Dokuzuncu Port: Kan, Kül ve Parşömen
Nazir'in yanağından süzülen o tek damla kan, mahzenin erimiş zeminine değil, doğrudan Sekizinci Port taşının merkezindeki o derin, nabız gibi atan çatlağa düştü. Kan taşa değdiği an, zaman durdu. Taşın içinden, binlerce insanın aynı anda çığlık atmasını andıran, kulak zarlarını yırtan tiz bir frekans yükseldi. Çatlaklardan fışkıran yeşil ve kızıl büyü enerjisi, etraftaki oksijeni saniyeler içinde yaktı. Taş, uyanmıyordu; Nazir'in kontrolsüz, yaralı kanıyla adeta zehirlenip bir kara deliğe dönüşüyordu. Nazir, yüzünün yarısını kaplayan o korkunç yaraya rağmen, asasına dönmedi. Elleri, bükülen uzay-zamanın içinde iki ateş topu gibi parlıyordu. "Benim olanı benden alamazsınız!" diye kükredi Nazir, sesi mahzenin duvarlarını toza çevirirken. "Ben bu şehrin altındaki tanrıyım!" Nazir kollarını öne doğru savurdu. Saf, ham büyü enerjisinden oluşan, kalınlıkları bir ağaç gövdesi kadar olan üç devasa enerji kırbacı, havadaki ışığı bükerek Darius ve Barlas'ın üzerine indi. Barlas, gümüş başlıklı asasını iki eliyle kavrayıp havaya kaldırdı. "Protego Maxima... Repello Inimicum!" Barlas'ın ördüğü altın rengi devasa kalkan, kırbaçların ilk darbesiyle cam gibi çatırdadı. İkinci darbede Barlas dizlerinin üzerine çöktü, burnundan oluk gibi kan boşaldı. "Sıra bizde!" diye bağırdı Darius, Barlas'ın kalkanının ardına geçip karanlık asasını doğrudan Nazir'in kalbine hizalayarak. "Avada Kedavra!" Darius'un asasından fırlayan zehirli yeşil ışık, bir Seherbazın atabileceği en saf, en merhametsiz ölüm lanetiydi. Lanet, Barlas'ın kalkanını yarıp Nazir'e doğru bir şimşek hızıyla ilerledi. Ancak Nazir, ölüm lanetini savuşturmak yerine ellerini birbirine çarptı. Sekizinci Port taşından fışkıran kaosu kendi önüne bir duvar gibi çekti. Ölüm laneti, kaos duvarına çarptığında yok olmadı; sekip mahzenin tavanına çarptı ve koca bir taş bloğu buharlaştırdı. Barlas, kalkanını indirip hücuma kalktı. Eski avcı, asasını bir kılıç ustası gibi savuruyor, dudaklarından arka arkaya dökülen lanetler mahzeni aydınlatıyordu. "Confringo! Expulso! Crucio!" Patlayıcı alevler, şok dalgaları ve işkence lanetleri birbiri ardına Nazir'in üzerine yağıyordu. Nazir ise, adeta yerçekimsiz ortamda süzülen bir hayalet gibi lanetlerin arasından sıyrılıyor, ellerinden fırlattığı yeşil nekromansi alevleriyle Barlas'ı geriye itiyordu. "Yeter!" diye kükredi Nazir, parmaklarını şıklatarak. Barlas'ın ayaklarının altındaki taş zemin aniden devasa çelik dikenlere dönüştü. Barlas son anda geriye sıçrayarak ölümden kurtuldu ama asası elinden fırladı. Mahzen, iki zıt kutbun, mutlak düzeni savunan ama kuralları yıkan Darius ile mutlak kaosu savunan Nazir'in saf sihir çarpışmasına sahne oluyordu. Darius, asasını yere yatay olarak savurdu. "Fiendfyre!" Asanın ucundan fırlayan cehennem ateşi, devasa siyah bir ejderha şeklini alıp kükreyerek Nazir'in üzerine atıldı. Nazir, bu zapt edilemez ateşe karşı aynı şekilde karşılık verdi. Sekizinci Port'tan çektiği enerjiyi saf bir buz ve ölüm fırtınasına dönüştürüp ejderhanın üzerine saldı. Ateş ve buz, mahzenin tam ortasında çarpıştı. Ortaya çıkan buhar ve şok dalgası, yerdeki yarı baygın ekibi duvarlara yapıştırdı. Çarpışmanın merkezinde, Darius'un asasının ucundaki siyahlık ile Nazir'in ellerindeki yeşil alev birbirine kilitlenmişti. Bir Priori Incantatem değildi bu; saf, ham iradelerin ölümcül kilitlenmesiydi. Ancak Sekizinci Port, bu muazzam enerji yükünü kaldıramadı. Taşın üzerindeki çatlaklardan sızan kan, sihrin çekirdeğini eritti. Taş büyük bir gürültüyle parçalandı, ancak etrafa şarapnel saçmak yerine, kendi içine çökmeye başladı. Odanın tam ortasında, yerçekimini, ışığı ve sesi yutan siyah, devasa bir girdap açıldı. Uzay ve zamanın dokusu yırtılmıştı. Girdabın devasa çekim gücü, mahzendeki taşları, Nazir'in alevlerini ve Darius'un ejderhasını içine emmeye başladı. Nazir, açılan bu hiçlik kapısına doğru sürüklenirken yüzündeki öfke aniden silindi. Yarı açık, kanlı yüzüyle girdaba, o karanlık yırtığa baktı. Gözlerindeki kaos, yerini karanlık bir hayranlığa bıraktı. Kontrolü kaybetmişti ama açılan şeyin büyüklüğü karşısında adeta büyülenmişti. "Darius!" diye bağırdı Barlas, yerden asasını kapıp girdabın çekim gücüne karşı bir sütuna sarılırken. "Eğer o deli o kapıdan geçerse, nereye gideceğini veya neye dönüşeceğini bilemeyiz! Onu vur!" Darius, ayaklarını zemine sabitlemek için taşları delen bir büyü kullandı. Asasını iki eliyle kavradı. Zihnindeki Efsun'un ölümü, ekibinin acısı ve Bodrum'un yıkımı... Hepsini o mat siyah boşlukta yoğunlaştırdı. Nazir, girdabın tam kıyısına gelmişti. Bedeni yavaş yavaş hiçliğin içine doğru uzuyor, karanlık tarafından yutuluyordu. Darius'a dönüp o kan donduran, kibirli tebessümünü sundu. "Dokuzuncu Port karanlıkta bekliyor, Widdershins," diye fısıldadı Nazir, sesi girdabın uğultusunun içinden doğrudan Darius'un zihnine yankılandı. "Ben sadece bir başlangıcım." Darius asasını kükreyerek öne savurdu. "Sectumsempra... OMEGA!" Darius'un asasından fırlayan o devasa, zifiri karanlık tırpanlar, Barlas'ın aynı anda fırlattığı "Bombarda Maxima" ile havada birleşti. İki ölümcül büyü, muazzam bir hızla Nazir'in tam göğsüne çarptı. Ancak patlama olmadı. Büyüler Nazir'e çarptığı o milisaniyede, girdap büyük bir sessizlikle içe kapandı. Tüm ışık, tüm ses, tüm büyü enerjisi tek bir noktaya emildi ve ardından kör edici beyaz bir flaş patladı. Şok dalgası, Fransız Kulesi'nin altındaki tüm mahzeni yerle bir edip Darius ve ekibini karanlığa gömdü. Saatler sonra... Darius, üzerine yığılan molozların arasından kan ve toz içinde doğrulduğunda, mahzen tamamen sessizdi. Yırtık tavanın arasından sızan solgun sabah güneşi, yıkıntıyı aydınlatıyordu. Barlas, Kuzey, Meltem ve diğerleri zorlukla nefes alarak ayaklanmaya çalışıyordu. Odanın merkezine doğru yürüdüler. Sekizinci Port taşından geriye sadece camsı, erimiş bir krater kalmıştı. Dokuzuncu Port taşı ise köşede, simsiyah, uykuya dalmış sıradan bir kaya parçası gibi duruyordu. Ve Abu Nazir... Darius, kraterin etrafında dolandı. Ne bir ceset, ne bir kül yığını, ne de kan izi vardı. Nazir, Barlas ve Darius'un o son destansı darbesiyle paramparça mı olmuştu? Yoksa o parçalanan uzay-zaman yırtığının içine kendi isteğiyle, başka bir boyuta veya başka bir Port'un kalbine mi geçmişti? Hiçbir iz yoktu. Sadece, mahzenin yıkık duvarlarında yankılanan o son fısıltısının soğuk hatırası kalmıştı. Darius asasını yavaşça cübbesine soktu. Meltem yanına gelip kraterin boşluğuna bakarken, Darius'un gözlerinde zafer değil, bitmemiş bir savaşın ağırlığı vardı. Kral düşmüştü ama tahtı sadece boşalmıştı, yok olmamıştı.