İlk Çatlak: Antik Tiyatro
Dokuzuncu Port: Kan, Kül ve Parşömen
İçmeler tersanesindeki paslı yatın içi, ağır bir lehim, sert kahve ve karanlık büyü kokusuyla doluydu. Alaz, çalışma tezgâhının başında Meltem’in şok disklerine son ayarları yaparken kaynak makinesinden sıçrayan kıvılcımlar, masaya yayılmış Bodrum haritasını aydınlatıyordu. Darius, köşedeki şifreli radyodan gelen cızırtılı sesi dinlerken yüz kasları seğiriyordu. Radyonun diğer ucunda, Bakanlığın derinliklerinde oturan Efsun vardı. Sesinde yaşlılığına tezat bir keskinlik okunuyordu. "Haldun'un ölümüyle Bakanlık tamamen felç oldu, çocuklar," dedi Efsun, kelimelerini seçerek. "Yönetim, Nazir'in adamlarından çok, sizin gibi kayıt dışı bir infaz timinin ortalıkta dolaşmasından korkuyor. Haklılar da. Antik Tiyatro'daki ilk Port'un çevresinde enerji dalgalanmaları var. Nazir orayı mavi bir kalkanla yani Cave Inimicum büyüsü ile dışarıya kapattı. İçeride fani isyancılar ve maskeli bir teğmen var. Resmi Seherbazlar oraya adımını atmayacak. Yalnızsınız." "Yeni bir şey söyle, Efsun," dedi Darius radyoyu kapatarak. Gözlerini ekibine çevirdi. CORE, tam kadro ve zifiri karanlık cübbeleriyle ava hazırdı. "Bakanlık korkudan titreyedursun. Bodrum'un tarihi dokusuna bir çizik bile atılmadan o kalkanı indirecek ve teğmeni canlı alacağız." Yarım saat sonra, Antik Tiyatro'nun asırlık taş basamaklarını tepeden gören çam ağaçlarının arasındaki gölgelerde dört silüet yerini almıştı. Tiyatronun üzeri, içeriye sızmayı imkânsız kılan devasa mavi bir kubbeyle örtülüydü. Kubbenin altında, damarlarında Zehra’nın kaynattığı kara iksir Sanguis Vinculum dolaşan on kadar fani asabi bir şekilde volta atıyordu. Elleri titriyor, asalarındaki o zehirli kırmızı ışık antik taşlara vuruyordu. Ortalarında ise Nazir'in maskeli teğmenlerinden biri asasının ucuyla görünmez geçidi zorluyordu. Kuzey, 1,5 metrelik koyu abanoz asasını tıpkı bir keskin nişancı tüfeği gibi omzuna yasladı. Tek gözünü kısarak kalkanın dalgalanmalarını izledi. "Teğmen kalkanı kaba kuvvetle örmüş," diye fısıldadı Kulaklığından Darius'a. "Rün dizilimi o kadar zayıf ki... On saniye içinde kalkanı tuzla buz ederim. Ama ses çıkar. İçerideki kuduz köpekler uyanır." "Uyanmayacaklar," dedi karanlığın içinden süzülerek gelen Lidya. Üzerindeki simsiyah cübbe, geceyle o kadar bütünleşmişti ki sadece gözlerinin içi görünüyordu. Elinde asası yoktu; büyülerini parmak uçlarındaki gümüş yüzüklerle yönlendiriyordu. "Kalkan düştüğü an gölgeleri uzatacağım. Tiyatronun içine sadece kör bir karanlık dolacak. Meltem, Alaz'ın diskleri hazır mı?" Meltem, uyluğundaki deri kılıflardan hafifçe vızıldayan diskleri çıkardı. "Hepsi şarjlı. Sen karanlığı çökert, ben fani olanların işini bitirirken, siz teğmeni paketleyin." Darius asasını öne doğru uzattı. "Başlıyoruz. Kuzey, indir şunu." Kuzey, nefesini tuttu ve asasının ucunu mavi kubbeye nişanladı. "Diminuendo Maxima." Asanın ucundan fırlayan ince, altın rengi ışık hüzmesi gecenin içinde kayarak mavi kubbeye saplandı. Devasa bir camın çatlamasını andıran ince bir ses duyuldu ve kalkan saniyeler içinde eriyip yok oldu. Kalkanın kalktığı o milisaniyelik an, tuzağın çenelerinin kapandığı andı. Lidya ellerini havaya kaldırdı, gözleri bembeyaz oldu. "Tenebris İllusio!" Sahnedeki asalı fanilerin ve gümüş maskeli teğmenin etrafındaki gölgeler aniden uzadı. Gölgeler yerden yükselerek kendi başlarına hareket etmeye başladı. Faniler paniğe kapılarak asalarını sağa sola savurmaya, kendi gölgelerine çarpık, kırmızı alev topları atmaya başladılar. Çıkan kıvılcımlar, Lidya'nın illüzyonu sayesinde kalın bir sis tabakasının içinde kayboluyordu. Maskeli teğmen, durumun farkına varıp "Kalkan düştü! Savunmaya geçin!" diye bağırdığı an, Meltem çoktan en üst basamaklardan aşağıya süzülmeye başlamıştı. Bir panter gibi sessizdi. Hızını ve yerçekimini mükemmel bir açıyla kullanarak panik içindeki iki faninin arasına indi. Faniler daha ne olduğunu anlayamadan, Meltem ellerindeki şok disklerini adamların göğüslerine çarptı. İkisi de sessizce yere yığılırken, Meltem duraksamadan kendi etrafında dönerek üçüncü faninin asasını havaya uçurdu ve adamın ensesine sert bir darbe indirdi. Tepedeki yerinden her şeyi izleyen Kuzey, uzun asasını milimetrik hareketlerle kaydırarak, fırlattığı ufak ve sessiz felç edici lanetlerle kaçmaya çalışan diğer fanileri tek tek dizlerinden vurup yere seriyordu. Sahnenin ortasında yalnız kalan gümüş maskeli teğmen, Tariq'in öğrencisi olduğunu belli eden bir hareketle rünlü kısa bir kılıç çıkardı ve karanlığa doğru körlemesine bir rüzgâr bıçağı gönderdi. "Diffindo!" Bıçak boşluğa çarpıp bir zeytin dalını keserken, tiyatronun sahne kısmındaki zifiri karanlıktan Darius'un silüeti belirdi. Asasının ucu, karanlığı emen mat bir mora çalıyordu. "Silencio," diye fısıldadı Darius. Sesi tiyatronun kusursuz akustiğinde yankılandı. Teğmen ağzını açıp yardım çağırmak istedi ama dudaklarından tek bir ses bile çıkmadı. Çığlıkları kendi boğazında boğulurken Darius, asasını hızla ileri itti. "Incarcerous." Kalın, büyülü halatlar havada yılan gibi kıvrılarak teğmenin bedenine dolandı. Adam dizlerinin üzerine çökerken kılıcı taş zemine düşüp tıngırdadı. Operasyon, sadece otuz saniye sürmüş ve çevreye tek bir hasar bile verilmemişti. Lidya illüzyonu yavaşça kaldırdığında, ay ışığı tekrar antik basamakları aydınlattı. Yerde inleyen on fani ve sıkıca bağlanmış bir teğmen vardı. Kuzey uzun asasını sırtına asarak ağır adımlarla basamakları indi. Meltem, yerdeki kılıcı ayağının ucuyla uzağa itip Darius'un yanına geldi. Darius ise bağlanmış teğmenin önünde eğilmiş, adamın gümüş maskesini söküp atmıştı. "İlk geçidi koruduk," dedi Darius, nefes nefese kalmış adama soğuk bir ifadeyle bakarken. "Ama Nazir'in burayı asıl hedef olarak seçecek kadar aptal olmadığını biliyorum. Sen ve bu faniler sadece dikkat dağıtıcı bir yemdiniz, değil mi?" Adam, ses büyüsünün etkisi altında olduğu için konuşamadı ama gözlerindeki o alaycı, hastalıklı gülümseme her şeyi anlatıyordu. Darius'un cebindeki kulaklık cızırdadı. Efsun'un sesi bu kez telaşlıydı. "Darius... Yanılmışım. Tiyatrodaki enerji dalgalanması sadece bir yankıymış. Gerçek dalgalanma şu an bambaşka bir yerde patlamak üzere. Hem de Nazir'in tüm adamlarıyla birlikte." Darius ayağa kalktı. "Nerede, Efsun? Nereyi yıkıyorlar?" "Pedasa," dedi yaşlı kadın. "Pedasa Antik Kenti'ne bir ordu yığmışlar."