Keşfet

Kan ve Parşömen

Dokuzuncu Port: Kan, Kül ve Parşömen

Bodrum Kalesi’nin yerin yedi kat altındaki dehlizlerine gizlenmiş olan Bodrum Sihir Bakanlığı, gecenin en karanlık saatini yaşıyordu. Tavanı büyüyle aydınlatılmış, tarihi taş duvarlarına meşalelerin gölgelerinin vurduğu geniş ana salonda yankılanan tek ses, nöbet tutan üç koruma büyücüsünün ritmik ayak sesleriydi. Sessizlik, bir fırtınanın habercisi kadar ağırdı. Gecenin huzuru, ana kapıyı oluşturan tonlarca ağırlıktaki büyülü tunç kapıların kâğıt gibi yırtılıp içeriye doğru patlamasıyla son buldu. Sağır edici bir gürültü ve yoğun bir toz bulutunun arasından karanlık bir silüet belirdi. Siyah, altın sırmalı geleneksel cübbesinin etekleri yeri süpürüyor, yüzünün yarısını gizleyen siyah kefiyesinin altından sadece çöl gecesi kadar soğuk, acımasız gözleri parlıyordu. Abu Nazir, Türkiye Büyü Dünyası’nın en büyük kâbusu, nihayet Bodrum’daydı. Arkasından, yüzleri gümüş maskelerle gizlenmiş beş sadık adamı daha süzüldü. Koruma büyücülerinden biri şoku ilk atlatan oldu. Asasını hızla Nazir’e doğrulttu: "Serpensortia!" Asasının ucundan fırlayan devasa bir kobra tıslayarak Nazir'in üzerine atıldı. Ancak Nazir adımlarını yavaşlatmadı bile. Asasını tuttuğu sağ elini hafifçe kaldırdı, dudaklarından tek bir kelime döküldü: "Evanesco." Yılan daha havadayken siyah bir dumana dönüşüp yok oldu. Nazir, asasını hızla aşağı doğru savurduğunda, koruma büyücüsü görünmez bir balyoz yemiş gibi geriye doğru uçarak taş sütunlardan birine çarpıp bilincini kaybetti. O sırada, salonun üst katındaki balkonlardan Seherbazların sesleri yükseldi. Gece nöbetine kalmış olan beş Seherbaz, cübbelerini savurarak tırabzanların üzerinden ana salona doğru atladılar. Havada süzülürken asalarından peş peşe büyüler fışkırıyordu. "Kalkanları kurun, çapraz ateşe alın!" diye bağırdı Seherbazların kıdemlisi. Beş Seherbaz ve Nazir'in beş adamı arasında anında, salonu kızıl ve mavi ışıklara boğan bir düello patlak verdi. Asimetrik bir savaş dönüyordu. Seherbazlardan ikisi, Confringo ile Nazir'in adamlarından birini köşeye sıkıştırırken, bir diğeri Glacius kullanarak zemini dondurup rakibinin dengesini bozmaya çalışıyordu. Salon, büyülü kalkanlara çarpan lanetlerin çınlamaları ve parçalanan taşların gürültüsüyle cehenneme dönmüştü. Ancak Abu Nazir bu kaosun içinde adeta bir hayalet gibi, etrafındaki yıkımı görmezden gelerek doğrudan Bakanlığın en derinindeki Esırlar Kasası'na doğru yürüyordu. Bir Seherbaz, Nazir'in doğrudan kasaya yöneldiğini fark edip adamlarıyla girdiği çatışmadan sıyrıldı. Koşarak Nazir'in arkasından yaklaştı ve asasını onun sırtına nişanladı. "Stupefy!" Sersemletme büyüsü kırmızı bir ok gibi Nazir'e doğru uçtu. Nazir arkasına bile dönmedi. Sadece asasını omzunun üzerinden geriye doğru zarif bir kavisle salladı. Kırmızı ışık, Nazir'in arkasında beliren görünmez bir kalkana çarpıp yön değiştirdi ve salonun tavanındaki büyülü avizeyi parçaladı. Nazir, yürümeye devam ederken bileğini hafifçe büktü: "Expulso!" Arkadan saldıran Seherbaz, göğsüne yediği şiddetli şok dalgasıyla geriye savruldu ve mermer zeminde metrelerce sürüklendi. Aynı saniyelerde, bu dehlizlerden kilometrelerce uzakta, Yalıkavak sırtlarındaki lüks ve izole bir taş villada ölümcül bir sessizlik hâkimdi. Bodrum Sihir Bakanı Haldun, deri koltuğunda oturmuş, şöminenin cılız ışığında ertesi günün toplantı parşömenlerini inceliyordu. Evin etrafındaki gizlenme, muggle savar ve alarm büyüleri ülkenin en güçlü koruma sihirleriydi. Ancak odanın içindeki sıcaklık aniden sıfırın altına düştü. Şöminedeki ateş, görünmez bir rüzgârla titredi ve yeşile döndü. Bakan Haldun, tehlikeyi hissetmenin verdiği o soğuk ürpertiyle başını kaldırdığında, çalışma odasının kapısında dikilen gölgeyi gördü. Adam, Abu Nazir’in omuzlarındaki gümüş armayı taşıyordu. Ne bir alarm çalmış ne de kapı zorlanmıştı. Suikastçı, evin koruma kalkanlarını dışarıdan kırmak yerine, kalkanların doğasını bozacak kadar kadim bir kara büyüyle içeri sızmıştı. Bakan Haldun asasına uzanmak için elini masaya doğru attı ama çok geçti. Suikastçı, asasını kaldırırken yüzünde hiçbir duygu belirtisi yoktu. Kelimeler, odanın sessizliğini keskin bir bıçak gibi kesti: "Avada Kedavra!" Asanın ucundan patlayan kör edici yeşil ışık, odadaki tüm gölgeleri sildi. Bakan Haldun'un gözlerindeki ışık anında söndü; cansız bedeni, elindeki parşömenlerle birlikte masanın üzerine yığıldı. Şöminedeki yeşil ateş sönerek odayı zifiri bir karanlığa teslim ederken, suikastçı geldiği gibi sessizce karanlığın içinde eriyip yok oldu. Bodrum Kalesi'nin altındaki Bakanlık binasında ise çatışma son demlerini yaşıyordu. Seherbazların sayısı bire düşmüştü ve o sonuncu Seherbaz da Nazir'in üç adamı tarafından çapraz ateş altında, savunma kalkanının arkasında can çekişiyordu. Abu Nazir, Esırlar Kasası'nın devasa, rünlerle kaplı saf gümüş kapısının önünde durdu. Kasanın kapısı, kaba kuvvetle ya da sıradan açma büyüleriyle kırılamayacak bir antik mühürle korunuyordu. Nazir, asasını cübbesinin içine sakladı. Uzun, gümüş yüzüklerle dolu sağ elini kapının soğuk yüzeyine, rünlerin tam merkezine yerleştirdi. Gözlerini kapattı ve dudaklarından fısıltı halinde, Arapça ve kadim büyü dillerinin birbirine karıştığı karanlık kelimeler döküldü. Sözler ağzından çıktıkça, gümüş kapının üzerindeki rünler kan kırmızısı bir renkle parlamaya başladı. Odadaki havayı ağırlaştıran, nefes almayı zorlaştıran yoğun bir kara büyü aurası yayıldı. Kırmızıya dönen rünler, önce çatladı, ardından kulakları sağır eden bir metal çığlığıyla erimeye başladı. Binlerce yıllık mühür, Nazir'in karanlık iradesine boyun eğmişti. Ağır kapı, menteşelerinden koparak içeriye doğru büyük bir gürültüyle yıkıldı. Nazir içeri adım attı. Kasanın ortasındaki taş bir kaidenin üzerinde havada süzülen, cam bir muhafazanın içindeki o eski parşömene, 'Port' haritasına baktı. Cam muhafazayı elinin tersiyle paramparça ederek parşömeni aldı ve cübbesinin içine yerleştirdi. Dışarı çıktığında, salon tamamen sessizliğe gömülmüştü. Hayatta kalan son Seherbaz da yerdeki molozların arasında yatıyordu. Nazir'in beş adamı, efendilerinin arkasında saygıyla başlarını eğerek dizildiler. Nazir, arkasında bıraktığı yıkıma, inleyen yaralılara ve parçalanmış heykellere son kez, küçümseyen bir bakış attı. Bodrum Sihir Bakanlığı düşmüş, Bakan ölmüş ve asıl oyun için gereken kilit parça alınmıştı. Gecenin karanlığına geri dönmek üzere asasını havaya kaldırdı. Bir saniye sonra, altı karanlık figür büyük bir hava vakumu sesiyle cisimlenerek ortadan kayboldu. Geride sadece duman, yıkım ve yaklaşan büyük bir savaşın ayak sesleri kalmıştı.

Yorumlar

  • Ekrem Efe Özbek: anlayamadım hatice hanım
  • Hatice Çetin: @ekremefe bölümde Bakan