Karakaya`nın Gölgeleri
Dokuzuncu Port: Kan, Kül ve Parşömen
Bodrum yarımadasının en sarp tepelerine gizlenmiş Karakaya Köyü, yüzyıllar önce korsan saldırılarından korunmak için inşa edilmiş, sadece bilenlerin bulabildiği taş evlerden oluşan terkedilmiş bir yerleşkeydi. Rüzgâr, asırlık taş duvarların arasında uğulduyor; gece, köyün üzerini koyu bir örtü gibi örtüyordu. Ancak bu gece, o yıkık dökük evlerin arasında bir zamanlar korsanların yaktığı ateşlerden çok daha tehlikeli bir şey parlıyordu. Köyün ortasındaki geniş meydanda, büyü dünyasından bihaber yaşamış elliye yakın fani, omuz omuza, korku ve hastalıklı bir merakla bekliyordu. Kimi Barlar Sokağı'nda çalışan bir barmen, kimi lüks bir otelin gece bekçisi, kimi ise hayata öfkeli bir işsizdi. Hepsinin ortak noktası, Abu Nazir'in fısıltılarına ve onlara vaat ettiği o 'üstün güce' kanmış olmalarıydı. Abu Nazir, meydanın ortasındaki büyük bir kayanın üzerinde, cübbesi rüzgârda dalgalanarak duruyordu. Etrafında, gümüş maskeli beş adamı, ellerinde asalarıyla sessiz bir çember oluşturmuştu. Nazir'in ayaklarının dibinde ise eski, tahta bir sandık vardı. İçinde, Karaborsa'dan toplanmış düzinelerce asa bulunuyordu. "Yüzyıllardır sizi kör bıraktılar," dedi Nazir. Sesi yüksek değildi ama her nasılsa meydandaki herkesin zihninin içinde yankılanıyordu. "Sizi, kendi evinizde, Bodrum'da birer misafir, birer köle yaptılar. Siz onların çöplerini temizlerken, onlar yeraltındaki o süslü saraylarında asalarıyla dünyayı yönettiler. Sizi böcek olarak gördüler." Kalabalıktan onaylayan, öfkeli mırıltılar yükseldi. "Ama artık kör değilsiniz," diye devam etti Nazir, sesindeki karanlık tonu biraz daha keskinleştirerek. Sandığı ayağının ucuyla tekmeleyip açtı. Asalar taş zemine döküldü. "Artık onların silahı, sizin silahınız. Onların ateşi, sizin ateşiniz." Nazir elini uzattı, en önde duran, kolları dövmeli iri yarı bir adamı işaret etti. "Yaklaş." Adam tereddütle öne çıktı. Yerdeki asalardan birini alıp almamakta kararsızdı. Nazir'in maskeli adamlarından biri, asayı yerden alıp adamın eline zorla tutuşturdu. Adam asayı kavradığı an, tıpkı Barlar Sokağı'ndaki kurban gibi sarsılmaya başladı. Damarları siyahlaştı, asadan yayılan büyü enerjisi bedenini yakarken acıyla bağırdı. Kalabalık geri çekilmek istedi ama gümüş maskeliler asalarını kaldırarak onları engelledi. Nazir, acı içinde kıvranan adamın yanına eğildi. Asasını çıkardı ve ucunu adamın göğsüne bastırdı. "Asalar sizi reddeder," diye fısıldadı Nazir, adamın gözlerinin içine bakarak. "Çünkü sizde büyü yok. Ama kanınızda öfke var. Asaya kimin efendi olduğunu göstermek için, onu kanınızla zincirlemelisiniz." Dudaklarından o karanlık, yeni türettiği kelimeler döküldü: "Sanguis Vinculum!" Nazir'in asasının ucundan sızan koyu kırmızı bir ışık, adamın damarlarındaki o siyahlaşan büyü enerjisine karıştı. Adamın çığlığı kesildi. Siyah damarlar, kırmızı, hastalıklı bir parlaklığa bürünerek deri altına gömüldü. Nefes nefese kalan adam doğruldu. Elindeki asa artık onu yakmıyordu; aksine, asa adamın kanındaki karanlık büyüyle senkronize olmuştu. Adam asayı meydandaki eski bir zeytin ağacına doğrulttu ve öfkeyle bağırdı: "Confringo!" Kusursuz olmasa da, asadan çıkan çarpık, turuncu enerji topu ağacın gövdesini parçalayarak alevler içinde bıraktı. Kalabalık, ağacın yanışını izlerken korkuları yerini saf, açgözlü bir hayranlığa bıraktı. Silah artık onlarındı. Aynı saatlerde, Bodrum Kalesi'nin altındaki yıkık dehlizlerde Darius Widdershins, Barlar Sokağı'nda bulduğu asayı inceliyordu. Asanın üzerindeki o karanlık rünü, dehlizdeki sihirli analiz masasının üzerine yatırmıştı. Meltem, elindeki sıcak kahveyi masaya bırakarak Darius'un yanına geldi. "Barlar Sokağı'ndaki fani... O asa onun hayatını emiyordu ama yine de büyü yapabiliyordu. Bu nasıl mümkün olabilir?" Darius, asanın üzerinden yayılan o silik, kırmızı titreşimlere baktı. "Normalde mümkün değil," dedi sesi yorgun ama zihni tamamen uyanıktı. "Bir fani asayı sadece sallayabilir, içindeki çekirdek tepki vermez. Ama bu asa... İçindeki çekirdek zorlanmış. Sadece zorlanmakla kalmamış, asayı tutanın kanıyla karanlık bir bağ kurulmuş." "Kan büyüsü," dedi Meltem, midesi bulanarak. "Nazir onlara asaları zorla yediriyor. Ama bu onları delirtmez mi? Ne kadar dayanabilirler?" "Nazir'in umrunda değil ki," diye cevap verdi Darius, asayı masadan alıp cübbesinin cebine koyarken. "Onlar sadece piyon. Asıl amacı o piyonlarla Port'lara saldırmak ve asıl hedefinden bizi uzaklaştırmak. Parşömeni çözmesi ne kadar sürer?" Meltem haritayı gözünün önüne getirdi. "Bakanlıktaki şifrecilere göre, Parşömen'in üzerindeki koruma mühürlerinin tamamen kalkması ve Dokuzuncu Port'un yerinin haritada belirmesi için üç gün lazım." "O zaman Nazir bu üç gün boyunca, kurduğu o fani ordusuyla diğer sekiz Port'u hedef alacak. Bizi meşgul edecek. Bizi, kendi şehrimizde kendi halkımızla savaştıracak." Darius'un çenesindeki kaslar seğirdi. "İlk saldırı nereye olur sence?" Meltem, kılıflarındaki bıçakları kontrol ederek gülümsedi ama gözlerinde hiç neşe yoktu. "Antik Tiyatro. Bodrum'un tam ortasında, büyü yoğunluğu en yüksek olan ilk geçit." Darius cübbesini düzeltti, asasının kabzasını sıkıca kavradı. "O zaman oraya gidelim. Ve onlara, Bodrum sokaklarında gölgelerle oynamanın nasıl bir bedeli olduğunu gösterelim."
Yorumlar
- Ekrem Efe Özbek: yorumun için teşekkür ederim yasin bey.
- Yasin Kaan Bulut: Meydanın içindeki gergin atmosfer çok iyi yansıtılmış Hissiyatı hissettim