Keşfet

Kırık Asalar ve Kanamalı Gurur

Dokuzuncu Port: Kan, Kül ve Parşömen

İçmeler Tersanesi'nin paslı yata vuran yağmur damlaları, içerideki ölümcül sessizliği daha da ağırlaştırıyordu. Teknenin alt güvertesi artık bir operasyon merkezinden çok, kaybedilmiş bir savaşın sahra hastanesini andırıyordu. Havada iyot, pas ve ağır bir yanık et kokusu vardı. Alaz, elindeki tentürdiyot ve Dittany (Yaraotu) özü karışımını Meltem’in kolundaki volkanik yanıklara damlatırken Meltem tıslayarak dişlerini sıktı. Vücudundaki morluklar ve ezikler, Nazir'in o tek parmak şıklatmasıyla savruldukları anın acımasız bir hatırasıydı. Lidya, güvertenin en karanlık köşesinde, dizlerini göğsüne çekmiş bir şekilde oturuyordu. Normalde onunla bir kedi gibi oynayan gölgeler, şu an kontrolsüzce titriyor, duvarda çarpık ve ürkütücü şekiller alıyordu. Nazir'in o saf, ilkel iradesi Lidya'nın zihnindeki karanlık bağı sarsmış, onu kendi içindeki gölgelerden bile şüphe eder hale getirmişti. Ancak odadaki en ağır enkaz, Kuzey'in ellerindeydi. Kuzey, masanın kenarına oturmuş, bir zamanlar kilometrelerce öteden kalkanları delen o muazzam abanoz asasının ikiye bölünmüş parçalarına bakıyordu. Bir büyücü için asasının kırılması, kolunun kopmasından farksızdı. Gözlerinde ne bir öfke ne de bir yaş vardı; sadece devasa, yutucu bir boşluk. "Benim hatamdı," diye fısıldadı Darius. Ses güvertenin paslı duvarlarında yankılandı. Darius, kırık kaburgalarını sarmak için cübbesini çıkarmıştı. Vücudu yara bere içindeydi ama asıl kanayan yer gururuydu. Gözlerini masanın üzerindeki haritadan ayırmadan konuştu. "Sectumsempra... Onu öldüreceğimi sandım. Oysa sadece taşı kırması için ihtiyacı olan o son anahtarı, kendi ellerimle ona sundum. Bizi birer piyon gibi kullandı." Meltem, Alaz'ın elini sertçe itip ayağa kalktı. Gözlerindeki öfke, Kara Ada'nın lavlarından daha yakıcıydı. "Evet, kullandı! O adam bir canavar değil Darius, o bir felaket! Oraya gidip onu kendi çöplüğünde alt edebileceğimizi sandık. Kibrimize yenildik. Adam asasını bile kullanmadan, sadece zihniyle hepimizi duvara yapıştırdı. Kuzey'in asası..." Meltem yutkundu, masadaki kırık odun parçalarına bakamıyordu. "...Sıradan bir Seherbaz taktiğiyle onun karşısına çıkamayız." "Çıkmayacağız zaten," dedi Efsun'un radyodan gelen yorgun sesi. İhtiyar kadın her şeyi başından beri dinliyordu. "Bakanlık az önce acil durum ilan etti. Kara Ada'daki volkanik patlamayı bastırmak için tüm Seherbazları oraya yığdılar. Dokuzuncu Port efsanesinin gerçek olduğu artık koridorlarda fısıldanıyor. Ancak herkes korkudan felç olmuş durumda. Sizi de vatan haini ilan edip yakalama kararı çıkardılar." Darius acı acı gülümsedi. Kırık kaburgalarının sızısına rağmen doğruldu ve ellerini masaya dayadı. "Harika. Hem kendi Bakanlığımız tarafından avlanıyoruz hem de yenilemeyen bir yarı tanrıyla savaşıyoruz." Kuzey, elindeki kırık abanoz parçalarını yavaşça masaya bıraktı. Sessizliği, odadaki herkesin kanını donduracak kadar ağırdı. "Asam öldü," dedi dümdüz bir sesle. "Büyü çekirdeği tamamen sönmüş. Sahaya silahsız inemem." Odanın havası iyice ağırlaşırken, Alaz elindeki kanlı bezleri çöpe atıp masaya doğru yürüdü. Asabi teknisyenin yüzünde ilk defa alaycı bir gülümseme veya sinir katsayısı yoktu; sadece saf bir ciddiyet vardı. "Standart Seherbaz taktikleriyle savaşamayacağımızı söyledin Meltem," dedi Alaz, kırık abanoz parçalarını eline alıp inceleyerek. "Haklısın. O herif antik Karya büyüsünü kullanıyor. Toprağın, kanın ve magmanın iradesini. O zaman biz de standart Bakanlık oyuncaklarını bırakacağız." Alaz, başını kaldırıp Darius'a baktı. "Bakan Haldun'un bana verdiği ama kimseye bahsetmememi emrettiği bir çekirdek var. Bodrum kalesinin temelleri kazılırken bulunmuş, binlerce yıllık, kökeni bilinmeyen bir yaratığın kalıntısı. Onu bu abanozla birleştirirsek, Kuzey'e sadece bir asa değil... bir topçu bataryası veririm. Ama bu, Bakanlığın koyduğu tüm büyü yasalarını çiğnemek demek." Darius'un gözlerindeki o gri, ölü ışık yerini yavaş yavaş tekrar o tehlikeli, karanlık ateşe bıraktı. "Bakanlık bitti Alaz. Kurallar bitti." Lidya, köşesindeki gölgelerin içinden ayağa kalktı. Titreyen gölgeler aniden sakinleşip tekrar onun itaatkâr köpekleri gibi ayaklarının dibine serildi. "Beş Port daha var," dedi Lidya, sesi eskisi gibi fısıltı halinde ama çelik gibiydi. "Eğer onu Portların başında durduramıyorsak... Portların ne olduğunu biz bulur, gerekirse o taşı biz yok ederiz." Darius, ekibinin gözlerindeki o kırılmış ama yok olmamış iradeye baktı. Nazir onları ezmiş olabilirdi ama CORE ekibi acıdan beslenmeyi çok iyi biliyordu. "Yeniden başlıyoruz," dedi Darius, haritadaki Bodrum silüetine elini kanlı bir mühür gibi basarak. "Alaz, o asayı yap. Biz de Beşinci Port'un yerini Nazir'den önce bulacağız. Ve bu kez biz onu piyon olarak kullanacağız."