Keşfet

Kül ve İrade

Dokuzuncu Port: Kan, Kül ve Parşömen

Siyah ateş, Pedasa'nın binlerce yıllık taşlarını mum gibi eritiyordu. Fiendfyre, saf nefretten beslenen, kendi bilinci olan bir kara büyüydü. Dev bir kobra şeklini alan karanlık alevler, çığlık çığlığa kaçışan fanilerin üzerine kapanıyor, onları saniyeler içinde sadece bir avuç küle çeviriyordu. Nazir'in yarattığı bu cehennem, vadinin oksijenini hızla emerken hava nefes alınamayacak kadar ısınmış, gökyüzü kan kırmızısı bir dumanla kaplanmıştı. "Geri çekiliyoruz!" diye kükredi Darius, asasını kendi etrafında geniş bir kavisle savurarak. "Protego Maxima!" Darius'un asasından yayılan kalın, gümüş rengi kalkan, devasa ateş yılanının ilk hamlesini zar zor durdurdu. Kalkanın yüzeyinde çatlaklar oluşurken Darius dişlerini sıktı; Fiendfyre'ı uzun süre tutmak imkânsızdı. O sırada, sunağın diğer tarafında Meltem ve Tariq arasındaki ölümcül dans son demlerini yaşıyordu. Tariq, Nazir'in kaçışını izlemiş ve kendi işinin bittiğini anlayıp karanlığa karışmak için geri adım atmıştı. Ancak Meltem'in onu bırakmaya hiç niyeti yoktu. Tariq, cisimlenmek için etrafında dönmeye başladığı o kritik saniyede, Meltem elindeki son şok diskini fırlatmak yerine doğrudan adamın üzerine atıldı. Tariq, refleksle sol asasını ona çevirdi. "Avada—" Kelimenin sonu gelemeden Meltem'in çelik uçlu botu Tariq'in bileğine sertçe çarptı. Adamın asası elinden fırlarken, Meltem havada kendi etrafında dönerek dizini Tariq'in çenesine geçirdi. Tariq geriye doğru sendelediğinde, Meltem deri eldiveninin içindeki şok cihazını doğrudan adamın boynuna bastırdı. Mavi elektrik akımı Tariq'in sinir sistemini felç ederken adam titreyerek yere yığıldı. "Kuzey! Lidya! Buraya!" diye bağırdı Meltem, bilincini kaybeden Tariq'i yakasından tutup sürükleyerek Darius'un zorlukla ayakta tuttuğu kalkanın altına girerken. Gölgelerin içinden Lidya belirdi; pelerini ateşin sıcaklığından yer yer kavrulmuştu. Hemen arkasından Kuzey, uzun asasını omuzlamış, yüzü is içinde kalkanın altına daldı. Kalkanın dışındaki siyah alevler artık kalkanı yutmak üzereydi. Gümüş bariyer çatırdamaya başlamıştı. "Darius, kalkan çöküyor!" diye bağırdı Lidya, ellerini Darius'un omuzlarına koyarak kendi sihrini ona aktarmaya çalışırken. "Biliyorum," diye hırladı Darius. Gözleri sunağın etrafındaki yıkıma kaydı. Yüzlerce faniden geriye sadece kavrulmuş cesetler ve panik içinde kaçışan bir avuç insan kalmıştı. Nazir, kendi ordusunu tek bir tereddüt yaşamadan yakmıştı. "Buna dayanacak gücümüz yok, gitmemiz lazım!" dedi Kuzey, asasını ateşin en yoğun olduğu noktaya doğrultarak. "Beraber çıkıyoruz," dedi Darius. Asasını iki eliyle kavradı. Zihnini toparlayıp Bodrum'un coğrafyasına, denizin tuzlu ruhuna odaklandı. Latince kökenli su ve rüzgâr büyüsünü kendi iradesiyle birleştirip kükredi: "Aqua Tsunami!" Darius'un asasının ucundan patlayan muazzam tazyikteki su kütlesi, kalkanın çatlayan yerinden dışarıya, doğrudan siyah ateşin merkezine fışkırdı. Normal su Fiendfyre'ı söndüremezdi ama Darius'un amacı onu söndürmek değildi. Su, cehennem ateşiyle çarpıştığı an devasa bir buhar patlaması yaşandı. Görüş mesafesi sıfıra inerken, ateş saniyelik bir şok yaşayıp geriledi. "Şimdi!" Dört CORE üyesi ve baygın haldeki Tariq, büyük bir vakum sesiyle Pedasa'nın cehenneminden cisimlenerek kayboldular. Arkalarında, siyah alevler tüm antik kenti yutmaya devam ediyordu. İçmeler Tersanesi'ndeki paslı yatın alt güvertesi, dışarıdaki rüzgâr ve dalga seslerine rağmen mezar gibi sessizdi. Tavandan sarkan tek bir cılız sarı ampul, ortadaki sandalyeye Incarcerous büyüsü ile beraber sıkıca bağlanmış olan Tariq'in yüzünü aydınlatıyordu. Adamın yüzü kan ve is içindeydi. Çift asası Alaz'ın masasında duruyordu. Darius, sandalyenin tam karşısında, kolları göğsünde kavuşmuş bir şekilde dikiliyordu. Yüzü ifadesizdi ama gözlerinde fırtınalar kopuyordu. Meltem kapıya yaslanmış, elindeki bir bıçakla oynarken; Lidya köşedeki gölgelerin içinde adeta erimişti. Tariq yavaşça gözlerini araladı. Etrafına bakındı, ardından karşısındaki Darius'a bakarak kanlı dişleriyle gülümsedi. "O ateşi durdurabildiğini mi sanıyorsun Widdershins?" dedi Tariq, sesi alaycıydı. "Sadece kaçtınız." "Pedasa düştü," dedi Darius, sesinde hiçbir duygu kırıntısı yoktu. "Ama efendin fani ordusunu arkasında bıraktı. Onları ölüme terk etti. Zihinlerini zehirlediği, asalarla güçlendirdiği piyonlarını tek bir ateşte yaktı. Neden? Eğer amacı bir isyansa, ordusu olmadan bunu nasıl yapacak?" Tariq'in gülümsemesi sinsi bir kahkahaya dönüştü. "Siz Seherbazlar gerçekten çok sığsınız. O faniler bir ordu değildi. Onlar sadece birer çıraydı." Meltem bıçağını oynamayı bıraktı. "Ne demek çıraydı?" Tariq başını Meltem'e çevirdi. "Efendi Nazir'in onlara acıdığını mı, onları büyücülerle eşit gördüğünü mü sandınız? Hayır. O parşömendeki Dokuzuncu Port, sizin anladığınız gibi sadece bir mekân değil. O, Bodrum'un altındaki tüm büyü damarlarının kalbi. O kalbi uyandırmak için muazzam miktarda, dengesiz büyü enerjisine ihtiyaç var. Saf sihir değil... Kaos büyüsüne. Acıya. Yozlaşmaya." Darius'un zihninde parçalar yerine oturmaya başladı. Gözleri hafifçe büyüdü. "Asalar..." diye mırıldandı. "Evet," dedi Tariq, gözlerinde fanatik bir parıltıyla. "Fanilerin bedenleri saf sihri kaldıramaz, onu yozlaştırır. Nazir onlara asaları verip kendilerini yavaş yavaş yakmalarını sağladı. Büyüyü kirletti. Sonra onları Port'ların üzerinde topladı ve Fiendfyre ile o kirlenmiş enerjiyi toprağın altına, fay hatlarına mühürledi. Onların ölümü bir kayıp değil, ritüelin ta kendisiydi!" Odada buz gibi bir sessizlik oluştu. Nazir, fanileri sadece savaşmaları için değil, Dokuzuncu Port'u açacak kara enerjiyi üretmeleri için birer kurban olarak kullanmıştı. "İki Port düştü," dedi Tariq, zincirlerini zorlayarak öne doğru eğildi. "Geriye kaldı yedi. Ve emin olun, Nazir şu an üçüncüye çoktan ulaştı. Yedi Port daha kırıldığında, Dokuzuncu Uyanış gerçekleşecek. Büyü dünyası ile fanilerin dünyasını ayıran o zırh çatladığında, efendim o çekirdeği kontrol edip her iki dünyanın da tanrısı olacak." Darius asasını çıkardı ve ucunu Tariq'in şakağına dayadı. Gözlerindeki karanlık, Nazir'inkinden aşağı kalmıyordu. "Üçüncü Port nerede Tariq?" diye fısıldadı Darius, kelimelerin üzerine basarak. "Cevap vermezsen, zihnine zorla girerim. Ve inan bana, benim zihnine girmem, Nazir'in Fiendfyre'ından çok daha fazla can yakar."