Keşfet

Küllerin Arasındaki Gerçek

Dokuzuncu Port: Kan, Kül ve Parşömen

Bodrum Kalesi’nin altındaki dehlizler, saatler önce Türkiye Büyü Dünyası’nın en güvenli yerlerinden biriyken, şimdi savaş alanından farksızdı. Havadaki yoğun ozon, yanık et ve asırlık toz kokusu genzi yakıyordu. Şifacılar, inleyen yaralı Seherbazlara müdahale ederken, sihirsel olay yeri inceleme ekipleri havada uçuşan altın rengi tozlarla büyü kalıntılarını toplamaya çalışıyordu. Enkazın tam ortasında, erimiş saf gümüş kapının önünde Darius Widdershins duruyordu. Uzun, koyu renkli Seherbaz pardösüsünün etekleri yerdeki molozlara değiyor, gözleri kasanın içine doğru odaklanmış bir şekilde, elindeki asayı havada yavaş, ritmik hareketlerle çeviriyordu. Asasının ucundan yayılan soluk mavi ışık, gece yaşanan karanlık büyünün havada bıraktığı görünmez izleri aydınlatıyordu. Hemen arkasında bir taşın üzerinden zarifçe atlayıp yanına gelen Meltem, botlarının altından kayan cam kırıklarına bakarak ıslık çaldı. "Kırılmamış," dedi Meltem, kasanın eriyen menteşelerine ve siyah bir cüruf yığınına dönen bin yıllık rünlere işaret ederek. "Bunu yapan her kimse, Bakanlığın en güçlü mühürlerini zorlayarak açmamış. Doğrudan eritip geçmiş. İçeriden patlatılan bir bomba gibi." Darius asasını indirdi. Mavi ışık söndü ama kasanın etrafındaki ağır, kasvetli aura hâlâ hissediliyordu. Gözlerini kısarak, erimiş gümüşün üzerinde kalan kızıl lekeleri inceledi. "Bomba değil," dedi Darius, sesi dehlizin soğuk duvarlarında yankılandı. "Kadim bir lanet. Kasanın rünleri büyüyle değil, kan ve iradeyle bozulmuş. Bu izler... Arap yarımadasının en eski kara büyü dillerine ait. Sadece birkaç kişi bu seviyede bir karanlığı kontrol edebilir." Meltem kaşlarını çattı. "Abu Nazir mi? Onun Ortadoğu'daki ininden hiç çıkmadığını sanıyorduk. Neden Bodrum'a gelsin ki? Kasanın içinde ne vardı?" Darius cevap veremeden, dehlizin girişinde bir hareketlilik oldu. Üzeri toz ve is içinde kalmış, nefes nefese bir iletişim Seherbazı onlara doğru koşuyordu. Adamın yüzü kireç gibi bembeyazdı. "Widdershins! Meltem!" diye seslendi adam, yanlarına ulaştığında nefeslenmek için dizlerine tutundu. "Sadece burası değil... Bakan Haldun..." Darius'un bakışları sertleşti. "Bakan'a ne oldu?" "Evinde ölü bulundu," dedi Seherbaz yutkunarak. "Avada Kedavra. Koruma kalkanlarının hiçbiri tetiklenmemiş. Buradaki saldırıyla saniyesi saniyesine aynı anda gerçekleşmiş." Meltem, yumruklarını sıktı. "Eş zamanlı bir darbe. Sadece hırsızlık için gelmemişler, bütün sistemi felç etmek istemişler." Darius kasanın içine, cam muhafazanın tuzla buz olduğu o boş kaideye doğru yürüdü. Yerdeki kırık cam parçalarından birini asasıyla havaya kaldırdı. Camın üzerinde silik bir şekilde parlayan tek bir kelime kalmıştı: Port. "Sistemi felç etmek sadece ilk adımdı," diye fısıldadı Darius. Ciddi, tehlikeli bir gerçeğin eşiğinde olduklarını hissediyordu. "Bakanı öldürüp bizi kaosa sürüklediler ki, asıl aldıkları şeyin peşine hemen düşemeyelim. Nazir, Port Parşömeni'ni almış." Meltem'in gözleri büyüdü. "O parşömen sadece bir efsane değil miydi? Faniler ile bizim dünyamız arasındaki sınırları tutan geçitlerin haritası..." "Görünüşe göre efsaneden çok daha fazlası," dedi Darius, asasını cübbesinin içine yerleştirirken. "Eğer Nazir o geçitlerin yerini öğrenirse, Bodrum'u bir gecede açık bir savaş alanına çevirebilir." Tam o anda, dehlizin karanlık tavanından gümüş rengi, parlak bir ışık hüzmesi süzüldü. Işık havada şekillenerek gümüşten bir martı formunu aldı. Bir Patronus'tu. Kuş, kanatlarını çırparak Darius ve Meltem'in tam önünde durdu ve Bakanlık Merkez Nöbetçisi'nin paniklemiş sesini odaya yaydı: "Tüm aktif Seherbazların dikkatine! Bodrum Barlar Sokağı'nda 1. Derece Gizlilik İhlali. Sivil kayıplar var. Bir fani... Tekrar ediyorum, bir büyü dışı, elindeki asayla etrafa alevler saçıyor. Kontrolden çıkmış durumda. Müdahale birimlerine acil destek gerekiyor!" Gümüş martı dağılıp yok olduğunda, Darius ve Meltem birbirlerine baktılar. İkisinin de zihninden aynı imkânsız düşünce geçiyordu: Bir fani, asa kullanamazdı. Asalar, büyü gücü olmayan birinin elinde sıradan bir tahta parçasından farksızdı. "Görünüşe göre," dedi Meltem, ceketinin fermuarını yukarı çekerken, gözlerinde o bildik savaşçı parıltısı belirmişti, "Nazir sadece kapıları açmakla kalmamış. İçeriye silah da dağıtmaya başlamış." Darius başını salladı. "İsyan başlıyor. Barlar Sokağı'na gidiyoruz, hemen." İkisi aynı anda etraflarında döndüler ve yüksek bir çat sesiyle, Bodrum Kalesi'nin altındaki yıkıntılardan cisimlenerek gecenin içine karıştılar. Bodrum Barlar Sokağı'nın neon ışıkları, o gece hiç olmadığı kadar hastalıklı bir renge bürünmüştü. Darius ve Meltem, dar sokağın girişindeki eski bir taş kemerin altına cisimlendiklerinde, yüzlerine vuran ilk şey yoğun bir yanık alkol ve erimiş plastik kokusu oldu. Sokağın ilerisinde, kulüplerden taşan elektronik müzik ritimleri, yerini cam kırıklarına, panik halindeki çığlıklara ve peş peşe patlayan ateş toplarına bırakmıştı. İnsanlar birbirlerini ezerek dar sokaktan kaçmaya çalışıyor, marinaya doğru can havliyle koşuyordu. Kalabalığı yararak ilerleyen iki Seherbaz, kaosun merkezine ulaştığında gördükleri manzara karşısında bir anlık dehşete düştüler. Adam sıradan biriydi; üzerinde salaş bir tişört ve şort vardı. Ancak sağ elinde tuttuğu koyu renkli asadan akan büyü, adamın bedenini adeta içten içe yiyordu. Boynundaki ve kollarındaki damarlar simsiyah kabarmış, göz bebekleri kaybolmuş, yerini asadan emdiği o vahşi enerjinin yansıması olan hastalıklı bir mora bırakmıştı. Büyü dışı bir bedenin, saf sihir enerjisini filtreleyecek bir çekirdeği yoktu. Asa, adamın yaşam enerjisini yakarak çalışıyor ve onu acıdan delirmiş bir hayvana çeviriyordu. "Incendio!" diye gırtlağını yırtarcasına bağırdı adam. Asadan çıkan alev, kontrollü bir büyücü ateşinden çok, bir napalm patlamasını andırıyordu. Alevler, sokağın sağındaki üç katlı ahşap bir barın tabelasını yalayarak binayı tutuşturdu. "Onu canlı alamayız!" diye bağırdı Meltem, alevlerin uğultusunu bastırmak için. "Asa onun sinir sistemine kilitlenmiş. Büyü onu içeriden yakıyor!" "Önce dikkatini dağıt!" diye emretti Darius, asasını çıkarıp gölgelerin arasına kayarken. "Sivillerden uzaklaştırmamız lazım!" Meltem, bir panter çevikliğiyle ileri atıldı. Adamın doğrudan görüş alanına girerek yanan bir fıçının üzerinden sıçradı ve elindeki ufak, gümüş şok disklerinden birini fırlattı. Disk adamın omzuna çarpıp patladığında, adam acı hissetmemiş gibi sadece hırladı ve asasını anında Meltem'e çevirdi. "Confringo!" Patlama o kadar şiddetliydi ki, Meltem havada kendi etrafında dönerek kendini son anda yere, taş bir duvarın arkasına atmasaydı paramparça olacaktı. Şarapnel gibi etrafa saçılan taşlar sokağın duvarlarında derin oyuklar açtı. Adam, Meltem'in saklandığı köşeye doğru vahşi adımlarla ilerlerken, asanın ucu kör edici bir kırmızıya dönüşmeye başlamıştı. Nefes alışı hırıltılı, adımları düzensizdi ama asadan yayılan güç ölümcüldü. Yüzü asimetrik bir şekilde kasılıyor, kontrolsüz bir gücün bedeni yırtarak çıkmaya çalıştığı görülüyordu. Darius, adamın arkasındaki karanlık köşeden çıktı. Gözlerinde ne bir acıma ne de tereddüt vardı. Karşısındaki şey artık bir insan değil, pimi çekilmiş canlı bir büyü bombasıydı. Adamın asasının ucundaki kırmızı enerji, tüm sokağı havaya uçuracak o son eşiğe geldiğinde Darius kararını verdi. "Expulso!" Darius'un asası havayı yırtarak mavi bir şok dalgası ateşledi. Büyü, doğrudan adamın diz kapağına isabet ederek kemiği parçaladı. Adam dengesini kaybedip öne doğru dizlerinin üzerine yığılırken, elindeki asanın doğrultusu havaya kalktı. Birikmiş o muazzam enerji, gökyüzüne doğru devasa bir ateş sütunu olarak patlayıp bulutları aydınlattı. Fırsatı gören Meltem, saklandığı duvarın arkasından bir ok gibi fırladı. Koşarak adamın arkasına geçtiği saniyede, kollarıyla adamın boynunu kilitledi. Adam, o hastalıklı gücüyle Meltem'i savurmaya çalışırken, Darius aradaki mesafeyi soğukkanlı adımlarla kapatmıştı bile. Darius, asasının ucunu diz çökmüş ve çırpınan adamın göğsünün tam ortasına, kalbini