Myndos`un Ölü Kuşatması
Dokuzuncu Port: Kan, Kül ve Parşömen
Myndos Kapısı’nın antik kalıntıları, gecenin zifiri karanlığında cehennemin bir şubesine dönüşmüştü. Büyük İskender’in ordularının binlerce kayıp verdiği, kanın toprağa metrelerce işlediği o meşhur hendek, şimdi yeşil ve çürük bir ışıkla kaynıyordu. Toprağın altından kusan antik bir savaş makinesi uyanmıştı. Nazir'in Bodrum Kalesi'nden yönlendirdiği nekromansi (ölü çağırma) büyüsü, Myndos Kapısı'ndaki binlerce Karya ve Makedon askerinin iskeletlerini birbirine kenetlemişti. Hendeğin tam ortasında, kemiklerden ve çürümüş bronz zırhlardan oluşan, üç katlı bina yüksekliğinde, devasa bir Amalgam (Kemik Golemi) dikiliyordu. Golem, devasa kollarını toprağa daldırarak Yedinci Port taşını yeryüzüne çıkarmaya, antik kanı taşın üzerine akıtmaya çalışıyordu. Tepeye konuşlanan sekiz kişilik ölüm timi, aşağıdaki manzaraya tepkisizce bakıyordu. Korku, İçmeler açıklarında Efsun'la birlikte okyanusun dibine batmıştı. Artık sadece buz gibi bir nefret vardı. "Şu iğrenç şeye bak," diye fısıldadı Okan, elindeki yasadışı savaş asasını sıkarken. Asanın üzerindeki rünler, kana susamış gibi kırmızı bir ısıyla parlıyordu. "O kütleyi hiçbir standart büyü indiremez." "Standart büyüleri Bakanlık enkazında bıraktık," dedi Darius. Cübbesinin etekleri yağmurda dalgalanırken asasını çekti. Ucundaki o mat, siyah boşluk, gecenin karanlığından bile daha yoğundu. Gözlerini hendeğin içindeki kemik denizine ve devasa Golem'e dikti. "Barlas, sağ kanat senin. Kuzey, tepeyi tut ve o Golem'in dikkatini dağıt. Lidya, Vera... Bize bir kâbus yaratın." Darius, elindeki o karanlık asayı hafifçe aşağı indirdi. "Alaz. Cehennemi serbest bırak." Alaz'ın yüzünde hiçbir duygu kırıntısı yoktu. Gözyaşları çoktan kurumuş, yerini saf bir deliliğe bırakmıştı. Efsun'un kanının bedelini istiyordu. Boynuna astığı ejderha pullarından zırhı ve elinde tuttuğu, asayla modifiye edilmiş o devasa, çift namlulu pompalı tüfekle bir Seherbazdan çok, bir kıyamet elçisine benziyordu. Alaz, tüfeğin mekanizmasını sertçe çekti. İçine standart fişekler değil, karaborsadan aldığı Ejderha Ateşi ve Patlayıcı Rün mermileri sürmüştü. "Efsun için," diye fısıldadı Alaz. Tetiğe bastığı an, tüfeğin namlusundan çıkan ses Myndos Kapısı'nda bir top mermisi gibi patladı. Silahın ucundan fırlayan alev ve kinetik büyü enerjisi, hendeğin sol kanadındaki elli kadar iskeleti saniyeler içinde un ufak etti. Büyü o kadar şiddetliydi ki, kemikler tekrar birleşmeye fırsat bile bulamadan sülfür ateşiyle küle döndü. Alaz, kükreyerek hendeğe doğru koşmaya başladı, her pompalayışında yeşil ışıklı iskeletlerin saflarında devasa boşluklar açıyordu. "İniyoruz!" diye bağırdı Darius. Sekiz kişi, antik hendeğin içine bir çığ gibi düştü. Barlas ve Okan, Bakanlık eğitiminin o steril duruşunu tamamen bırakmışlardı. Okan'ın yeni savaş asası, büyüleri bir makineli tüfek gibi seri ve yıkıcı atıyordu. Barlas ise Karaborsa'dan aldığı lanetli kan büyüsünü kullanıyor, asasıyla yere vurduğu her an etrafındaki iskeletlerin kemik içindeki sihirli bağlarını çürüterek onları toza çeviriyordu. Meltem, savaş alanının en ölümcül dansçısıydı. Kavisli bıçaklarının ucuna Çilingir'den aldığı "Basilisk Zehri" aparatını takmıştı. İskeletlerin arasına bir hortum gibi daldı. Zehir, ölüleri canlandıran nekromansi büyüsünü bir asit gibi eritiyordu. Meltem'in bıçağının değdiği her kemik anında eriyerek siyah bir balçığa dönüşüyor, tekrar ayağa kalkamıyordu. "Lidya! Şimdi!" diye bağırdı Vera. Karaborsadan aldığı siyah akik kolye boynunda nabız gibi atıyor, zihin sihrini inanılmaz bir seviyeye çıkarıyordu. Lidya gölgeleri hendeğin tabanından yukarı doğru çekerken, Vera kendi zihin illüzyonunu bu gölgelerle birleştirdi. Ortaya, iskelet ordusunun yeşil ışığını yutan, saf karanlıktan oluşmuş devasa bir gölge-ejderha çıktı. Gölge ejderha, iskeletlerin arasına dalarak onları eziyor, kemiklerini parçalıyordu. İki eski düşman, zihin ve gölge ustası, omuz omuza verip savaş alanını Nazir'in ordusu için bir kâbusa çevirmişti. Ancak hendeğin ortasındaki devasa Kemik Golemi, gölge ejderhayı eliyle bir böcek gibi savuşturdu. Golem, kafasını -binlerce kafatasından oluşan iğrenç bir kütleyi- yukarı, tepedeki Kuzey'e çevirdi ve ağzından yeşil, asidik bir ölüm kusmuğu fırlattı. Kuzey, omuzundaki devasa abanoz asasıyla kımıldamadı bile. Gözünü Golem'in tam merkezindeki, onu bir arada tutan çekirdeğe sabitlemişti. Yeşil asit üzerine yağmak üzereyken asasının tetiğine dokundu. "Bombarda Ultima!" Kuzey'in asasından çıkan altın renkli, devasa lazer ışını, yeşil asit kusmuğunu havada buharlaştırdı ve doğrudan Kemik Golemi'nin göğüs kafesine saplandı. Çarpışmanın şiddeti Bodrum'da ufak çaplı bir deprem yarattı. Golem, göğsünde açılan devasa kraterle geriye doğru sendeledi. "Alaz! Port'a gidiyoruz! Yolu aç!" diye kükredi Darius. Darius ve Alaz, Kuzey'in sersemlettiği Golem'in bacakları arasından geçerek, hendeğin tam merkezinde, toprak altından yarısı çıkmış olan Yedinci Port taşına ulaştılar. Taş, kaleden gelen nekromansi enerjisiyle besleniyor, çatlaklarından yeşil ışıklar sızıyordu. "Kalkan falan örmeyeceğim Darius," dedi Alaz nefes nefese. Gözleri yaşlı ama elleri titremeyen bir kararlılıktaydı. Karaborsa çantasından, içi kaynayan kırmızı bir sıvıyla dolu, etrafı rünlerle kazınmış devasa bir simya şişesi çıkardı. "Çilingir bunun, bir ejderhanın kalbini bile içeriden patlatabileceğini söyledi." Darius asasını kaldırıp etraflarını saran iskelet sürüsünü karanlık şok dalgalarıyla (Depulso Maxima) geri püskürtürken bağırdı: "Yerleştir şunu!" Alaz, dengesiz simya bombasını doğrudan Port taşının üzerine, o yeşil enerjinin kaynadığı çatlağa sapladı. Ancak o an, Kemik Golemi toparlanıp devasa yumruğunu Darius ve Alaz'ın olduğu noktaya indirmek için havaya kaldırdı. Golem'in yumruğu, bir otobüs büyüklüğündeydi ve üzerlerine bir göktaşı gibi düşüyordu. "Darius, geri çekil!" diye bağırdı Meltem uzaktan. "Asla," diye hırladı Darius. Kaçmak yerine asasını iki eliyle kavradı, o mat siyah boşluğu Golem'in inen yumruğuna doğrulttu. Karaborsadan aldığı enerjiyi, Efsun'un ölümünün verdiği o saf karanlık öfkeyle birleştirdi. "Sectumsempra... OMEGA!" Darius'un asasından fırlayan siyah kılıç darbeleri görünmez değildi; havadaki yağmuru, rüzgârı ve hatta uzayın dokusunu yırtan, zifiri karanlık, devasa fiziksel tırpanlar gibi fırladı. Tırpanlar, Golem'in inen devasa yumruğunu, ardından kolunu, en sonunda da binlerce kafatasından oluşan gövdesini saniyeler içinde çaprazlama dilimlere ayırdı. Golem, daha yere değemeden havada binlerce kemik parçasına ayrılarak yağmur gibi döküldü. "Geri çekilin!" diye kükredi Alaz, bombanın üzerindeki rünü aktif hale getirirken. "On saniye!" Darius, Alaz'ın yakasından tutup onu geriye doğru, Barlas ve diğerlerinin açtığı koridora fırlattı. Ekip, hendeğin dik yamaçlarından yukarı, can havliyle tırmanmaya başladı. "Sina! Barlas! Yatın yere!" Sekiz kişi, hendeğin kenarındaki antik mermer blokların arkasına kendilerini siper ettiklerinde, Alaz'ın yerleştirdiği simya bombası patladı. Bu, Kara Ada'daki veya Mozole'deki gibi bir patlama değildi. Simya bombası, Port'un kendi içindeki karanlık enerjiyle reaksiyona girdiğinde, sesi olmayan, kör edici kırmızı ve yeşil bir ters vakum dalgası yarattı. Yedinci Port taşı, içindeki tüm sihirle birlikte içe çökerek yok oldu. Patlamanın yarattığı şok dalgası, hendeğin içindeki tüm iskeletlerin arasındaki büyü bağlarını aynı anda kopardı. Binlerce kemik, ruhsuz ve sihiriz bir şekilde, sadece çürük bir kalsiyum yığını olarak toprağa döküldü. Myndos Kapısı'nda aniden sağır edici, saf bir sessizlik oluştu. Sadece yağmurun taşlara vuran sesi kalmıştı. Darius, siper aldığı mermer bloğun arkasından yavaşça doğruldu. Hendeğin içi, tamamen yok edilmiş bir kemik okyanusuna dönüşmüştü. Yedinci Port'tan eser yoktu. Barlas, is ve kan içindeki yüzüyle ayağa kalktı. Şaşkınlıkla aşağıdaki yıkıma bakıyordu. "Bunu... bunu gerçekten başardık. Nazir'in ordusunu kendi silahlarıyla, bir taşı feda ederek yok ettik." Alaz, elindeki pompalı tüfeğine dayanarak ayağa kalktı. Yüzünde ufak, yor