Keşfet

Pedasa`nın Kanlı Taşları

Dokuzuncu Port: Kan, Kül ve Parşömen

Pedasa Antik Kenti'ni çevreleyen sarp ve çamlık tepelere çöken gece, olağandışı bir kızıllıkla parlıyordu. Bodrum'un binlerce yıllık Leleg kalıntıları, şimdi karanlık bir ayinin merkez üssüne dönüşmüştü. CORE ekibi, harabelere tam tepeden bakan kayalık bir sırtta, kalın gövdeli çam ağaçlarının arasına birer hayalet gibi dizilmişti. Rüzgâr, aşağıdan gelen o hastalıklı, genzi yakan kara büyü ve ter kokusunu yüzlerine çarpıyordu. Kuzey, uçurumun kenarına yüzüstü uzanmış, abanoz asasını bir keskin nişancı tüfeği gibi taşların üzerine sabitlemişti. Asasının ucuna fısıldadığı kısa bir odaklama büyüsü Oculus Extensa ile aşağıdaki vadiyi karış karış tarıyordu. Gözüne yansıyan altın rengi büyülü mercekten gördüklerini ekibe soğuk bir ses tonuyla aktarmaya başladı. "Durum beklediğimizden çok daha kötü," dedi Kuzey. "Aşağıda en az iki yüz fani var. Gözleri dönmüş durumda, asalarından kıvılcımlar taşıyor. Tapınağın merkezine doğru bir çember oluşturmuşlar." Darius, bir ağacın gövdesine yaslanmış, karanlığın içinden aşağıyı izlerken çenesini sıktı. "Sadece faniler değil. Nazir'in asıl kadrosu orada mı?" Kuzey asasını hafifçe sağa kaydırdı. "Gördüm. Nazir merkezde. Elinde Port Parşömeni var, İkinci Geçit'in olduğu o eski sunak taşının üzerinde duruyor. Hemen sağında... Tariq. Çift asasını kılıflarından çıkarmış, tetikte bekliyor." Meltem, karanlıkta deri eldivenlerini sıkılaştırırken tehlikeli bir şekilde gülümsedi. "Tariq bende. O iki asayı nasıl bu kadar hızlı savurduğunu çok merak ediyorum." "Acele etme," diye uyardı Kuzey, asasını bu kez sol tarafa doğru yönlendirirken. "Zehra da orada. Elinde o siyah, zehirli iksirlerden dolu kristal şişeler var. Faniler arasında dolaşıyor, düşenlere zorla o pisliği içirip ayağa kaldırıyor. Ve... Tanrım, o da ne?" Aşağıdaki vadiden büyük bir gümbürtü koptu. Ormanın girişindeki devasa çam ağaçları köklerinden sökülerek ikiye ayrıldı. Ağaçların arasından, elinde meşe kütüğü kalınlığında bir asayla Kaya çıktı. Her adımında Pedasa'nın tarihi taşları titriyor, etrafındaki toprak adeta nefes alıp veriyordu. Kulaklıklardan Alaz'ın yatın içinden gelen asabi sesi duyuldu: "Sensörler çıldırdı! O iriyarı herif her kimse, toprağın altındaki antik fay hatlarına saf büyü pompalıyor. İkinci Port'un mührünü kırmak için doğanın kendisini bir koçbaşı gibi kullanacak!" "Kaya," dedi Darius, gözlerini devasa cüsseli adama dikerek. "Toprak sihrinde bir usta. Eğer o mührü kırarsa, Pedasa'daki büyü dalgalanması tüm Bodrum yarımadasını sarsar. Taktiksel pozisyon alıyoruz, hemen." Darius, ekibinin ortasına geçip asasının ucuyla toprağa hızlıca bir Pedasa krokisi çizdi. "Bu bir meydan savaşı değil, cerrahi bir müdahale," dedi Darius, sesi keskin ve otoriterdi. "Kuzey, şu an bulunduğun bu sırt senin. Bize yukarıdan koruma ateşi sağlayacaksın. İlk hedefin Zehra. O kristal şişeleri fanilerin arasında patlat, kendi zehirlerinde boğulsunlar. Onu aradan çıkardığın an Tariq ve Kaya'nın koruma kalkanları da zayıflayacaktır." Kuzey sadece başını salladı, uzun asasını omuz hizasına tam oturtup nefesini dengelemeye başladı bile. Darius bakışlarını gölgelerin içinde adeta eriyip kaybolan Lidya'ya çevirdi. "Lidya, sen sağ kanattan sızıyorsun. O iki yüz fani, Nazir'e olan inançlarıyla değil, Zehra'nın iksiri ve korkuyla ayakta duruyor. Onların zihinlerine gir. Oraya paranoya ve illüzyon tohumları ek. Gölgelerin içinden canavarlar çıkar, birbirlerine düşmelerini sağla. Ordunun merkezini bizim için yaracaksın." "Gölgeler benim," diye fısıldadı Lidya ve bir saniye sonra olduğu yerde sadece siyah bir duman bırakarak karanlığın içine karıştı. Darius son olarak Meltem'e döndü. İkisi de bu anın ne kadar ölümcül olduğunun farkındaydı. "Biz ikimiz merkezden, kalbe doğru iniyoruz. Lidya orduyu böldüğü an, açılan o koridordan hızla geçeceğiz. Senin hedefin Tariq. Onu benden uzak tut, gerekirse tüm çevikliğini kullan ama onun o çift asalı ritmini boz." Meltem başını hafifçe yana yatırdı. "Bozmaktan fazlasını yapacağım. Ya sen?" "Ben Kaya ve Nazir'i alacağım," dedi Darius, asasını cübbesinin içinden çıkarıp ucundaki o mat mor enerjinin uyanışını izlerken. "Kaya o mührü kırmadan önce Pedasa'nın taşlarını onun başına yıkmam gerek." Kulaklıktan Efsun'un cızırtılı, yaşlı sesi duyuldu: "Zamanınız tükeniyor çocuklar. Sunak taşındaki rünler parlamaya başladı. Mühür çatlıyor!" "Başlıyoruz," dedi Darius. Kuzey, uçurumun kenarında derin bir nefes aldı ve asasının ucunu Zehra'nın elindeki o parlayan kristal şişeye sabitledi. Dudaklarından, vadideki fırtınayı başlatacak o ilk, sessiz ve ölümcül kelime döküldü: "Bombarda." Kuzey’in asasının ucundan fırlayan sapsarı ışık hüzmesi, geceyi bir şimşek gibi yararak vadinin tabanına, tam da Zehra’nın elindeki kristal şişeye isabet etti. Sağır edici bir cam kırılma sesi Pedasa'da yankılandı. Şişenin içindeki o kaynayan, hastalıklı kara iksir devasa bir asit bulutu gibi patladı. Etraftaki faniler çığlıklar atarak gözlerini tutarken, Zehra kendi yarattığı zehirli gazın içinde kalarak körlemesine geriye doğru savruldu. Patlama, cehennemin kapılarını açan o ilk işaret fişeğiydi. Zehra’nın düşüşüyle birlikte vadideki asalı faniler paniğe kapıldı. Tam o anda, sağ kanattaki tarihi sütunların arasından Lidya'nın fısıltısı duyuldu: "Tenebris İllusio: Phantasma!" Gölgeler canlandı. Fanilerin kendi gölgeleri yerden kopup, zihinlerindeki en büyük korkuları şekillendiren devasa, kırmızı gözlü iblislere dönüştü. Ordu, hayali düşmanlara karşı kendi içinde çılgınca ateş topları ve çarpık şok dalgaları fırlatmaya başladı. Kırmızı ve turuncu ışıklar, Pedasa'nın tarihi duvarlarında patlıyor, etrafa ölümcül taş şarapnelleri saçıyordu. Lidya, orduyu tam da Darius'un istediği gibi ortadan ikiye yarmıştı. "Şimdi!" diye kükredi Darius. Darius ve Meltem, açılan o kaos koridorundan birer şimşek gibi vadiye indiler. Meltem, adımlarını havada süzülürcesine hafif atıyor, üzerine gelen körlemesine atılmış kırmızı ateş toplarından kusursuz taklalarla kaçınıyordu. Hedefi belliydi; tapınağın merkezindeki sunağın önünde, iki elinde birer asayla bekleyen Tariq. Tariq, Meltem'in hızını gördüğünde gözlerini kıstı. Sağ asasını ileri, sol asasını ise savunma pozisyonunda göğsüne doğru çekti. "Diffindo!" diye bağırdı Tariq sağ asasıyla. Görünmez rüzgâr kılıçları havayı ıslık çalarak Meltem'e doğru uçtu. Meltem, bir harabe sütununa basarak havaya sıçradı ve rüzgâr kılıçları altındaki toprağı yararken, elindeki iki şok diskini Tariq'in üzerine fırlattı. Tariq şaşırmadı. Sol asasını hızla yukarı kaldırdı: "Protego!" Mavi, yarı saydam kalkan diskleri sönümledi. Ancak Tariq kalkanı indirdiği o milisaniyelik boşlukta, Meltem havadan bir yıldırım gibi inerek sağ bacağıyla Tariq'in omzuna kilitlendi. İkili, ölümcül bir yakın dövüş ritmine girmişti. Büyüler havada kavis çiziyor, kırmızı, mavi ve sarı ışık hüzmeleri birbirine giriyordu. Bu sırada Darius, sunağın hemen arkasında yeri göğü sarsan o devasa cüsseli adama, Kaya'ya doğru ilerliyordu. Kaya, elindeki kütük gibi asasını toprağa saplamış, Dudaklarından boğuk bir mırıltı dökülüyordu. Toprak dalgalanıyor, İkinci Port'un görünmez mührünü koruyan antik fay hatları çatırdayarak yarılıyordu. Darius duraksamadı. Asasını havaya kaldırdı ve doğrudan Kaya'nın yüzüne nişanladı. "Sectumsempra!" Havayı yırtan görünmez kılıç darbeleri Kaya'nın göğsüne doğru uçtu. Kaya, asasını topraktan aniden çekip devasa bir kaya parçasını havaya kaldırdı ve kendine siper etti. Görünmez darbeler kayayı üçe böldü ama Kaya yara almadı. İriyarı adam sırıttı, asasını bu kez Darius'a doğru kılıç gibi savurdu. "Petra Malleus!" Darius'un ayaklarının altındaki zemin büyük bir gürültüyle patladı. Zemininden kopan iki tonluk bir toprak kütlesi devasa bir balyoz gibi Darius'a doğru havalandı. "Expulso Maxima!" diye kükredi Darius, asasını hızla ileri iterek. Asasının ucundan fışkıran kör edici mavi şok dalgası, havada uçan toprak kütlesine çarptı. Çarpışma o kadar şiddetliydi ki, gökyüzünü mavi ve kahverengi bir toz bulutu kapladı, patlamanın şok dalgası etraftaki harabeleri bil