Surları Yıkan İrade
Dokuzuncu Port: Kan, Kül ve Parşömen
Sabaha karşı saat dörtte, Bodrum Marina'nın taşlı yolunda, fırtınanın dövdüğü sekiz silüet yürüyordu. Gizlilik, sızma veya taktiksel bir kenar manevrası yoktu. Karşılarında, denizin ortasında kara bir dev gibi yükselen, etrafı Nazir'in hastalıklı yeşil kalkanlarıyla çevrili Bodrum Kalesi duruyordu. Darius adımlarını durdurdu. Kalesine kapanmış, sekizinci ve dokuzuncu Port taşlarının üzerinde tanrıcılık oynayan Nazir, onların karanlıkta fareler gibi sualtı dehlizlerinden girmesini bekliyordu. Ancak Darius'un ona vereceği cevap çok daha yüksek sesli olacaktı. "Kuzey," dedi Darius, gözlerini kalenin o devasa, asırlık ahşap ve demir karışımı ana kapısından ayırmadan. "Kapıyı çal." Kuzey, omuzundaki devasa, yasadışı çekirdekle modifiye edilmiş abanoz asasını indirdi. Asanın dipçiğini Marina'nın ıslak betonuna sertçe saplayıp, namlusunu doğrudan kalenin ana kapısına hizaladı. Gözünü büyülü merceğe dayadığında, asanın üzerindeki antik Karya rünleri kör edici bir altın sarısıyla parlamaya başladı. Namlunun ucunda biriken enerji, etraftaki yağmur damlalarını havada buharlaştırıyordu. "Bombarda Maxima... Catapulta!" Kuzey'in asasından fırlayan altın renkli devasa enerji topu, denizin üzerindeki boşluğu korkunç bir ıslık çalarak geçti. Büyü, kalenin ana kapısına ve onu koruyan yeşil kalkana aynı anda çarptı. Sağır edici, yeri göğü inleten bir patlama yaşandı. Yüzyıllardır nice kuşatmaya dayanan o devasa demir kapı ve etrafındaki taş surlar, kâğıt gibi yırtılarak paramparça oldu. Kalenin içine doğru savrulan devasa alev topu, avludaki onlarca fani muhafızı daha ne olduğunu anlamadan kül etti. "İçeri!" diye kükredi Darius. Sekiz kişilik ölüm timi, yıkılan kapıdan içeri bir çığ gibi aktı. Alaz, ejderha pullarından zırhı ve elindeki modifiye pompalı tüfeğiyle en öndeydi. Karşılarına çıkan Nazir'in maskeli büyücüleri asalarını kaldırdığı an, Alaz tetiğe bastı. Ejderha ateşi saçan mermiler, maskelilerin kalkanlarını saniyeler içinde eritip onları geriye fırlattı. "Burası bizim evimiz!" diye bağırıyordu Alaz, her fişek pompalayışında yüzüne sıçrayan kana aldırmadan. Barlas ve Okan, Bakanlık günlerinde asla yan yana savaşmamış iki jenerasyon, şimdi sırt sırta vermiş bir ölüm makinesi gibi çalışıyordu. Okan'ın yasadışı savaş asasından çıkan seri kırmızı lanetler (Expulso), Barlas'ın kontrollü ve acımasız kesme büyüleriyle (Sectumsempra) birleşiyor, avluyu kan gölüne çeviriyordu. Meltem, kalenin üst surlarından üzerlerine yağdırılan oklara ve lanetlere karşı hızını konuşturdu. Yıkık taşların üzerinden sekerek surlara tırmandı, basilisk zehri damlayan kavisli bıçaklarıyla yukarıdaki okçuların arasına bir kasırga gibi girdi. Çığlıklar, şimşek seslerine karıştı. Avlunun ortasına ulaştıklarında, Nazir'in kaledeki son savunma hattı olan, canlandırılmış bronz şövalye heykelleri ağır kılıçlarını sürüyerek üzerlerine gelmeye başladı. "Vera!" diye bağırdı Lidya, karanlık gölgelerini ellerinde toplarken. "Zihinlerini değil, metalin hafızasını kır!" Vera, karaborsa akik kolyesinden çektiği güçle asasını heykellere doğrulttu. "Confundo Maxima!" Zihin büyüsünü doğrudan heykellerin içindeki büyü çekirdeğine saplayarak onları sersemletti. Lidya ise o saniyelik boşlukta gölgeleri devasa mengene kollarına çevirip şövalyeleri kendi etraflarında bükerek demir yığınlarına dönüştürdü. Darius, avlunun tam merkezine, Fransız Kulesi'nin yıkıntılarının altına ulaştığında durdu. Etraflarındaki tüm savunma çökmüştü. Kan, is ve yağmur birbirine karışmıştı. O an, ayaklarının altındaki taş zemin şiddetle sarsıldı. Fransız Kulesi'nin altındaki devasa mahzenin kapıları, sanki cehenneme açılıyormuş gibi büyük bir gıcırtıyla iki yana aralandı. Aşağıdan, o çok tanıdık, sülfür ve kan kokan yoğun bir sıcaklık dalgası vurdu. "Güzel bir gösteriydi," diye yankılandı Nazir'in sesi mahzenin derinliklerinden. Kalenin akustiği, sesini binlerce kişi aynı anda konuşuyormuş gibi çoğaltıyordu. "Ama sadece kapıdaki köpeklerimi temizlediniz. Asıl krallığım aşağıda. Sekizinci Port kan ağlıyor Widdershins. İn aşağı ve kaderinle yüzleş." Darius, karanlık asasını sıkıca kavrayıp mahzenin karanlığına doğru ilk adımı attı. Ekibi de, silahlarını yeniden doldurarak onu ölüme kadar izlemek üzere arkasından geldi.