Keşfet

Üç Başlı Yılan

Dokuzuncu Port: Kan, Kül ve Parşömen

Halikarnas Mozolesi'nin açık hava müzesi, gecenin karanlığında antik bir sessizliğe bürünmüştü. Gündüzleri turistlerin dolaştığı mermer kalıntılar, şimdi altlarında yatan binlerce yıllık sihir çekirdeğinin uyanışıyla hafifçe titriyordu. Mozole'nin merkezindeki ana mezar odasının girişinde, devasa bir çukurun içinde Abu Nazir duruyordu. Etrafında, Barlar Sokağı'ndan ve diğer yerleşkelerden topladığı yeni fani grubu dizilmişti. Faniler, damarlarındaki Sanguis Vinculum ritüeli yüzünden acı içinde inleyerek asalarını Beşinci Port taşına doğrultmuşlardı. Nazir'in gözleri, Kara Ada'da kazandığı o mutlak güçle parlıyor, ritüeli bir orkestra şefi gibi yönetiyordu. Ancak Mozole'nin etrafındaki karanlıkta, iki farklı avcı grubu çoktan pozisyon almıştı. Müzenin kuzey kapısındaki gölgelerde, Barlas ve "Engizisyon" ekibi duruyordu. Sina, gözleri tamamen kapalı bir şekilde havayı kokladı. Burnundan içeri giren büyü izleri, zihninde renkli haritalara dönüşüyordu. "Widdershins içeride," diye fısıldadı Sina, yüzünü buruşturarak. "Ama sadece o değil. Oksijen yanıyor. Devasa, çürümüş bir büyü var içeride. Beklediğimizden çok daha fazlası..." "Korkak bir tazı istemiyorum Sina," dedi Barlas, baston-asasının ucunu yere hafifçe vurarak. "Okan, sağ kanattan gir. Vera, illüzyon kalkanlarını hazırla. Hedefimiz Darius Widdershins. İçerideki diğer engelleri de Bakanlık adına temizleyeceğiz." Aynı anda, müzenin güney tarafındaki yüksek, modern bir binanın çatısında CORE ekibi uzanmıştı. Darius, gece görüş dürbünüyle aşağıda yaşanan çifte kuşatmayı izliyordu. Solunda Meltem, sağında ise Lidya vardı. Alaz'ın yatında kalan Kuzey, yeni asasının testleri için zaman kolluyordu. "Yemi yuttular," dedi Darius fısıltıyla. "Barlas ve ekibi kuzeyden sızıyor. Hedefleri biziz ama önce Nazir'in fani kalkanına çarpacaklar." "Vera'ya dikkat edin," diye uyardı Lidya, gölgelerin içinden tıslayarak. "O kadının zihni bir çelik kasa gibi. İllüzyonlarım ona işlemiyor." "O halde biz ona işleriz," dedi Meltem, şok disklerini aktif hale getirirken. Mavi elektrik akımları deri eldivenlerinin üzerinde dans ediyordu. "Ne zaman iniyoruz?" "Barlas ilk büyüyü ateşlediğinde," dedi Darius. O sırada aşağıda, Barlas ve ekibi müzenin kalıntıları arasından çıkarak Nazir'in ritüel alanını kuşattı. Okan, beklemeden kısa asasını kaldırdı ve doğrudan Nazir'e doğru ardı ardına üç yıkıcı lanet gönderdi: "Confringo! Expulso! Reducto!" Lanetler havayı yırtarak Nazir'e doğru uçtu ama Nazir arkasına bile dönmedi. Sadece elini hafifçe geriye savurdu. Görünmez bir duvar, Okan'ın lanetlerini havada yakaladı ve bir ayna gibi geri yansıttı. Okan, kendi büyüleriyle vurulmamak için son anda bir mermer sütunun arkasına atladı. Sütun, yansıyan büyülerin şiddetiyle tuzla buz oldu. Barlas, kaşlarını çattı. Nazir'in gücünün Bakanlık raporlarında anlatılandan çok daha saf ve ilkel olduğunu ilk saniyede anlamıştı. "Vera, fanileri uyut! Sina, arkasına geç!" Vera asasını kaldırdı ve ritüel yapan fanilerin zihinlerine girmeye çalıştı. Ancak fani zihinleri Sanguis Vinculum ritüelinin kaosuyla öylesine zehirlenmişti ki, Vera'nın zihin büyüsü geri tepti. Kadın acıyla başını tutarak geriye sendeledi. Nazir, o an yavaşça Barlas'a doğru döndü. Dudaklarında o aynı, dehşet verici, küçümseyen gülümseme vardı. "Bakanlık... Yüzyıllardır bu şehrin altında yatan gücü görmezden gelip, şimdi onu birkaç sadık köpekle mi benden alabileceğini sanıyor?" Nazir asasını kaldırdığı an, Darius çatıda elini havaya kaldırdı. "Şimdi!" CORE ekibi, çatıdan aşağıya birer ölüm meleği gibi süzüldü. Meltem havada kendi etrafında dönerek doğrudan Okan'ın üzerine indi. Okan tam asasını kaldırıp Meltem'e yöneltecekken, Meltem bacaklarıyla adamın kolunu kilitledi ve onu yere çarptı. İkili, yıkık sütunların arasında ölümcül bir yakın dövüşe kilitlendi. Meltem'in hızı ile Okan'ın hızlı büyü atışları birbirine karışmıştı. Lidya, zihnini toparlamaya çalışan Vera'nın tam arkasında, gölgelerin içinden belirdi. "Tenebris Illusio: Phantasma!" Vera'nın etrafındaki kalıntılar aniden Bakanlık zindanlarına dönüştü, kadın kendi zihninin illüzyonunda çığlık atarak asasını rastgele savurmaya başladı. Ve Darius... Darius, Barlas ve Nazir'in tam ortasına, taş zemini çatlatan bir şiddetle indi. Asasının ucu, daha önce hiç olmadığı kadar yoğun, kör edici bir beyazlıkla parlıyordu. Barlas, Darius'u gördüğü an bastonunu ona çevirdi. "Petrificus Totalus Maxima!" Nazir ise aynı anda Darius'a doğru karanlık, kırmızı bir alev topu fırlattı. Darius, iki farklı ölümün üzerine geldiğini gördüğü o milisaniyede, asasını iki eliyle tutup yere sapladı ve kükredi: "Protego Diabolica!" Darius'un etrafında, sadece savunma değil, aynı zamanda düşmanı yakan mavi, muazzam bir kalkan patladı. Barlas'ın dondurucu büyüsü ve Nazir'in karanlık ateşi aynı anda mavi kalkana çarptı. Mozole'nin avlusunda, kulakları sağır eden bir patlama yaşandı. Üç farklı irade, üç farklı sihir gücü tek bir noktada kilitlenmiş, yerçekimi bile bu enerjinin altında bükülmeye başlamıştı. Darius, kalkanın içinden, dişleri kanarken Barlas'a doğru bağırdı: "Eğer bu gece bir düşman arıyorsan Barlas... yanlış kişiye bakıyorsun!" Darius'un mavi kalkanı (Protego Diabolica), Barlas'ın dondurucu büyüsü ve Nazir'in kızıl ateşi altında çatırdamaya başlamıştı. Darius'un alnından süzülen terler, kalkanın ısısıyla buharlaşıyor, bacakları titriyordu. Üç farklı büyü ekolünün bu muazzam çarpışması, Mozole'nin binlerce yıllık mermer zeminini eritiyordu. Barlas, asasını tutan elindeki damarların kabardığını hissederken gözlerini Nazir'e çevirdi. Bakanlık raporları bir kez daha yanılmıştı. Karşısındaki adam sadece bir isyancı değil, yürüyen bir doğal afetti. Eğer Nazir o Port'u açarsa, sadece Widdershins değil, Barlas'ın kendisi ve savunduğu tüm Bakanlık düzeni küle dönecekti. Barlas, pragmatik bir adamdı. Avcı zihniyeti, en büyük tehdidi önce ortadan kaldırmayı emrediyordu. "Bakanlık protokolü askıya alındı!" diye kükredi Barlas. Asasını Darius'un kalkanından ani bir hareketle çekip, tüm gücüyle doğrudan Nazir'e çevirdi. "Avada Kedavra!" Barlas'ın asasından fırlayan o kör edici, zehirli yeşil ışık, Mozole'nin avlusunu aydınlatarak Nazir'in kızıl alevlerinin arasından geçti. Nazir, o milisaniyede ölüm lanetinin üzerine geldiğini fark etti. Yüzündeki kibirli tebessüm silindi. Kendi karanlık alevini bir kalkan gibi bükerek yeşil ışığı savuşturmaya çalıştı ama ölüm laneti çok güçlüydü. Lanet, Nazir'in omzunu sıyırıp geçerek arkasındaki devasa bir sütunu tuzla buz etti. Nazir ilk defa geriye doğru sendeledi. Gözlerindeki karanlık öfkeyle parladı. Barlas'ın büyüsünü çekmesiyle rahatlayan Darius, kalkanını indirip asasını hızla Nazir'in ayaklarının altındaki toprağa doğrulttu. "Bombarda Maxima!" Toprak infilak etti. Nazir, patlamanın şiddetiyle havaya savrulup ritüel alanının dışına, harabelerin arasına düştü. Bir an için avluda tuhaf, gergin bir ateşkes oluştu. Darius ve Barlas, aralarında sadece birkaç metre mesafe kalacak şekilde sırt sırta vermişlerdi. İki düşman, şimdi omuz omuza, harabelerin arasından yavaşça doğrulmakta olan o karanlık yarı-tanrıya bakıyorlardı. "Gecenin sonunda seni o zindanlara kendi ellerimle tıkayacağım Widdershins," dedi Barlas, gözlerini Nazir'den ayırmadan. Sesi nefes nefeseydi. "Eğer bu geceyi atlatırsak, sana o zindanların anahtarını hediye edeceğim Barlas," diye hırladı Darius. O sırada Meltem, Okan'ı yere sermiş ancak adamın son anda fırlattığı bir şok dalgasıyla geriye savrulmuştu. Lidya ise Vera'yı illüzyonların içinde delirtmeye devam ediyordu ama Sina, kör gözlerine rağmen Lidya'nın yerini koklayarak bulmuş ve ona doğru ilerliyordu. "O adamın ritüeli bitirmesini engellemeliyiz!" dedi Darius. "Ben onun kalkanını kıracağım, sen bitirici vuruşu yap." Darius öne doğru atıldı, asasını Nazir'e doğru savurmaya hazırlanıyordu. Tüm dikkatini ve büyü enerjisini Nazir'in o aşılmaz volkanik kalkanını delmeye odaklamıştı. Barlas'ın arkasını kollayacağına, en azından bu ortak düşman düşene kadar müttefik kalacaklarına inanmak zorundaydı. Anca