Keşfet

10. BÖLÜM — SİYAH VAR

DÜĞÜM

10. BÖLÜM — SİYAH VAR

Kliniğin içinde kimse konuşmuyordu.

Dante, babasının yanındaki sandalyeye oturmuştu. Lorenzo kendini daha iyi hissediyor gibi görünse de yüzünün rengi hâlâ solgundu.

Alessandro pencerenin önünde bekliyordu. Valerio kollarını göğsünde birleştirmiş, yere bakıyordu. Matteo ara sıra kapıya göz atıyor, Fabio ise odanın içinde dolaşıp duruyordu.

Hepsinin aklında aynı isim vardı.

Belariz.

Dante sonunda sessizliği bozdu.

— Bana artık bir şey anlatacak mısınız?

Lorenzo oğluna döndü.

— Dante...

— Hayır, baba. Her seferinde böyle yapıyorsun. Bir şey soruyorum, konuyu kapatıyorsun. Sonra birileri çıkıp beni korkutuyor. Ben de ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.

Lorenzo başını eğdi.

— Haklısın.

Dante bu cevabı beklemiyordu. Bir süre babasına baktı, sonra gözlerini Alessandro'ya çevirdi.

— Peki ya siz? Siz de mi hiçbir şey anlatmayacaksınız?

Alessandro pencerenin önünden ayrıldı.

— Anlatacağız.

— Ne zaman?

Alessandro cevap veremedi.

Dante sandalyesinden kalktı.

— Babamın kardeşleri olduğunuzu yeni öğrendim. Yıllarca nerede olduğunuzu bilmiyorum. Şimdi birden ortaya çıkıyorsunuz ve evimizin ortasında böyle şeyler oluyor. Benden sakin olmamı beklemeyin.

— Beklemiyoruz, dedi Valerio.

Dante ona baktı.

— O zaman bana gerçeği söyleyin.

Valerio'nun dudakları aralandı ama konuşamadı.

Çünkü anlatacağı gerçek, yalnızca Lorenzo'yla ilgili değildi. Yıllardır kendilerine bile itiraf edemedikleri şeyler vardı. Lorenzo'yu geride bırakmışlardı. Üstelik bunu yaparken kendilerini haklı görmüşlerdi.

Şimdi aynı adamın karşısında duruyor, ondan yardım bekliyorlardı.

İnsan olsaydı belki başını önüne eğip özür dileyebilirdi. Ama hiçbir özür, geçen kırk yılı geri getirmeyecekti.

Fabio durduğu yerde kaldı.

— Dante, biz de her şeyi bilmiyoruz.

— Ama bildiğiniz şeyler var.

— Evet, dedi Fabio. Var.

Lorenzo kardeşine baktı. Fabio'nun bu kadar açık konuşmasına şaşırmıştı.

Tam o sırada üst kattan bir ses geldi.

Hafif bir tıkırtı.

Herkes sustu.

Matteo başını kaldırdı.

— Yukarıda biri mi var?

— Olmaması gerekiyor, dedi Lorenzo.

Fabio kapıya yöneldi ama Alessandro kolundan tuttu.

— Tek başına gitme.

— Bir ses duydum diye hepimiz burada mı bekleyeceğiz?

— Fabio, dedi Valerio. Bir dakika dur.

Fabio itiraz edecek gibi oldu, sonra sustu.

Bir kez daha tıkırtı duyuldu.

Bu kez daha yakından.

Ardından merdivenlerden birinin ağır ağır yürüdüğü işitildi.

Dante babasına yaklaştı.

— Baba, evde başka biri mi var?

Lorenzo cevap vermedi. Bakışlarını merdivenlere dikmişti.

Ayak sesleri durdu.

Bir süre hiçbir şey olmadı.

Sonra karanlığın içinden bir kadın konuştu.

— Valerio...

Valerio'nun yüzü bir anda değişti.

Matteo bunu fark etti.

— Ne oldu?

Valerio cevap vermedi.

Kadın yeniden seslendi.

— Oğlum.

Valerio'nun elleri titremeye başladı. Yüzlerce yıl önce kaybettiği annesinin sesiydi bu. O sesi unutması mümkün değildi.

— Hayır, diye fısıldadı.

Alessandro ona yaklaştı.

— Valerio, sakın cevap verme.

Ama Valerio merdivenlere bakmayı bırakamıyordu.

— Beni duyuyor musun, oğlum?

Valerio'nun gözleri doldu.

— Anne?

Matteo hemen kolunu tuttu.

— O bizim annemiz değil.

Merdivenlerden hafif bir gülüş geldi.

Sonra ses kesildi.

Valerio birkaç saniye boyunca olduğu yerde kaldı. Ardından Matteo'nun elini kolundan çekti.

— Biliyorum, dedi. Kim olduğunu biliyorum.

— Öyleyse neden cevap verdin?

Valerio kardeşine döndü.

— Çünkü bir anlığına gerçekten o sandım!

Sesi yükselmişti.

— Yüzlerce yıldır onun sesini duymadım, Matteo. Bir anlığına bile olsa... Onun geri döndüğünü düşünmek istedim. Bunun neresi anlaşılmaz?

Matteo cevap vermedi.

Valerio'nun öfkesinin altında ne olduğunu biliyordu. Kendisi de aynı şeyi istiyordu. Geçmişte kaybettikleri bir kez daha karşılarına çıksa, onlara söyleyemedikleri şeyleri söyleyebilseler...

Ama karşılarındaki şeyin onlara bunu yaşatmak için geldiğini anlamışlardı.

Lorenzo yavaşça ayağa kalktı.

— Bunu yapmasının bir nedeni var.

Alessandro ona döndü.

— Belariz'in mi?

Lorenzo başını salladı.

— Evet.

— Neden şimdi geldi?

Lorenzo bir süre sustu.

— Çünkü artık saklanamıyoruz.

Kimse bu cevaptan memnun kalmadı ama Lorenzo daha fazlasını söylemedi.

O sırada kliniğin ışıkları söndü.

Dante irkilerek babasının elini tuttu.

— Baba!

— Buradayım.

Karanlıkta bir şey yere düştü. Ardından metalin taş zeminde yuvarlanma sesi duyuldu.

Fabio cebinden telefonunu çıkardı. Feneri açtı ama ışık birkaç kez yanıp söndükten sonra tamamen söndü.

— Telefon da mı bozuldu?

— Benimki de açılmıyor, dedi Matteo.

Alessandro karanlıkta bir adım attı.

— Kim varsa artık yeter!

Cevap gelmedi.

Sonra Dante'nin arkasından bir çocuk sesi duyuldu.

— Baba?

Dante'nin yüzü bembeyaz oldu.

Ses kendisinindi. Ama çok daha küçüktü.

— Baba, beni burada bırakma.

Dante yavaşça Lorenzo'ya döndü.

— Bu da ne?

Lorenzo'nun yüzündeki ifade değişti.

— Bana bak, Dante. Sadece bana bak.

Çocuk sesi yeniden konuştu.

— Çok karanlık...

Dante gözlerini kapattı.

— Kes şunu!

Sesi titriyordu.

— Ben burada değil miyim zaten? Benden ne istiyorsun?

Bir anda sessizlik oldu.

Ardından kapının arkasından üç kez vuruldu.

Tak.

Tak.

Tak.

Alessandro kapıya yöneldi.

— Açma, dedi Lorenzo.

Alessandro durdu.

— Neden?

Lorenzo'nun cevabı gecikmedi.

— Çünkü kapının arkasında kim olduğunu bilmiyoruz.

Kapıya bir kez daha vuruldu.

Bu kez dışarıdan Lorenzo'nun sesi geldi.

— Dante, kapıyı aç.

Dante babasına baktı.

Lorenzo onun yanındaydı.

İkisi de kapıya dönüp kaldı.

Dışarıdaki ses yeniden konuştu.

— Oğlum, üşüdüm. Kapıyı aç.

Dante babasının elini daha sıkı tuttu.

Alessandro kapıya yaklaştı ama koluna uzanmadı.

— Belariz, dedi. Bizi korkutabileceğini sanıyorsan yanılıyorsun.

Kapının arkasından kısa bir kahkaha duyuldu.

— Hâlâ aynı Alessandro...

Bir anda kapı kendiliğinden açıldı.

Koridor boştu.

Ne bir gölge vardı ne de ayak sesi.

Fabio telefonunun ışığını yeniden açmayı denedi. Bu kez ekran yandı. Işığı koridora tuttuğunda yerde bir fotoğraf gördü.

Eğilip aldı.

Fotoğrafta beş kardeş vardı.

Gençtiler. Henüz aralarına hiçbir şey girmemiş gibiydi. Alessandro'nun yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Valerio, Matteo ve Fabio yan yana duruyordu. Lorenzo da onların yanındaydı.

Ama Lorenzo'nun yüzü siyah bir çizgiyle karalanmıştı.

Fabio fotoğrafı diğerlerine gösterdi.

Valerio'nun bakışları fotoğrafa takıldı.

— Bu nereden çıktı?

Lorenzo fotoğrafı eline aldı.

— Bu fotoğraf yıllardır eski malikânedeki odadaydı.

Matteo kaşlarını çattı.

— Hangi odada?

— Ayin odasında.

Alessandro'nun yüzü sertleşti.

— Orası kapalıydı.

— Evet, dedi Lorenzo. Ben kapattım.

Fotoğrafın arkasında bir cümle yazılıydı.

Aile dediğiniz şey, ilk önce sizi terk eder.

Kimse konuşmadı.

Alessandro gözlerini fotoğraftan ayırmadan mırıldandı:

— Bunu bize hatırlatmasına gerek yok.

Lorenzo başını kaldırdı.

— Belki de kendimize hatırlatmamız gerekiyordur.

Alessandro kardeşine baktı.

Söyleyecek çok şeyi vardı. Lorenzo'yu terk ettikleri gün kendine söylediklerini hatırlıyordu. Bunun gerekli olduğunu, insan olmuş bir vampirin artık onlarla yaşayamayacağını düşünmüştü.

Ama gerçek çok daha basitti.

Lorenzo'ya sırtlarını dönmüşlerdi çünkü onun karşısında kalmak, kendi yaptıklarıyla yüzleşmekten daha zordu.

Valerio sessizce konuştu.

— Seni yalnız bıraktığımız için özür dilerim.

Lorenzo ona baktı. Yüzünde ne öfke vardı ne de rahatlama.

— Şimdi bunun sırası değil.

Valerio başını salladı.

— Biliyorum.

— Hayır, bilmiyorsun. Ben kırk yıl boyunca tek başıma yaşadım. İnsan olmanın ne demek olduğunu sizden uzakta öğrendim. Şimdi çıkıp özür dilemeniz, yaşadıklarımı değiştirmiyor.

— Haklısın, dedi Valerio.

Lorenzo bu cevabı beklemiyordu.

Valerio devam etti:

— Ama bu kez gitmeyeceğiz.

Lorenzo cevap vermedi.

Çünkü buna inanmak istiyordu.

Ama henüz inanamıyordu.

Tam o sırada koridorun sonundaki aynadan ince bir çatlama sesi geldi.

Çatlak, aynanın ortasından başlayıp yavaşça aşağıya doğru ilerledi.

Dante aynaya baktı.

— Baba...

Aynanın içinde herkes görünüyordu.