Keşfet

12. BÖLÜM — DUVARLARIN AĞLADIĞI GECE

DÜĞÜM

12. BÖLÜM — DUVARLARIN AĞLADIĞI GECE

Lorenzo eve girdiğinde ilk fark ettiği şey sessizlik oldu.

Normalde Dante evdeyse mutlaka bir ses duyardı. Televizyon açık olurdu ya da mutfaktan bir şeyler karıştırdığı gelirdi. Bu kez evde çıt çıkmıyordu.

Ayakkabılarını bile çıkarmadan salona geçti.

— Dante?

Cevap gelmedi.

Merdivenlere yönelirken kapının yanındaki masada duran bardağı fark etti. İçinde biraz su kalmıştı. Bardağın yanında da Dante'nin telefonu duruyordu.

Lorenzo durdu.

Oğlunun telefonunu evde bırakması hoşuna gitmemişti.

— Dante, yukarıda mısın?

Tam o sırada Alessandro içeri girdi.

— Niye bağırıyorsun?

Lorenzo ona döndü.

— Dante'yi gördün mü?

— Hayır. Burada değil mi?

Lorenzo cevap vermeden merdivenleri çıktı. Alessandro da peşinden geldi.

Dante'nin odasının kapısı aralıktı.

Lorenzo kapıyı itti.

Oda boştu. Yatak dağınıktı, sandalye masadan biraz uzaklaşmıştı. Pencere kapalıydı. Lorenzo önce banyoya, sonra yatağın altına baktı. Kendisi de yaptığı şeyin anlamsız olduğunu biliyordu ama duramıyordu.

— Dante!

Alessandro kapının yanında bekliyordu.

— Belki dışarı çıkmıştır.

Lorenzo sertçe döndü.

— Telefonunu neden burada bıraksın?

Alessandro sustu.

Lorenzo masaya yaklaştığında bir kâğıt gördü. Kâğıt, kitabının altında yarım kalmış bir şekilde duruyordu. Onu çekip çıkardı.

Üzerinde tek bir cümle vardı.

BİR SÖZ VERDİN, LORENZO.

Lorenzo'nun parmakları kâğıdın kenarını sıktı.

Alessandro yazıyı okuduğunda yüzündeki ifade değişti.

— Belariz...

— Adını söyleyip durma, dedi Lorenzo. — Önce oğlumu bulmamız gerekiyor.

Kâğıdı cebine koydu ve odadan çıktı.

Merdivenlerden inerlerken duvardan hafif bir ses geldi.

Sanki bir şeyin içi çatlıyordu.

Lorenzo durdu.

— Duydun mu?

Alessandro başını salladı.

Ses yeniden geldi. Bu kez daha yakından.

İkisi salona girdiklerinde duvarın ortasında küçük, koyu kırmızı bir leke gördüler.

Fabio da oradaydı. Lekeye bakıyor, ne yapacağını bilemiyordu.

— Biraz önce yoktu, dedi.

Matteo yanına geldi.

— Ne yoktu?

Fabio duvarı gösterdi.

Lorenzo yaklaştı. Leke yavaşça aşağı doğru uzanıyordu. İnce bir damla zemine düştü.

Ardından bir tane daha.

Valerio elini duvara götürmek istedi ama Alessandro bileğini tuttu.

— Dokunma.

— Ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.

— Başka türlü anlamanın yolunu buluruz.

Valerio elini indirdi.

Duvarın üzerindeki kırmızı izler çoğalmaya başladı. Bir süre sonra eski aile fotoğrafının altına kadar ulaştılar.

Matteo fotoğrafa baktı.

— Bir dakika...

Çerçeveyi duvardan aldı.

Beş kardeşin birlikte çekilmiş olduğu fotoğrafın camında ince bir çatlak vardı. Daha kötüsü, kardeşlerden birinin yüzü kararmıştı. Sanki fotoğrafın o kısmına mürekkep dökülmüştü.

Lorenzo çerçeveyi Matteo'nun elinden aldı.

— Bu ne zaman oldu?

— Bilmiyorum.

— Fotoğrafı en son ne zaman gördün?

Matteo cevap vermek üzereydi ama vazgeçti. Çünkü kendisi de hatırlamıyordu.

O sırada duvarın içinden bir fısıltı duyuldu.

— Lorenzo...

Hepsi sustu.

Ses yeniden geldi.

— Lorenzo...

Lorenzo yavaşça başını kaldırdı.

— Kim var orada?

Cevap yoktu.

Sonra salondaki lambalar titredi. Işık bir anlığına söndü, geri geldi.

Valerio duvara baktı.

— Bunu yapan kimse, ortaya çıksın.

Duvarın içinden bir kadın sesi yükseldi.

— Beni neden yalnız bıraktınız?

Valerio'nun yüzü bir anda değişti.

— Hayır...

Matteo ona döndü.

— Ne oldu?

Valerio cevap vermedi. Bakışlarını duvardan ayıramıyordu.

— Annemin sesiydi.

Alessandro'nun yüzü sertleşti.

— Valerio, annemiz öldü.

— Biliyorum.

— O zaman...

— BİLİYORUM, dedim!

Valerio'nun sesi salonda yankılandı.

Kimse bir şey söylemedi.

Bir süre sonra aynı ses yeniden duyuldu.

— Valerio...

Bu kez daha yakındı.

Valerio istemsizce bir adım attı.

— Anne?

Lorenzo hemen önüne geçti.

— Dur.

— Çekil önümden.

— Hayır. Bunun annemiz olduğunu bilmiyoruz.

Valerio'nun gözleri dolmuştu ama öfkesini bırakmıyordu.

— Ya gerçekten oyduysa?

Lorenzo cevap vermek istedi. Söyleyecek bir şeyi olmadığını fark edince sustu.

O anda fotoğrafın camı çatladı.

Bu kez ses daha yüksekti.

Çerçevenin ortasından başlayan çatlak, kararmış yüzün üzerinden geçerek kenara kadar uzandı.

Fabio küfretti.

— Artık yeter!

Duvarın üzerindeki kırmızı izler bir anda durdu.

Ardından salondaki bütün ışıklar söndü.

Karanlıkta birinin merdivenlerden indiği duyuldu.

Yavaş adımlar.

Bir basamak.

Sonra bir diğeri.

Kimse hareket etmedi.

Işıklar geri geldiğinde merdivenlerin başında siyah elbiseli bir kadın duruyordu.

Belariz.

Yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Sanki onları bu evde bulması hiç şaşırtıcı değildi.

Alessandro öne çıktı.

— Dante nerede?

Belariz ona bakmadı bile. Gözlerini Lorenzo'ya dikti.

— Hâlâ aynı şeyi soruyorsun.

Lorenzo'nun sabrı tükenmişti.

— Oğluma ne yaptın?

— Ben mi?

Belariz başını hafifçe yana eğdi.

— Beni suçlamak senin için çok kolay.

— Ne istiyorsun benden?

Kadının yüzündeki gülümseme kayboldu.

— Hatırlamanı.

Lorenzo'nun kaşları çatıldı.

— Neyi?

Belariz cevap vermedi. Merdivenlerden bir basamak indi.

— O gece bana ne söylediğini hatırla.

Lorenzo'nun aklına kısa bir görüntü geldi: karanlık bir oda, yerde çizilmiş işaretler ve kendisine uzatılan bir el.

Sonra bir ses.

Kendi sesi.

Ne gerekiyorsa yapacağım.

Lorenzo gözlerini kapattı.

— Hayır...

Alessandro hemen ona döndü.

— Ne oldu?

— Bir şey yok.

— Lorenzo, yüzün bembeyaz oldu.

— İyiyim, dedim.

Belariz sessizce onları izliyordu.

Valerio ona yaklaştı.

— Bize ne yaptın?

Kadın ilk kez ona baktı.

— Ben size bir şey yapmadım.

— Yalan söylüyorsun.

— Öyle mi?

Belariz'in bakışları yeniden Lorenzo'ya döndü.

— Bazen insanın başına gelen en kötü şey, kendi verdiği sözdür.

Lorenzo bir adım attı.

— Benden ne istedin?

Belariz'in yüzünde yeniden o küçük gülümseme belirdi.

— Bunu gerçekten hatırlamak istiyor musun?

Lorenzo cevap veremedi.

Kadın elini duvara uzattı.

Kırmızı izler yeniden akmaya başladı. Bu kez tavana doğru yayıldılar. Duvarın sıvası ince ince çatladı. Kırmızı damlalar fotoğrafın üzerinden geçerek yere düştü.

Matteo geriye çekildi.

— Bu evde kalamayız.

— Kapılar açılmıyor, dedi Fabio.

Belariz başını onlara çevirdi.

— Gitmek mi istiyorsunuz?

Kimse cevap vermedi.

— Öyleyse önce birbirinize sorun.

Alessandro kaşlarını çattı.

— Neyi soralım?

Belariz'in gözleri bir anlığına Valerio'ya kaydı.

— Hanginiz gerçeği biliyor?

Valerio'nun yüzü gerildi.

Lorenzo bunu fark etti.

— Valerio?

— Ne?

— Sana soruyorum. Bir şey biliyor musun?

— Hayır.

Cevap fazla hızlı gelmişti.

Alessandro da bunu fark etmişti ama bir şey söylemedi.

Belariz birkaç saniye daha onları izledi. Sonra arkasını döndü.

— Zamanınız azalıyor.

— Dante'yi bırak! diye bağırdı Lorenzo.

Kadın durdu ama arkasına dönmedi.

— Onu bulduğunda bana sormak istediğin soruların hepsini hatırlamayabilirsin.

Lorenzo bir adım daha attı.

— Ne demek bu?

Belariz cevap vermedi.

Işıklar bir kez daha söndü.

Karanlıkta kısa bir kahkaha duyuldu.

Işıklar geri geldiğinde merdivenlerin başı boştu.

Belariz gitmişti.

Bir süre kimse konuşmadı.

Sonra Matteo, duvardaki fotoğrafı işaret etti.

— Şuna bakın.

Fotoğrafın altındaki duvarda yeni bir yazı belirmişti. Kırmızı izlerin arasında harfler yavaşça belirginleşiyordu.

BEŞİNCİ KARDEŞİNİZİ SORUN.

Fabio yazıyı iki kez okudu.

— Beşinci kardeş mi?

Valerio'nun yüzü gerildi.

Alessandro, Lorenzo'ya döndü.

— Bunun ne anlama geldiğini biliyor musun?

Lorenzo yazıya baktı ama cevap vermedi.

Çünkü biliyordu.

Ya da en azından, hatırlamak istemediği bir şeyin kapısına dayanmıştı.

Üst kattan bir ses geldi.

— Baba?

Lorenzo başını kaldırdı.

Dante'nin sesiydi.

Bu kez o kadar gerçekçiydi ki düşünmeden merdivenlere koştu.

— Dante!

Alessandro arkasından seslendi.

— Lorenzo, bekle!

Lorenzo durmadı.

Koridorun sonundaki kapı aralıktı. İçeriden zayıf bir ışık sızıyordu.

— Baba, buradayım.

Lorenzo kapının önüne geldi.

— İyi misin? Bir yerin acıyor mu?

— Aç kapıyı.

Lorenzo kapı koluna uzandı.

Parmakları metale değdiğinde içeriden bir ses daha geldi.

— Sakın açma.

Lorenzo'nun eli