Keşfet

14. BÖLÜM — KAN BAĞI

DÜĞÜM

14. BÖLÜM — KAN BAĞI

Eski konaktan ayrıldığımızda kimse konuşmuyordu.

Cebimdeki fotoğrafı çıkarıp bir kez daha baktım. Beş kardeşin arkasındaki çocuğun kim olduğunu hâlâ bilmiyordum. Ama fotoğrafın arkasında Dante'nin adının yazması tesadüf olamazdı.

Alessandro yanıma geldi.

— Lorenzo, o çocuk hakkında ne düşünüyorsun?

Fotoğrafı cebime koydum.

— Ne düşünebilirim? Kim olduğunu bilmiyorum.

— Beşinci kardeşimiz olabilir mi?

— Olabilir. Ama tahmin yürütmekle bir yere varamayız.

Alessandro bir süre sustu. Sonra beklemediğim bir şey söyledi.

— Sana yaptıklarımız için özür dilerim.

Ona baktım.

— Şimdi mi aklına geldi?

— Biliyorum, çok geç kaldım. Yine de söylemem gerekiyordu.

Yürümeye devam ettim.

— Kırk yıl boyunca neredeydiniz, Alessandro? Bir kere bile beni aramayı düşündünüz mü?

— Düşündüm.

— Ama aramadın.

Cevap vermedi.

— Beni affetmeni beklemiyorum, dedi sonunda. Sadece artık aramızda ne varsa düzeltmek istiyorum.

— Önce Dante'yi bulalım. Sonrasına bakarız.

Başını salladı. Daha fazla üstelemedi.

Eve döner dönmez Dante'nin odasına girdim.

Yatağı dağınıktı. Masasında birkaç kitap, boş bir bardak ve yarım bıraktığı bir not vardı. Her zamanki hâliydi. Kaç kere odasını toplamasını söylediğimi hatırlamıyordum.

Telefonumu çıkarıp onu aradım. Cevap yoktu.

Bir kez daha denedim. Yine açmadı.

— Hadi oğlum, aç şu telefonu, diye mırıldandım.

Kapıda Matteo belirdi.

— Yanına gelebilir miyim?

Başımı salladım.

İçeri girdi, odanın etrafına baktı.

— Onu en son gördüğümde küçücüktü, dedi. Şimdi düşününce, büyüdüğünü bile kaçırmışız.

— Sadece büyüdüğünü değil, hayatını da kaçırdınız.

Matteo itiraz etmedi.

— Haklısın.

— Biliyor musun, bazen bana amcalarını neden hiç görmediğini sorardı. Ne diyeceğimi bilemezdim. Size kızgındım ama sizi kötülemek de istemiyordum.

Matteo yatağın ucuna oturdu.

— Bizi tanımadan büyümesi bizim suçumuz.

— Şimdi bunu söylemenin ona bir faydası yok.

— Belki yok. Ama onu bulduğumuzda her şeyi düzeltmek için elimden geleni yapacağım.

Ona baktım.

— Önce onu bulalım. Sonra ne yapacağımıza kendimiz karar veririz.

Matteo başını salladı ve odadan çıktı.

Ben de biraz sonra aşağı indim.

Salona girdiğimde Alessandro ile Valerio'nun tartıştığını gördüm.

— O işareti daha önce gördüğünü söyledin, dedi Alessandro. Başka ne hatırlıyorsun?

Valerio ellerini iki yana açtı.

— Kaç kere söyleyeceğim? Başka bir şey hatırlamıyorum.

— Fotoğrafı görünce de sustun.

— Çünkü yüzüme sorguya çekiyormuşsun gibi bakıyordun!

Alessandro bir adım yaklaştı.

— Sana bir şey sakladığını düşündüğümü söylüyorum.

— Düşünmeye devam et o zaman.

Fabio aralarına girdi.

— Tamam, yeter. Böyle kavga ederek Dante'yi bulamayacağız.

Valerio ona döndü.

— Sen de mi benden şüpheleniyorsun?

Fabio bir an duraksadı.

— Kimden şüpheleneceğimi bilmiyorum. Artık hiçbir şeyden emin değilim.

Valerio acı bir gülümsemeyle başını salladı.

— En azından dürüstsün.

Arkasını dönüp gitmek üzereydi ki araya girdim.

— Valerio, bekle.

Bana döndü.

— Ne var?

— Şu anda hepimiz gerginiz. Ama bildiğin bir şey varsa anlatman gerekiyor.

— Bilmediğim bir şeyi nasıl anlatayım, Lorenzo?

— Peki. Ama bir şey hatırlarsan saklama.

Bir süre yüzüme baktı.

— Bakalım.

Odadan çıktı.

Alessandro sinirle saçlarını geriye itti.

— Ona güvenmiyorum.

— Güvenmek zorunda değilsin, dedim. Ama elinde kanıt yokken onu suçlayamazsın.

— Peki ya bir şey saklıyorsa?

— O zaman gerçeği buluruz. Ama önce Dante'yi bulmamız gerekiyor.

Alessandro cevap vermedi.

Tam o sırada ışıklar söndü.

Fabio telefonunun ışığını açtı.

— Yine ne oluyor?

Salondaki duvara baktığımızda koyu bir iz gördük. İz, gözümüzün önünde uzayarak harflere dönüştü.

BİRBİRİNİZE GÜVENMİYORSUNUZ.

Matteo küfretti.

— Belariz'in işi.

Kimse ona karşı çıkmadı.

Salondaki aynadan hafif bir ses geldi. Hepimiz aynı anda oraya döndük. Aynanın yüzeyi karardı ve Belariz'in görüntüsü belirdi.

Bu kez yüzünde gülümseme yoktu.

Alessandro hemen sordu:

— Dante nerede?

Belariz gözlerini ona çevirdi.

— Beni görünce başka bir şey sormayı düşünmüyor musun?

— Hayır. Oğlumuz nerede?

— Hepiniz cevap istiyorsunuz. Ama kendi geçmişinizle ilgili sorulara cevap vermeye yanaşmıyorsunuz.

Ona yaklaştım.

— Benimle derdin varsa benimle konuş. Dante'yi rahat bırak.

Belariz bir süre yüzüme baktı.

— Onu korumak istiyorsun, öyle mi?

— Ne istediğimi gayet iyi biliyorsun.

— Peki, onu korumak için neler yaptığını hatırlıyor musun?

Kaşlarımı çattım.

— Ne demek istiyorsun?

— Kırk yıl önce verdiğin sözü hatırla, Lorenzo.

Alessandro araya girdi.

— Yeter artık! Açık konuşacaksan konuş, yoksa git.

Belariz başını ona çevirdi.

— Hâlâ başkalarının adına karar vermeyi seviyorsun.

Alessandro'nun yüzü gerildi.

— Onu yalnız bıraktığımız için pişmanım. Ama geçmişi değiştiremeyiz.

— Doğru. Değiştiremezsiniz.

Belariz'in bakışları yeniden bana döndü.

— O gece herkes kendi kararını verdi. Şimdi de sonuçlarıyla uğraşıyorsunuz.

— Biz ne yaptığımızı bile bilmiyorduk, dedim.

— Belki de bilmek istemediniz.

Bir şey söyleyecektim ama aynanın görüntüsü dalgalandı.

Belariz gitmeden önce son bir kez konuştu.

— Dante'yi bulduğunuzda ona dikkatli bakın. Hakkında bilmediğiniz şeyler var.

Görüntüsü kayboldu. Aynanın yüzeyi yeniden normale döndü.

Matteo bana baktı.

— Sence ne demek istedi?

— Bilmiyorum.

Valerio ise sessizce salondan çıktı. Bu kez kimse arkasından seslenmedi.

Gece ilerledikçe ev sessizleşti. Ben salonda oturup Dante'nin fotoğraflarına bakıyordum.

Birinde boynundaki gümüş kolye görünüyordu.

Dante bu kolyeyi yıllardır takardı. Nereden geldiğini sorduğumda annesinden kaldığını söylemişti. Ben de üzerine gitmemiştim.

Ama eski konağın duvarlarında gördüğüm işaretlerden biri kolyenin üzerindeki şekle benziyordu.

Fotoğrafı büyüttüm.

— Bu da neyin nesi, oğlum? diye kendi kendime söylendim.

Arkamdan bir ses geldi.

— O kolyeyi nereden aldı?

Döndüğümde Valerio'yu gördüm.

— Bilmiyorum. Annesinden kaldığını söylüyor.

Valerio yanıma yaklaşıp ekrana baktı. Yüzündeki ifade değişince telefonu ona doğru çevirdim.

— Tanıyor musun?

Gözlerini fotoğraftan ayırmadı.

— Bu kolyeyi daha önce gördüm.

Ayağa kalktım.

— Nerede?

— Ritüel gecesinde.

— Kimin üzerindeydi?

Valerio sustu.

— Valerio, bana bak. Kimin üzerindeydi?

Sonunda başını kaldırdı.

— Hatırlamıyorum.

— Emin misin?

— Lorenzo, hatırlasam söylerdim.

Sesindeki gerginliği fark ettim. Üzerine gitmek istiyordum ama bir şeyin onu gerçekten korkuttuğunu da anlıyordum.

— Peki, benden ne saklıyorsun?

Valerio gözlerini kaçırdı.

— Sana her şeyi anlatırsam bana bir daha güvenmeyeceksin.

— Şu anda da sana güvenmekte zorlanıyorum.

Bu kez itiraz etmedi.

— Biliyorum, dedi. Ama Dante'ye zarar vermek isteyen kişi ben değilim.

— O zaman bana yardım et. Kim olduğunu biliyor musun?

Valerio bir süre düşündü.

— Hayır. Bildiğim tek şey, bu kolyenin orada bulunmaması gerektiği.

— Neden?

Dudaklarını araladı ama konuşmadı.

— Valerio?

— Şimdi anlatamam.

Sinirle başımı salladım.

— Hepiniz aynı şeyi yapıyorsunuz. Bir şey biliyorsunuz, sonra da anlatamıyorsunuz.

Valerio'nun yüzü düştü.

— Haklısın. Ama biraz zamana ihtiyacım var.

Kapıya yöneldi.

— Bir şey hatırlarsan bana gel, dedim.

Durdu.

— Geleceğim.

Çıktıktan sonra masaya oturup eski fotoğrafı yeniden açtım. Küçük çocuğun boynunda da aynı kolye vardı.

Artık bunun tesadüf olmadığını biliyordum.

Ama Dante'nin bu işin neresinde olduğunu hâlâ anlayamıyordum.

Telefonumu elime alıp ona mesaj yazdım.

Oğlum, nerede olduğunu bilmiyorum ama seni bulacağım. Dayan.

Mesajı gönderdim. Ulaşmadı.

Ekrana bir süre baktıktan sonra telefonu bıraktım.

Yukarıdan bir kapının kapandığını duydum.

Evde herkes birbirinden şüpheleniyordu. Belariz de bunu biliyor, aramızdaki güvensizliği kullanıyordu.

Buna izin veremezdim.

Dante'yi bulacaktım. Sonra hepimizle tek tek konuşacaktım.

Bu kez kimsenin geçmişin arkasına saklanmasına izin vermeyecektim.