Düşmandan Aşka
Aras ve İdil eski konağa vardıklarında hava çoktan kararmıştı.
Konağın demir kapısı rüzgârın etkisiyle hafifçe sallanıyor, içeriden gelen sessizlik insanın içini huzursuz ediyordu.
İdil arabadan inerken konağa baktı.
“Buraya en son ne zaman geldin?”
Aras gözlerini binadan ayırmadan cevap verdi.
“Çocukken. Babam beni bir kez getirmişti.”
“Ne için?”
“Hatırlamıyorum.”
Birlikte içeri girdiler.
Koridorun sonundaki merdivenler onları bodruma götürüyordu. Her adımda tahtalar gıcırdıyor, duvarlardan yükselen rutubet kokusu ağırlaşıyordu.
Bodrum kapısının önüne geldiklerinde Aras cebindeki anahtarı çıkardı.
İdil nefesini tuttu.
Anahtar kilide girdi.
Bir kez çevirdi.
Klik.
Kapı açıldı.
İçerisi neredeyse tamamen karanlıktı.
Aras telefonunun ışığını açarak önden ilerledi. Duvarlarda eski tablolar, kırılmış sandıklar ve üzeri beyaz örtülerle kapatılmış eşyalar vardı.
İdil bir anda durdu.
“Aras…”
“Ne oldu?”
“Şuraya bak.”
Duvarın üzerinde küçük, eski bir fotoğraf asılıydı.
Aras fotoğrafı eline aldı.
Fotoğrafta Mahmut vardı.
Yanında ise genç bir kadın.
İdil kadına birkaç saniye baktıktan sonra yüzü bembeyaz kesildi.
“Bu…”
Aras ona döndü.
“Tanıyor musun?”
İdil başını yavaşça salladı.
“Hayır. Ama yüzü… bana çok tanıdık geliyor.”
Fotoğrafın arkasında tek bir tarih yazıyordu:
12 Haziran 2001.
İdil'in doğduğu tarih.
Aras'ın bakışları değişti.
“İdil…”
Tam o sırada bodrumun derinliklerinden bir ses geldi.
Bir şey yere düşmüştü.
İkisi de aynı anda arkasına döndü.
“Burada yalnız değiliz,” dedi Aras.
İdil'in kalbi hızla çarpmaya başladı.
Aras ışığı sesin geldiği yöne çevirdi.
Eski bir sandığın kapağı açıktı.
Yanında ise yere düşmüş küçük bir kutu vardı.
Aras kutuyu kaldırdı.
Üzerinde Mahmut'un el yazısıyla tek bir kelime vardı:
İDİL.
İdil birkaç adım geriledi.
“Onu açma.”
Aras ona baktı.
“Neden?”
“Bilmiyorum.”
“Belki de bütün bunların cevabı bunun içinde.”
Aras kutunun kapağını kaldırdı.
İçinden eski bir hastane bilekliği, sararmış bir belge ve küçük bir kaset çıktı.
İdil'in gözleri belgeye takıldı.
“Bu ne?”
Aras belgeyi açtı.
Bir doğum raporuydu.
Fakat rapordaki anne ve baba isimleri kazınmıştı.
Sadece doktorun imzası görünüyordu.
Aras belgeyi çevirdi.
Arkasında Mahmut'un el yazısıyla yazılmış bir cümle vardı:
“İdil'e gerçek ailesini söylemeye cesaret edemedim.”
İdil'in gözleri doldu.
“Gerçek ailem…”
Cümlesini tamamlayamadan kaset yere düştü.
Kasetin üzerinde başka bir not vardı:
“Bunu dinlediğinizde artık çok geç olacak.”
Aras kaseti eline aldı.
Tam o sırada yukarıdan bir kapının sertçe kapandığı duyuldu.
İdil irkildi.
“Birisi konağa girdi.”
Aras ışığı kapıya çevirdi.
“Buradan çıkmamız lazım.”
Fakat kapı kapanmıştı.
Ve bu kez anahtar dışarıdan çevrilmişti.
İdil Aras'a baktı.
“Bizi buraya kimin gönderdiğini biliyor musun?”
Aras cevap vermedi.
Çünkü elindeki kasetin arkasında, daha önce fark etmediği bir isim vardı.
Cemil.