Keşfet

birinci bölüm

Düşmanımın tahtı

Saray o sabah her zamankinden daha sessizdi.

Koridorlarda yankılanan ayak sesleri bile fısıltıya dönüşmüş, hizmetkârlar gözlerini birbirlerinden kaçırarak görevlerini yerine getiriyordu. Büyük saat, öğleden sonra üçü gösteriyordu.

Ama benim aklım tek bir yerdeydi:

Kral Charles'ın odası.

Babam...

Günlerdir hastaydı. Doktorlar her sabah başka bir açıklama yapıyor, sarayın duvarları arasında ise çok daha korkunç söylentiler dolaşıyordu.

Kralın durumu kötüleşiyordu.

Ve ben, sarayın asil veliahtı olarak, bunun ne anlama geldiğini herkesten daha iyi biliyordum.

Taht.

Tahtın geleceği.

Ve kardeşlerim...

Üç erkek kardeşim vardı.

Alexander, en büyük kardeşim. Sakin, disiplinli ve gururluydu. Babamın askerî konulardaki en güvendiği oğluydu.

Edward, ikinci kardeşim. Zeki ve konuşkandı. Sarayda kimin ne düşündüğünü herkesten önce fark ederdi. Gülümsediğinde bile insan onun gerçek niyetini anlamakta zorlanırdı.

William, en küçük kardeşim. Diğer ikisinden farklıydı. Daha duygusal, daha merhametliydi. Fakat sarayın içinde büyüyen herkes gibi onun da sakladığı şeyler olduğundan emindim.

Ve sonra ben vardım.

Kralın ilk çocuğu.

Asil veliaht.

Tahta geçmesi beklenen kişi.

Tam o sırada kapım üç kez çalındı.

— Majesteleri sizi çağırıyor.

Başımı kaldırdım.

— Babam mı?

Hizmetkâr başını eğdi.

— Kral Charles, sizi ve üç kardeşinizi hemen yanına istiyor.

İçimde garip bir huzursuzluk oluştu.

Babam bizi neden hep birlikte çağırıyordu?

Üstelik hastalığının bu kadar ağır olduğu bir dönemde...

Koridora çıktığımda üç kardeşim de oradaydı.

Alexander kollarını göğsünde birleştirmişti.

Edward'ın yüzünde her zamanki anlaşılmaz gülümsemesi vardı.

William ise sessizce yere bakıyordu.

Onlara baktım.

— Sizce neden çağırdı?

Edward omuz silkti.

— Belki de vasiyetini açıklayacak.

Alexander sert bir bakış attı.

— Edward.

— Ne var? Hepimiz bunu düşünüyoruz.

William hemen araya girdi.

— Şimdi bunun sırası değil.

Alexander bana döndü.

— Sen ne düşünüyorsun?

Cevap vermedim.

Çünkü aynı şeyi düşünüyordum.

Babam ölmek üzereydi.

Ve bugün bizi çağırmasının mutlaka bir nedeni vardı.

Dört kardeş, uzun koridordan kralın yatak odasına doğru ilerledik.

Kapının önüne geldiğimizde iki muhafız kenara çekildi.

Kapı ağır ağır açıldı.

İçeride yalnızca loş bir ışık vardı.

Kral Charles yatağında yatıyordu.

Yüzü solgundu. Eskisinden çok daha yaşlı görünüyordu.

Fakat gözleri...

Gözleri hâlâ bir kralın gözleriydi.

Bizi görünce elini hafifçe kaldırdı.

— Gelin...

Yaklaştık.

Babam önce bana baktı.

Uzun süre hiçbir şey söylemedi.

Sonra elini bana doğru uzattı.

Elini tuttum.

Parmakları soğuktu.

— Sen...

Sesi güçlükle çıkıyordu.

— Sen benim asil veliahtımsın.

Başımı eğdim.

— Biliyorum, baba.

Babam gözlerini kapattı.

Sonra üç oğluna baktı.

— Alexander...

— Buradayım, baba.

— Edward...

— Buradayım.

— William...

En küçük kardeşim yatağa biraz daha yaklaştı.

— Buradayım.

Babam derin bir nefes aldı.

Odanın içinde ağır bir sessizlik oluştu.

Sonra beklemediğimiz bir şey söyledi:

— Size yıllardır sakladığım bir sırrı anlatacağım.

Hepimiz birbirimize baktık.

Babamın yüzündeki ifade değişmişti.

Bu, bir kralın tahtıyla ilgili bir konuşması değildi.

Bu...

Ailemizin geleceğini değiştirecek bir sırrın başlangıcıydı.

Kral Charles elimi daha sıkı tuttu.

— Tahtın gerçek hikâyesini bilmeden hiçbiriniz bu saraydan çıkmayacaksınız.

Kalbim hızla çarpmaya başladı.

Edward'ın gülümsemesi kayboldu.

Alexander ilk kez endişeli görünüyordu.

William ise fısıldadı:

— Baba... ne saklıyorsun?

Kral Charles gözlerini kapattı.

Ve dudaklarından yalnızca dört kelime döküldü:

— Veliaht sandığınız kişi...

— Tek veliaht değil.

Yorumlar

  • Hatun Göksu Aydın: fantastik ve korku ikisi biarada
  • Ege Yıldız: @yazagoksuaydin bu bölümdeki kurgun gerçekten sarıcıydı korku hissediliyor