Keşfet

Küçük Bir Kızın Çocukluğu

Ela

Ela daha üç yaşındayken evde bazı şeylerin diğerlerinden farklı olduğunu anlamaya başlamıştı.

Henüz nedenini bilmiyordu.

Sadece bazı şeylerin Mehmet ve Caner için serbest, kendisi için yasak olduğunu fark ediyordu.

Mehmet dışarı çıkmak istediğinde Hakan ona kapıyı açardı.

Caner arkadaşlarıyla oynamak istediğinde Fadime sadece saat kaçta döneceğini sorardı.

Ela ise aynı şeyi söylediğinde çoğu zaman aynı cevabı alırdı.

"Sen kız çocuğusun."

Ela bu cümlenin ne anlama geldiğini uzun süre anlayamadı.

Bazen annesinin mutfakta çalışmasını izler, babasının salonda oturup televizyon seyretmesini dinlerdi. Mehmet ve Caner evin içinde gürültü yaptığında kimse onları susturmazdı. Koşar, bağırır, oyuncaklarını her yere bırakırlardı. Ela ise daha küçük yaşta bile sessiz olması gerektiğini öğrenmişti.

Bir gün oyuncak bebeğini salonda oynatırken Mehmet topuyla yanından geçti ve bebeğin evini devirdi.

Ela hemen ayağa kalktı.

"Mehmet, dikkat etsene!"

Mehmet ona aldırmadan topunun peşinden koştu.

Ela oyuncaklarını toplamaya çalışırken Fadime salona geldi.

"Ela, ortalığı neden dağıttın?"

"Ben dağıtmadım, Mehmet devirdi."

Fadime yerdeki oyuncaklara baktı.

"Sen de odanda oynasaydın."

Ela itiraz etmek istedi ama annesinin yüzündeki ifadeyi görünce sustu. Oyuncaklarını tek tek topladı. O gün, haksızlığa uğradığında bile kendini savunmanın bazen daha fazla azar işitmek anlamına geldiğini öğrendi.

Bir gün beş yaşındayken, Mehmet'in yeni aldığı bisiklete bakıyordu.

Kırmızı bir bisikletti.

Ela'nın gözleri bisikletten ayrılmıyordu.

"Ben de binebilir miyim?" diye sordu.

Mehmet cevap vermeden önce Hakan araya girdi.

"Sen bisikletle ne yapacaksın?"

Ela şaşırdı.

"Ben de öğrenmek istiyorum."

Hakan kaşlarını çattı.

"Düşersin."

"Ama Mehmet de düşebilir."

Hakan'ın yüzü değişti.

"Ela, uzatma. Git annenin yanına. Ela bisiklete son kez baktı.

Sonra sessizce içeri girdi.

Fadime mutfakta yemek hazırlıyordu.

"Anne."

"Ne var?"

"Ben de bisiklet istiyorum."

Fadime kısa bir kahkaha attı.

"Senin bisikletle ne işin var?"

Ela cevap vermedi.

O gün ilk kez bir şey fark etti.

Mehmet'in istediği şeyler normaldi.

Caner'in istediği şeyler normaldi.

Ama Ela'nın istediği şeyler gereksizdi.

Yıllar geçtikçe bu durum daha da belirginleşti.

Ela altı yaşına geldiğinde evdeki küçük işlerin çoğu zaman ona bırakılmaya başlanmıştı. Sofra kurulurken tabakları o dizer, yemek bittikten sonra bardakları o toplardı. Mehmet ve Caner bazen masadan kalkıp doğrudan oyun oynamaya gider, kimse onlara bir şey söylemezdi.

Ela bir gün elindeki tabakları mutfağa taşırken Caner ona seslendi.

"Ela, benim oyuncaklarımı da bulsana."

Ela durdu.

"Benim işim var."

Caner şaşkınlıkla ona baktı.

"Sen kızsın. Bulman lazım."

Bu cümleyi daha önce babasından ve annesinden defalarca duymuştu. Caner'in ağzından duyunca daha da tuhaf geldi. Sanki evdeki herkes aynı görünmez kuralları biliyor, yalnızca Ela bu kuralların altında eziliyor.

"Sen de kendin arayabilirsin," dedi.

Caner hemen annesine koştu.

"Anne, Ela bana yardım etmiyor."

Fadime mutfaktan seslendi.

"Ela! Kardeşine yardım etsene."

Ela elindeki tabağı tezgâha bıraktı. Caner'in oyuncağını buldu, sonra sessizce yerine koydu. İçinde büyüyen öfkeyi kimse görmedi.

Ela on yaşına geldiğinde artık evdeki kuralları ezbere biliyordu.

Erkek kardeşleri dışarı çıkabilirdi.

Ela çıkamazdı.

Mehmet arkadaşlarıyla saatlerce dolaşabilirdi.

Ela okuldan eve gelir gelmez ev işlerine yardım etmek zorundaydı.

Caner istediği kıyafeti seçebilirdi.

Ela'nın kıyafetlerini Fadime seçerdi.

Mehmet ders çalışmadığında kimse fazla önemsemezdi.

Ela bir gün ödevini eksik yaptığında saatlerce azar işitirdi.

Bir akşam Ela masanın başında ders çalışırken Hakan içeri girdi.

"Ne yapıyorsun?"

"Ders çalışıyorum."

Hakan deftere baktı.

"Bu kadar ders yeter."

Ela başını kaldırdı.

"Yarın sınavım var."

"Ne olacak sınavdan düşük alırsan?"

Ela birkaç saniye sustu.

"Ben iyi bir öğrenci olmak istiyorum."

Hakan güldü.

"Sen önce ev işlerini öğren."

Ela'nın elindeki kalem yavaşça durdu.

"Ben okumak istiyorum."

Hakan'ın yüzü sertleşti.

"Ela."

"Efendim?"

"Bizim evde kız çocukları için bazı şeylerin sınırı vardır."

Ela ilk kez babasının gözlerinin içine baktı.

"Erkek çocuklarının sınırı yok mu?"

Odadaki hava bir anda değişti.

Hakan birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Sonra sertçe:

"Bana cevap verme."

Ela başını eğdi.

"Tamam."

Hakan odadan çıktıktan sonra Ela uzun süre defterine baktı. Kalemi hâlâ elindeydi ama yazamıyordu. İçinde korku, öfke ve kırgınlık birbirine karışmıştı. Yine de o gece ilk kez kendine açıkça söz verdi: Ne olursa olsun okumayı bırakmayacaktı.

Yatağına uzandığında ağlamadı.

Eskiden olsa ağlardı.

Ama artık ağlamanın hiçbir şeyi değiştirmediğini anlamaya başlamıştı.

Yastığının altından matematik kitabını çıkardı.

Sessizce okumaya devam etti.

Ela daha on yaşındaydı.

Ama o yaşta bir şeyi öğrenmişti:

Bazı insanlar seni anlamayacak diye kendinden vazgeçmek zorunda değildin.

Ve Ela, ailesinin ona biçtiği hayatı kabul etmek yerine kendi hayatını kurmaya çoktan karar vermişti.

Yorumlar

  • Ahmet Poyraz: Artık ağlamadığın için cesaret göstermişsin çok gurur duyuyorum @white_chocolate
  • Turan Kızılaya: Bu cümleyle büyümek zorunda bırakılmak adaletsiz
  • Mehmet Yıldırım: ela haksızlık bu kadar belirgin olmamalı Keşke konuşabilseydin
  • Metin Taner Yavuz: mehmete dikkat et demek boşuna o seni hiç umursamıyor
  • Poyraz Pekün: Büyüdüğünde bunları aşabilirsin inan bana ela