Keşfet

Giriş

EV ARKADAŞIM

Gece, şehrin üzerine sessizce çökmüştü. Sokak lambaları titrek ışıklarıyla sisin içinde boğuluyor, her şey silik bir gölgeye dönüşüyordu. Soğuk, sadece havada değildi; sanki taşların arasından, duvarların içinden sızarak insanın içine kadar işliyordu. Çıkmaz sokağın en sonunda bir adam duruyordu. Ne yaptığını kimse bilmiyor önemsemiyordu. Ağır adımlarla caddeye doğru çıktı sağa döndü ve kaldırımın hemen yanına park edilmiş arabaya doğru çevirdi yönünü. Bir yandan kafasındaki şapka ile yüzünü gizlemeye çalışıyordu. Uzaktan bakıldığında keskin çene hatlarından başka bir şey görünmüyordu.

Arabaya bindiğinde şoföre tek bir kelime söyledi. “Sür.” Şoför öylece sorgulayan bakışlarla adama bakarken neredeyse bir iki dakika geçti daha sonrasında adam dediğini ikiletmeden arabayı çalıştırdı ve sürmeye başladı. Bir süre şapkalı adam şoförü yönlendirdi ve eski yıkık dökük bir arazide durduklarında şapkalı adam kapıyı yavaşça araladı. Soğuk hava, içerideki ağır sessizliği bir bıçak gibi yararak içeri doldu. Bir an durdu. Sanki ineceği yerden değil de, karşılaşacağı şeyden emin olmak ister gibi derin bir nefes aldı.

Sonra indi.

Ayaklarının altındaki çakıllar ezildikçe çıkan ses, gecenin içinde gereğinden fazla yankılandı. Şoför arkasından bakıyordu ama adam dönüp bakmadı bile. Çoktan başka bir şeyin içine girmişti; düşüncelerinin, ya da belki de geçmişinin.

“Bekle,” dedi kısaca ve sert bir tonla.

Şoför cevap vermedi. Sadece başını salladı. Adam, yıkık duvarların arasından ilerlemeye başladı. Her adımında sanki burayı daha önce yüzlerce kez yürümüş gibiydi. Duraksamadan, tereddüt etmeden… ama içinde bir şeyler ağır ağır uyanıyordu. Bir gölge. Tam ortada, çatısı çökmüş bir yapının önünde durdu. Elini cebine attı. Metal bir ses duyuldu; küçük, soğuk bir anahtar.

Kapı yoktu aslında. Ama o yine de görünmeyen bir kapıyı açar gibi elini uzattı. Sonra içeri girdi. İçerisi dışarıdan daha soğuktu ama o an ona o kadar sıcak gelmişti ki... Ve daha sessiz. Bir anlığına karanlıkta hiçbir şey görünmedi. Sonra… hafif bir hareket. Adamın omuzları gerildi.

“Geç kaldın,” dedi karanlığın içinden gelen bir ses. Biliyordu geç kalmıştı arkasını dönmek için hamle yapacağı sırada kafasının arka kısmına bir darbe aldı. Aldığı darbeyle inleyerek geriye doğru sendeledi fakat dengesini koruyamayıp yere düştü. Gözleri kapanmaya, bilinci onu terk etmeye başlamıştı.

~~~

Dakikalar sonra uyandığında karşısında bir adam duruyordu. Hareket etmeyi denedi fakat başarısız oldu. Elleri ve ayakları bağlanmıştı ve üstü ıslaktı karşısındaki adamın elinde bir kova vardı. "Miran... Seni burada görmek ne güzel seni hangi rüzgar attı buralara?" iğrenç bir kahkaha attı Yavuz'un karşısındaki adam. Ardından bir kova suyu Miran'ın kafasından aşağıya boşalttı.

Miran refleks olarak gözlerini kapattı ve kafasını yukarı kaldırdı su tamamen yüzünden aşağı akıp gittiğinde yutkundu âdem elması hareketlendi gözlerini açtığında koyu yeşil gözlerinde öfkeden başka hiç bir duygu yoktu. Öylece bakıyor tek bir kelime dahi etmiyordu. En sonunda "Neden burada olduğumu ikimizin de çok iyi bildiğini biliyorum. Benim olanı bana geri vereceksin Erman!"

Anlamsız gözlerle baktı Erman karşısındaki koyu yeşil rengi gözlerin sahibine iki ihtimal vardı; ya anlamamazlıktan geliyordu ya da gerçekten anlamıyordu. Son anda kafasına dank etmiş olacak ki aniden "Haaa" diyerek aydınlanma geçirdi ve devam etti. "Sen şu kızdan bahsediyorsun hani şu garip bir adı vardı sahi adı neydi onun ya Leman, Leyla..." Miran artık dişlerini sıkmaya başlamıştı. Çenesi o kadar gerilmişti ki sanki diş etlerini kanatmak istercesine sıkmaya da devam ediyordu. "Lâlin!" Dedi. Sebepsizce onun ismini söylerken içindeki öfke diniyor şiddetli kasırgalar dönen beyninin içini dinginleştiriyordu. "Ve onun ismini bir daha ağzına alma o isim senin gibi şeref yoksunu insanların ağzına yakışmıyor."

Erman aynı dinginlikle "Yani? Sana mı yakışıyor bir tek... Bunu mu anlatmaya çalışıyorsun? Yoksa..." Bu noktada düşünüyormuş gibi gözlerini kıstı ve sağ tarafa bakmaya başladı elini çenesinin altına yerleştirdi ve işaret parmağıyla çenesine üç defa vurdu.

Bu sırada Miran onu inceliyordu bu yüzü hafızasına kazıması gerektiğini çok sonradan anlayacaktı. Karşısındaki adam ondan kısaydı gözleri maviydi Miran'ın ilk önce dikkatini çeken elinin üstündeki garip bir dövme olmasıydı şekli bir leopar desenini andırıyordu...

Erman, Miran'ın onu incelediğinin farkındaydı fakat dakikalardır ses çıkarmamış hatta onu incelemesine izin vermişti. Miran bunu fark etmemişti tiksinen bakışları Erman'ın çehresinde gezinmeye başladığında bunu yeni yeni fark edebiliyordu. Erman istemsizce sırıttı. "Ne o? Yoksa bana aşık mı oldun? Geldiğinden beri beni inceliyorsun... Eğer biraz daha bakmaya devam edersen bana aşık olduğunu düşünmeye başlayacağım." Diyerek gür bir kahkaha attı. Miran ağzının içinde bir küfür etti ama bunu kimse anlayamadı. “Demek buradan kurtulmak istiyorsun?” dedi Erman, sesi neredeyse fısıltıya düşerken. “Olur… Kapı her zaman açık.” Kısa bir duraksama yaptı, gözleri Yavuz’un yüzünde gezindi. “Ama bazı kapılar tek başına açılmaz.”

Miran kaşlarını çattı, bir şey söylemedi.

Erman hafifçe eğildi, dudaklarının kenarında ince bir gülümseme belirdi. “Onu buraya getirmeni istemiyorum…” dedi yavaşça. “Sadece… doğru yere bakmasını sağlayacaksın. Gerisini o kendi seçecek.”

Bir adım geri çekildi. “Eğer gerçekten anlaması gerekeni anlarsa,” diye ekledi, sesi yeniden sertleşirken, “yolu kendi bulur.”

...