Keşfet

BÖLÜM 1

EV DARALMAZ EVLADIM

Odanın içi akşamın sessizliğiyle doluydu. Duvar saatinin tik takları, sanki zamanı yavaşlatıyordu. Koltukta oturan yaşlı kadın, elindeki tespihi ağır ağır çekiyordu. Her tanede bir anı, her nefeste bir dua vardı.

Adı Fatma’ydı. Yıllar onun yüzünde ince çizgiler bırakmıştı ama gözlerinde hâlâ sönmeyen bir ışık vardı. Karşısında, yere oturmuş olan adam ise onun oğlu Hasan’dı. Çocukken hep annesinin dizinin dibinde otururdu, şimdi ise büyümüş, hayatın yorgunluğunu taşıyan bir adam olmuştu… ama o an yine annesinin yanındaydı.

  “Anne…” dedi Hasan, hafif bir gülümsemeyle.

  “Eskiden ben senin yanına sığardım, şimdi bu ev bana dar geliyor bazen.”

Fatma Hanım tespihini durdurdu, oğluna baktı.

  “Ev daralmaz evladım,” dedi yumuşak bir sesle. “İnsan içini daraltırsa, saray da olsa yetmez.”

Hasan başını eğdi. Günlerdir içinde taşıdığı sıkıntılar, bir an boğazına düğümlendi. İş, hayat, sorumluluklar… hepsi üst üste gelmişti. Ama annesinin yanında oturunca, sanki o yüklerin bir kısmı hafifliyordu.

Fatma Hanım elini uzattı, oğlunun koluna dokundu.

   “Sen küçükken korkardın,” dedi. “Gece uyanır, yanıma gelirdin. ‘Anne, korktum’ derdin. Ben de ‘Ben buradayım’ derdim. Şimdi sen büyüdün ama korkular bitmedi değil mi?”

Hasan gözlerini kaldırdı. Bu sözler tam kalbine dokunmuştu.

  “Bitmedi anne…” dedi sessizce.

Yaşlı kadın gülümsedi.

   “Ben yine buradayım.”

O an odadaki her şey durdu sanki. Saatin sesi bile yavaşladı. Hasan, annesinin yanında olmanın ne demek olduğunu bir kez daha anladı. Hayat ne kadar zor olursa olsun, insanın sığınabileceği bir yer vardı.

Fatma Hanım tespihini tekrar çevirmeye başladı.

  “Allah büyüktür evladım,” diye fısıldadı. “Geçer… her şey geçer.”

Hasan başını annesinin dizine yasladı. Çocukluğundan kalan o tanıdık huzur, yıllar sonra yeniden içini doldurdu. Ve o küçük oturma odasında, dünyanın en büyük huzuru sessizce yerini aldı.

Aslında annesi de huzursuzdu. Çünkü Hasan’ın evlenme çağı gelmiş ve geçiyordu da. Elinin altından birçok gelin adayı geçmişti ama o hiçbirine bakmamıştı.

   ‘Oğlum, benim de torun sevme hakkım yok mu?’ demişti bir gün annesi.

  ‘Elbette hakkın’ dedi Hasan ‘Gösterdiğin kızlar ya parama bakıyorlar ya da statü için benimle evlenmek istiyorlar. Oysaki ben böyle birini istemiyorum’

Hasan’ın emri altıda çalışan binlerce çalışanı vardı. Bunlardan biri de Selin’di. Selin görünmez çalışanlardan biriydi.

Arkadaşları arasında tok gözlü olarak tanınırdı. Sabah erkenden gelir, sağa sola bakmadan odaları temizlerdi. Onun kimsenin bilmediği bir özelliği vardı. Sekiz dil biliyordu ve bu sekiz dili akıcı olarak konuşuyordu. İş dışında turistlere rehberlik yaparak geçimini sağlamaya çalışıyordu. Fakat yine de yetmiyordu. Çünkü hasta bir annesi ve kansere yakalanan bir evladı vardı. Kanser ilaçları çok pahalı olduğu için devlet bir kısmını karşılıyordu. Diğer kısmını da kendisi çalışıp ödemek zorundaydı.

Holding de söylenti çıktı. Büyük patronun odasından para çalınmış, çalan kinse onu bulmak için hummalı bir çalışma yapılıyordu. Paranın çalındığı o gün temizlik sırası Selin’deydi Bundan dolayı onun çalmış olduğu düşünülüyordu o parayı görmüş fakat çalmamıştı aksine Kimse almasın diye siyah kaplı defterin altına koymuştu

Yorumlar

  • Haticem kar.: anne olmanın gücü her zaman kendini hissettiriyor hiç durma sakın