Keşfet

YOLUN SONUNDA

GECE ANLATILAN EFSANELER 1

David, gece vardiyasındaki son müşterisini evine bıraktıktan sonra taksisini garaja götürmek üzere boş yolda ilerliyordu. Sokak lambalarının çoğu sönüktü. Yolun iki tarafını saran mavi servi ağaçları, rüzgârın etkisiyle yavaşça sallanıyor, gecenin sessizliğine ürkütücü bir hava katıyordu.

Tam evinin yoluna sapacakken yol kenarında iki küçük çocuk gördü. Karanlığın içinde hareketsizce duruyorlardı. Üzerlerindeki kıyafetler eski ve kirliydi. Başları öne eğikti; yüzleri karanlığın içinde seçilmiyordu. David frene bastı, camı yavaşça indirdi.

"Bu saatte burada ne işiniz var çocuklar? Aileniz nerede?" diye sordu.

Çocuklardan hiçbiri cevap vermedi. Sanki dilleri tutulmuştu. Birkaç saniye boyunca sadece yere baktılar. İçini açıklayamadığı bir huzursuzluk kaplasa da David onları o saatte yol kenarında bırakmaya kıyamadı.

"Hadi, binin. Sizi evinize bırakayım."

İki çocuk ağır adımlarla arka koltuğa oturdu. Kapılar kapanır kapanmaz taksinin içi birkaç derece soğudu. David bunun açık kalan camdan kaynaklandığını düşündü. Dikiz aynasından çocuklara kısa bir bakış attı.

"Eviniz nerede çocuklar?"

İki çocuk aynı anda tek bir cümle söyledi.

"Yolun sonunda."

David kaşlarını çattı.

"Hangi sokak?"

Cevap gelmedi. Tam o anda iki çocuk yavaşça başlarını kaldırdı. David refleksle dikiz aynasına baktı. Nefesi boğazında düğümlendi. Gözlerini aynadan ayıramıyordu.

İki çocuğun da gözleri tamamen siyahtı. Ne göz akı vardı ne de göz bebeği... Sanki gözlerinin yerinde karanlıktan iki boşluk duruyordu.

David derin bir nefes aldı. Gördüklerinin karanlığın ve yorgunluğun bir oyunu olduğuna kendini inandırmaya çalıştı. Gözlerini yeniden yola çevirdi.

"Yolun sonu derken... Hangi mahalle?" diye sordu.

Yine cevap gelmedi.

Çocuklar arka koltukta tek bir hareket bile etmiyordu.

Aradan birkaç dakika geçti. Taksinin motor sesi dışında hiçbir şey duyulmuyordu. David istemsizce dikiz aynasına göz attı.

Arka koltuk bomboştu.

Parmakları direksiyonu daha sıkı kavradı. Ani bir refleksle frene bastı. Titreyerek arkasına döndü.

İki çocuk sanki hiç kaybolmamış gibi sessizce oturuyordu.

David'in boğazı kurudu. Bunun nasıl mümkün olduğunu anlayamıyordu. Yutkunmaya çalıştı ama ağzı kupkuruydu. Avuç içleri terlemişti.

Tam o sırada çocuklardan biri, neredeyse duyulmayacak kadar kısık bir sesle fısıldadı.

"Lütfen... Aynaya bakmayı bırak."

David kaşlarını çattı.

"Neden?" diye güçlükle sorabildi. İki çocuk aynı anda başlarını birbirlerine çevirdi. Ardından tekrar David'e baktılar.

"Çünkü arkamızda biri duruyor."

Bu sözler David'in içine buz gibi işledi. İstemese de gözleri yavaşça dikiz aynasına kaydı. İlk başta hiçbir şey göremedi.

Sonra... Aynanın en karanlık köşesinde uzun boylu bir silüet belirdi. Hareketsizdi. Yüzü seçilmiyordu. Ama oradaydı. David hemen aynadan gözlerini kaçırdı.

"Bu gerçek olamaz..." diye mırıldandı. Tek amacı çocukları bir an önce evlerine ulaştırmaktı.

Ayağını gaz pedalına biraz daha bastı. Tam o anda, arka koltuktan bu kez yetişkin bir kadın sesi duyuldu.

"Çocuklarımı nereye götürüyorsun?"

David’in bütün vücudu gerildi. Ses bu kez çok yakından gelmişti. Sanki biri kulağının hemen arkasında konuşmuştu. Titreyen bir sesle cevap verdi.

“Evlerine… götürüyorum.”

David bir daha dikiz aynasına bakmaya cesaret edemedi. Elleri direksiyonu öyle sıkıyordu ki parmakları bembeyaz olmuştu. İçinden sürekli, “Bu gerçek olamaz” diye geçiriyordu. Tek istediği çocukları bir an önce evlerine bırakıp oradan uzaklaşmaktı.

Birkaç dakika sonra çocuklardan biri sessizliği bozdu.

“Geldik.”

David ön cama baktı. Etrafına göz gezdirdi. Ortada ne bir ev vardı ne de bir sokak lambası. Sadece karanlığın içinde uzanan dar bir toprak yol görünüyordu.

“Burada kimse yaşamıyor,” dedi şaşkınlıkla. Çocuklar cevap vermedi.

Bir anda arka kapıların kilidi kendi kendine açıldı. İki çocuk sessizce arabadan indi. Tek kelime etmeden karanlığa doğru yürümeye başladılar.

David onların arkasından bakakaldı. Bir süre sonra çocuklar ağaçların arasında kayboldu. Derin bir nefes verdi.

“Sonunda bitti…” diye mırıldandı.

Motoru yeniden çalıştırdı ve doğruca evinin yolunu tuttu. Yaklaşık on beş dakika sonra garajına ulaştı. Kontağı kapattı. Tam kapıyı açacakken kapılar aniden kilitlenir.

Aynı anda taksinin içini buz gibi bir hava kapladı. Nefesi gözlerinin önünde buhar olmaya başlamıştı. Gösterge panelindeki ışıklar bir anlığına titredi.

Ardından arka koltuktan yavaş, boğuk bir kadın sesi duyuldu.

“Teşekkür ederim…”

David’in boğazı düğümlendi. Arkasına dönmek istemiyordu. Ama yalnız olmadığını hissediyordu. Cesaretini toplayıp yavaşça arkasına döndü.

İki çocuk yeniden arka koltukta oturuyordu. Tam ortalarında ise solgun tenli bir kadın vardı. Uzun siyah saçları yüzünün büyük kısmını kapatıyordu.

Sağ elinde eski, paslı bir bıçak tutuyordu. Kadın yavaşça başını kaldırdı. Dudaklarında ürpertici bir gülümseme belirdi.

“Çocuklarımı eve getirdiğin için…”

Kısa bir an durdu.

“…teşekkür ederim.”

Devid çığlık atmak istedi ama gözlerinin önü karanlık kapladı.  

Yorumlar

  • Talya Sun: neden sınırın bozuldu?
  • Ege Korkmaz: Hem korkutucu hem de sinir bozucuydu