1
Rize’nin puslu dağları, göğü delen çam ağaçları ve hiç susmayan fırtına deresi... Hikayemiz işte bu hırçın ama bir o kadar da şefkatli coğrafyada başlıyor.
Elif, dalgaların kayalara vurup çıkardığı o sert sesle büyümüş, çayın kokusunu ciğerlerine ilk nefesten itibaren çekmiş bir Karadeniz kızı. Neşesi yayla çiçekleri gibi rengarenk, öfkesi ise ani bastıran bir fırtına kadar keskin. Doğup büyüdüğü Rize onun sadece evi değil, ruhunun bir parçası. Toprağa basarken gösterdiği o kendine güvenen adımlar, ailesinin asırlık çay bahçelerinde daha da sağlamlaşıyor.
Asaf ise... Asaf’ın hikayesi daha ilk nefesinde yarım kalmış bir türkü gibi. Rize kökenli olmasına rağmen, bebekken annesini ve babasını kaybettiği o meşum günden beri bu topraklara yabancı. Köylülerin el birliğiyle İstanbul’daki bir yetimhaneye gönderdiği Asaf, beton binaların, korna seslerinin ve yalnızlığın içinde büyümüş. Kalbinde nereden geldiğini bilmediği derin bir özlem, ruhunda hiç dinmeyen bir gurbet hissi var. Ta ki 25 yıl sonra, elinde babasından kalan eski bir fotoğraf ve paslı bir anahtarla Rize’ye dönme kararı alana kadar.
Asaf’ın köye adım attığı ilk gün, yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor. Tam o sırada, yağmurdan kaçmak için o eski çardağa sığınmış olan Elif ile göz göze geliyor.
Elif’in yeşil gözlerindeki tanıdık hırçınlık ile Asaf’ın bakışlarındaki o kırgın sessizlik ilk kez o an karşı karşıya geliyor. Karadeniz, uzun yıllar önce kaybettiği evladını geri almış gibi hırçınlaşırken, bu iki yabancı ruh için zaman sanki Fırtına Deresi’nin kenarında duruveriyor.