Keşfet

2

Geçmişin gelişi

Asaf’ın İstanbul’daki çocukluğu, kalabalıklar içinde geçen derin bir yalnızlık hikayesiydi. Yetimhanenin soğuk koridorlarında büyürken, diğer çocuklardan farklı bir yanı vardı: Ne zaman başını pencereye dayasa, hiç görmediği dağların ve burnuna hiç gelmemiş ama rüyalarında duyduğu nemli toprak kokusunun hasretini çekerdi. 25 yaşına geldiğinde eline geçen tek mirası, yetimhane müdürünün ona uzattığı küçük bir tahta kutuydu. Kutunun içinde anne ve babasının Rize'deki eski bir ahşap evin önünde çekilmiş sararmış bir fotoğrafı, paslı bir demir anahtar ve babasının kurşun kalemle bir kağıda yazdığı son cümle vardı: "Evlat, kökünü unutma; dere ne kadar hırçın akarsa aksın, eninde sonunda denize varır." Asaf’ın Rize’ye dönüş amacı sadece bir ev aramak değildi; çocukluğundan beri kalbinde taşıdığı o devasa boşluğu doldurmak, hiç yaşayamadığı ailesinin izini sürmek ve benliğinin öksüz kalan yarısını tamamlamaktı.

Elif ise Asaf’ın aksine köklerine sıkı sıkıya bağlı, Karadeniz’in doğasıyla bir büyümüş bir kızdı. Çocukluğu yaylalarda çay toplayan annesinin peşinde, Fırtına Deresi’nin kenarında çakıl taşları toplayarak geçmişti. Ancak Elif’in neşeli yüzünün arkasında güçlü bir direnç yatıyordu. Erken yaşta kaybettiği dedesinden miras kalan çay bahçelerini ve aile ocağını koruma sorumluluğunu üstlenmişti. Dikbaşlı, adalet duygusu yüksek ve asla boyun eğmeyen yapısıyla tanınırdı. Köydekiler ona "Deli Rüzgar" derdi; çünkü kimsenin sözünü esirgemez, haksızlığa karşı tıpkı Karadeniz gibi şahlanırdı. Yine de o sert kabuğunun altında, sevdiklerini korumak için her şeyi göze alabilen sıcacık ve sadık bir kalp taşıyordu.

Asaf, Rize otobüsünden inip sisli dağlara doğru ilk adımını attığında yetimhanede büyümüş o çekingen, içine kapanık çocuk halini hâlâ üstünde taşıyordu. İnsanlara güvenmekte zorlanan, az konuşan ama gözleriyle çok şey anlatan biriydi. Rize’nin sarp yollarında babasının evini ararken, geçmişin yüküyle bükülmüş omuzları ve elinde sımsıkı tuttuğu paslı anahtarla tam bir yabancı gibiydi.

İşte bu iki zıt dünya—biri toprağına sevdalı hırçın bir kız, diğeri köklerini arayan sessiz bir sürgün—Asaf’ın çocukluğunun geçtiği o virane evin çardağında, yağmurun sesiyle birleşen ilk bakışta kesişti.