3. BÖLÜM: KOVALAMACA
3. BÖLÜM: KOVALAMACA
Sokaktan çıktığımda ilk fark ettiğim şey, Londra'nın gecesinin artık eskisi kadar sessiz olmadığıydı.
Uzaklardan gelen at arabalarının sesleri giderek çoğalıyor, insanların konuşmaları sisin içinde birbirine karışıyordu.
Çantamı sıkıca tuttum.
Bir an önce daha güvenli bir yere ulaşmalıydım.
Fakat tam köşeyi döndüğüm sırada arkamdan bir ses duydum.
“Orada!”
Olduğum yerde donakaldım.
Arkamı döndüğümde iki adamın sokağın başında beni gördüğünü fark ettim.
“Gelinlikli kadın! Dur!”
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
Beni bulmuşlardı.
Koşmaya başladım.
Gelinliğimin eteklerini iki elimle toplarken dar sokaktan hızla ilerledim. Arkamdaki ayak sesleri giderek yaklaşıyordu.
“Dur! Kont Blackwood'un emri!”
Kont Blackwood...
Üvey babam.
Elbette beni bırakmayacaktı.
Düğünün ertelenmesi onun için yalnızca bir utanç değildi. Yapacağı anlaşma, alacağı para ve bütün planları benim kaçışımla altüst olmuştu.
Ve şimdi öfkesini üzerime salıyordu.
Bir sokağın köşesini döndüm.
Karşıma başka iki adam çıktı.
“Orada!”
Geri dönmek zorunda kaldım.
Sağa doğru koştum.
Ayakkabılarım çamurlu taşlarda kayıyor, gelinliğim hareket etmemi zorlaştırıyordu.
“Beni yakalayamazsınız!” diye bağırdım.
Bunu neden söylediğimi bilmiyordum.
Belki de korktuğumu belli etmek istemiyordum.
Bir köşeyi daha döndüğümde önüme eski bir pazar alanı çıktı. Gece olmasına rağmen birkaç dükkân hâlâ açıktı.
Kalabalığın arasına karıştım.
Başımı eğdim.
Gelinliğim yüzünden saklanmak neredeyse imkânsızdı.
Tam o sırada bir at arabası önümden geçti.
Fırsatı kaçırmadım.
Arabanın arkasından geçerek dar bir geçide girdim.
Ayak sesleri birkaç saniye sonra uzaklaştı.
Duvara yaslandım.
Nefesimi düzene sokmaya çalışırken çantamı açtım.
Gazete kupürleri hâlâ oradaydı.
Ve küçük metal düğme...
Onu avucumun içine aldım.
Üzerindeki sembole tekrar baktım.
Bir taç ve onun altında küçük bir üçgen vardı.
“Bu da ne?”
Tam o anda arkamdan bir ses geldi.
“Onu neden aldın?”
Bir anda döndüm.
Kimse yoktu.
Sadece sis vardı.
Kalbim yeniden hızlandı.
Düğmeyi hemen çantama koydum.
Bu sembolü daha önce görmüş müydüm?
Hatırlayamıyordum.
Ama artık emindim.
Bu cinayetlerle ilgiliydi.
---
Aynı saatlerde Blackwood Malikânesi'nde öfke dinmek bilmiyordu.
Kont Victor Blackwood salonun ortasında durmuş, elindeki bastonu zemine sertçe vuruyordu.
“Nasıl olur da bir kadın bütün adamlarınızın arasından kaçabilir?”
Kimse cevap vermedi.
Kont'un yüzü öfkeden gerilmişti.
“Düğün ertelendi!” diye bağırdı. “Bütün Londra bunu konuşuyor. Misafirler evlerine döndü, anlaşma tehlikeye girdi ve benim adım herkesin diline düştü!”
Adamlarından biri başını eğdi.
“Kontum, onu bulacağız.”
“Bulacaksınız mı?”
Victor öfkeyle ona yaklaştı.
“Onu bu gece bulacaksınız.”
Sonra elini kaldırarak adamlarına baktı.
“Londra'nın her sokağını arayın. Hanları, pazarları, kiliselerin çevresini... Nerede saklanabileceğini düşünüyorsanız oraya bakın.”
Bir an durdu.
“Gelinliği üzerindeyken uzağa gitmiş olamaz.”
---
Ben ise hâlâ o dar geçitteydim.
Kont Blackwood'un adamlarının beni aradığını biliyordum.
Artık yalnızca düğününden kaçan bir gelin değildim.
Kont Blackwood'un adamları tarafından aranan biriydim.
Fakat korkudan daha güçlü bir şey vardı içimde.
Merak.
Çantamdan not defterimi çıkardım ve üç kurbanın isimlerine baktım.
Sonra düğmedeki sembolü çizdim.
Altına tek bir soru yazdım:
Bu sembol kime ait?
Cevabı bulmalıydım.
Çünkü içimde garip bir his vardı.
Bu sembolü çözmeden üç cinayeti çözemeyecektim.
Ve belki de...
Beni neden izlediklerini de anlayamayacaktım.
Tam defteri kapatırken sokağın diğer ucunda bir gölge belirdi.
Ardından ikinci bir gölge.
Sonra üçüncü.
Adamlar beni yeniden bulmuştu.
“Orada!”
Bu kez beklemedim.
Koşmaya başladım.
Sislerin içine doğru.
Arkamdan gelen ayak sesleri giderek hızlanırken tek bir şeyi düşünüyordum:
Bu gece yakalanmayacaktım.
Yorumlar
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim beki haklısın
- Ahu Başar: Bu ne gereksiz bir kovalama böyle ya