Keşfet

BÖLÜM 4

GERİ DÖN FİRUZE

Bölüm 3

       Selim, hastanede telefonu Ceyda’nın suratına kapattıktan sonra doktora döndü ve ona:

           “Kolumun nesi var, doktor bey" dedi, acı içerisinde kıvranarak.

        Doktor, kolunu kontrol ettikten sonra:

            “Kolunuz iki yerden kırılmış, o yüzden alçıya alınması gerekir" dedi.

Selim, doktorun sözlerinden sonra yapılacak işlerini düşündü. Onları yapması gerekiyordu, ama kolu kırık bir şekilde de onları yapamazdı.

             “Doktor bey, iyi diyorsunuz da kolumu alçıya aldığınız takdirde işlerim yarım kalacak"

     Doktor, Selim'in tutumuna sinirlerse de bir şey demedi.

    “Offf, ne kadar da inatçısınız" dedi Firuze “Sağlığınız mı önemli yoksa işleriniz mi?” dedi sinirle.

Firuze'nin tribinden sonra Selim, hiç istemese de kolunu alçıya aldırdı. İşlem bittikten sonra doktora teşekkür eden Firuze, Selim’in kolundan tuttu.

       Selim, ilk defa bir kadına dokunduğu için içi ürpermişti. O nişanlı olmasına rağmen nişanlısına bile dokunmamış birisiydi. O yüzden de içi bir tuhaf olmuş, yüzü kızarmıştı.

     Firuze, hastaneden çıktıktan sonra Salih'i evine bırakarak kendi evine döndü. Döner dönmez hizmetçisi ona:

“Reşat Bey geldi, sizi salonda bekliyor” dedikten sonra işine geri döndü.

     Onun ismini duyan Firuze kendi kendine “Bu adam yine ne istiyor acaba" dedi ve salona yöneldi.

       “Aşkım, seni çok özledim” dedi Reşat, laubali bir şekilde.

       “Bana aşkım deme" dedi Firuze bağırarak “O aşkı yıllar evvel kalbime gömdüm"

       “Güzelim, böyle söyleyerek kalbimi kırıyorsun" dedi Reşat, oturduğu yerden ayak ayaküstüne atmıştı.

       “Reşat, yıllar sonra neden ortaya çıktın" dedi Firuze kızgın bir şekilde.

  “Seni özlemiş olamaz mıyım?” dedi Reşat, kahkaha atarak.

         “Beni özlemiş olsaydın, aldatmazdın” dedi Firuze kızgınlıkla karışık gözyaşıyla.

Onun bu sözlerine kahkahayla karşılık verdi Reşat. Ardından ciddileşerek:

         “Bana ait olanı almaya geldim" dedi ayağa kalkarak.

      Firuze'nin yüzü düşmüştü, onun bu sözleri karşısında.

          “Ne demek istiyorsun?” dedi anlamazlığa vererek.

          “Ne demek istediğimi çok iyi biliyorsun?” dedi Reşat, burnundan soluyarak.

          “Hayır, onu sana asla vermem” dedi Firuze, kalbi sızlayarak.

          “Evet, o senin kızın olduğu gibi benim de kızım. Onu görmeye elbette ki hakkım var. Ha bu arada hâkim onun velayet hakkını bana verdi" dedi elindeki mahkeme kâğıdını sallayarak.

          “Bunu bana yapamazsın" dedi Firuze, bağırarak.

          “Firuze, Firuze, kızımızı yıllarca benden kaçırıp durdun. Beni, onun yüzüne hasret bıraktın. Şimdi sıra bende, onu senden alarak bende sana aynısını yapacağım. Eğer zorluk çıkarırsan polis çağırmak zorunda kalacağım" dedi, hırlayarak.

         “Hayır” dedi Firuze “Ben onu kaçırmadım, sen hiç sormadın. Hastalandığında yanında yoktun. Okula kayıt olurken yanında yoktun. Sen yokken bütün bunlarla hep ben ilgilendim. Bunlar olurken sen neredeydin ha, söyle bana sen neredeydin” dedi bağıra bağıra “Sen o kadınla gününü gün ederken ben kızımızı büyütmek için çileler çektim. Şimdi karşıma çıkmış kızımızı benden istiyorsun. Söyle bana hangi hakla kızımı benden istiyorsun”

        Onlar konuşurken Esra, okuldan gelmiş onları dinliyordu.

  “Anne bu kim?” diye sordu Esra, Reşat'ın yüzüne dik dik bakarak.

       Firuze, hiç istemese de Reşat'ı tanıtmak zorunda kaldı. Doğumdan sonra arayıp sormasa da o babasıydı. Elbette ki kızının babasını tanıma hakkı vardı.

         “Kızım o...” sözünü tamamlayamadan Reşat öne atıldı. “Kızım, ben senin babanım" deyiverdi.

     “Nee, babam mı?” dedi Esra, hayretle “Anne hani benim babam ölmüştü. Hatta beraber kabrine bile gitmiştik" dedi endişe ve korku içerisinde.