BÖLÜM 7
Resesyon görevlisinin kesin ifadesi, Ceyda'nın korkmasına sebep olmuş geri geri gitmesine engel olamamıştı.
Koltuğa yıkılmış, her şeyini kaybetmiş ve korkmuş bir şekilde oturmuştu Ceyda. Ondan sonra otel görevlisine bulaşıkhanenin nerede olduğunu sordu. Zira cebinde otel parası ödeyecek miktarda parası yoktu. Bu yüzden de bulaşıkları yıkamaya mecbur kalmıştı. Bulaşıkları yıkadıkça başına gelenleri düşünüyor, gözyaşı döküyordu. Bulaşıkları bitirmişti, ama kendisi de bitmişti. Yorgun bir şekilde tam otelden çıkacaktı ki görevli onu tekrar durdurdu.
Görevinin kendisine durdurmasına iyice sinirlenen Ceyda:
‘Ne var ne istiyorsun? Beni başka işlerde de mi kullanacaksın. İstersen beni burada işe al, çalışayım ha!’ dedi, kaşlarını çatarak.
‘Hayır’ dedi görevli ‘Sadece şunu bilmeni istedim, bu otel Fatih Bey'in oteli. Bir insan kendi oteline neden para ödesin ki deyince Ceyda, kulaklarına inanamamış bir şekilde
‘Nee! Bu otel onun mu? Ama bu nasıl olur? Hâlbuki o, bana kimsenin bilmediği bir yer demişti’
‘Evet’ dedi görevli ‘Burayı kimse bilmiyor. Hatta ailesi bile bu otelin oğullarına ait olduğunu bile bilmiyor. Bu şekilde de senin gibi paraya tamah eden kızları kandırarak gönül eğlendiriyor’ dedi Ceyda’yı tekrar kızdırarak.
Duydukları karşısında iyice kızan Ceyda:
‘Sizi şikâyet edeceğim’ dedi görevlinin yakasından tutarak.
‘Kime şikâyet edersen et’ dedi görevli ‘hiçbir şey ispat edemezsin. Hem sen kimsin ki Fatih Bey ile başa çıkacaksın’ dedi ve Ceyda'yı yaka paça otelden dışarıya attı.
Paraya tamah edip Fatih'in rüzgârına kapılmıştı Ceyda. Bundan dolayı da en değerli varlığını kaybetmişti. Şimdi ne yapacak, nereye gidecekti. Hamile haliyle annesinin yanına da dönemezdi. Selim’e gidip derdini anlatsa belki o anlardı. Çünkü o çok merhametliydi. Kendisine sahip çıkardı. Hamile haliyle kendisini kabul ederdi ama kendisi bu durumu kabullenemezdi.
Kafasındaki bin bir türlü düşüncelerle deniz kenarına vardı. Ardından oradaki masalardan birine oturdu. Kafasını ellerinin arasına aldı, şimdi ne yapacağım diye. Bir müddet öylece durduktan sonra gözyaşları içerisinde koşarak denize atladı.
Bölüm 6
Selim, annesi ile konuştuktan sonra dışarıya çıktı. Niyeti biraz hava alıp geri dönmek, annesiyle kalın muhabbetini devam ettirebilmekti. Uzun zamandır nefes darlığı çekiyordu. Nefes darlığı yüzünden de zaman zaman daralıyor, hava almak için dışarıya çıkıyordu. Kendisine geldikten sonra geri dönüyordu. Ayrıca yürümek kendisine oldukça iyi geliyordu.
Bir müddet yürüdükten sonra deniz havasını almak için, derin bir nefes alıp verdi ve ardından etrafına bakındı. Kimsecikler yok gibi görünüyordu etrafında. Çok az insan vardı, olanlar ise ya banklara oturmuşlar ya da hafif tempo koşuyorlardı. Onları izlerken uzaktan bağırış çağırışların geldiğine duydu. Sesin nereden geldiğini anlamak için oraya yöneldiğinde, adamın birinin küçük kız çocuğunu sürüklemeye çalıştığını gördü. Kız çocuğu direniyor, o ise çekmeye çalışıyordu. Annesi ise bir taraftan adama direniyor, bir taraftan da ‘Rafet yapma, görmüyor musun kız korkuyor. Hem sen nasıl babasın ki kızını korkutmaya yelteniyorsun’ diyordu. Kadının çaresizce bağırması onu daha da çok meraklandırmış, onlara doğru yaklaşmasını sağlamıştı. Yaklaştıkça da onları daha da net görüyordu. Ayrıca kadının sesi sanki tanıdık gibi geliyordu. Evet, evet ses tanıdıktı. Arabası ile kendisini çarpan ve hastaneye götüren kadındı.
‘Hey ne oluyor orada’ dedi Selim. Bunu söylerken öyle bağırmıştı ki onun sesini duyan herkes balkona çıkmışlardı.
Firuze, canının acısından gelenim kim olduğunu fark edemiyor, habire ‘Rafet, ne olur kızımı bırak’ diyordu.
Reşat, adamın sertçe seslenmesinden sonra kızı bırakmış ona dönmüştü. O, kendisini durduran adama öyle öfkelenmişti ki önce küfür attı. Ardından ona:
‘Canına susamamışsan çekil yolumdan’ diye tehdit etti.
Bu tür tehditlere pabuç bırakacak bir tipi yoktu Selim’in. Söz konusu kadın ve çocuklar olunca hiç kimse onu tutamazdı. Sonucunun ne olacağını düşünmeden, karşısındaki kişiyle kavga eder ve zulüm altında olan kim varsa onları kurtarmaya çalışırdı.
‘Sen, nasıl insansın ki bir kadına ve çocuğa zulüm ediyorsun’ dedi ve sert bir şekilde adama bir kafa attı. Aldığı kafa darbesi ile geriye doğru sendeleyen Reşat, kısa sürede kendini toparlayarak Selim’e doğru hamle yaptı. Bu hamle karşısında Selim, kendini koruyarak onun karnına sıkı bir yumruk attı.
Reşat, onun kolay lokma olmayacağını anlayınca geri çekilerek:
‘Bana karşı gelme cesaretini nereden buluyorsun, hem de bu kırık kolunla’ dedi, karşındaki rakibini küçümsercesine. Ardından ıslık çalarak adamlarını çağırdı. Onlar gelince de:
Bakalım şimdi ne yapacaksın’ dedi, sinsice gülerek.
‘Tek kolumla bile, sizinle baş ederim. Çünkü sizden korkmuyorum’ dedi Selim.
‘Ya, demek korkmuyorsun. Öyleyse korkuyu öğretelim o zaman’ dedi Reşat, ardından adamlarına işaret ederek Selim’in etrafını sardılar.
Onların üzerine geldiğini gören Selim
‘Gelin bakalım, gelin de dünyanın kaç bucak olduğunu göstereyim’ dedikten sonra üzerine gelen ilk adamı kafa atıp yere serdi. İkinci geleni sağlam koluyla boynuna hızlıca vurarak çekilmesine sebep oldu. Üçüncüsü bıçak çekip ona doğru sallayarak gelirken, dördüncüsü ise elindeki sopayı sallayarak geliyordu.
‘İki adamımı alt etmeyi başardı. Bakalım, şimdi ne yapacaksın’ dedi Reşat kahkaha atarak.
Selim, üzerine gelenlere odaklandığı için Reşat’ın sözlerini duymuyordu. Bıçakla üzerine geleni yere eğilerek ondan kurtuldu ve arkasına dönerek kolundan tuttu. Ayağıyla arkasına vurarak yere serdi. Bu arada onunla uğraşırken elinde sopa olan fark etmemişti. Onun fark etmediğini gören adam, hızlı bir şekilde sopayla Selim’in sırtına vurarak bayıltmıştı.
O, baygın bir şekilde yerde yatarken Firuze ve kızı, kavgayı ayırmak ve Reşat’ı başlarından def etmek için ellerinden geleni yapmışlardı. Fakat bu, onun daha da çok azgınlaşmasına sebep olmuştu.
‘Firuze bak’ dedi Reşat, ‘Adamın kolu nasıl kırıldıysa diğer kolunu da ben kıracağım ve bunu zevkle yapacağım. Ardından da kızımı alıp buralardan gideceğim ve sen de bizi hiçbir zaman bulamayacaksın. Tıpkı senin bana yaptığın gibi’
‘Hayır’ dedi ki Firuze, ‘kızını, sen görmek istemedin. Görmek isteseydin şimdiye kadar gelir görürdün’ dedi yerde kıvranarak.
‘Sen, nasıl babasın’ dedi kızı ‘senin gibi bir baba olmaz olsun’ dedi gözyaşları içerisinde.
Kızının sözleri Reşat'ı sakinleştirmek yerine iyice kızdırmıştı. Bu yüzden de kızının saçlarını tutarak:
‘Halime beni kızdırma. Zira annenle işim bittiğinde baş başa kalacağız. O zaman bakalım böyle konuşabilecek misin?’ dedi kızın yüzüne tokat atarak.
Kızı, yediği tokadın etkisi ile bir süre sersemlemişti. Bu yüzden de sersemliği geçene kadar sessiz kalmıştı. Sersemliği geçince de babasına:
‘Baba, benim adım Halime değil, Handan anlıyor musun Handan. Sen annemi ezebilirsin ama beni asla. Yaşım küçük olmasına rağmen, yüreğim o kadar büyük ki, o yürekte herkesle baş edebilirim’ dedi diklenerek.
Babası, kızının son sözlerinden sonra iyice sinirlenmiş, onu ayakların altına alarak vurmaya başlamıştı.
O, vurdukça kızı ‘Anne beni kurtar’ diyor feryat ediyordu.
Onun feryadını duyan Firuze, ağlayarak Reşat’ın ayaklarına sarılarak:
‘Reşat dur, o senin kızın. Ona şimdiye kadar babalık yapmasan bile, o senin kızın’ dedi, yerde çırpınarak.
‘Şimdi mi aklına geldi kızım olduğu’ dedi Reşat, ardından kızını bırakıp yanına gitti ve ona tekme atmaya başladı.
‘Baba, ne olur anneme vurma’ dedi kızı ‘Tamam seninle geleceğim ve her istediğini yapacağım. Yeter ki anneme vurmayı bırak’ bunu söylerken yere yatmış bir şekildeydi ve ağzından burnundan da kan geliyordu.