Keşfet

16. bölüm

GİT

Nesrin Hanım, koridorda ağır adımlarla Hülya’nın odasına doğru ilerliyordu.

İçinde kötü bir his vardı.

Kızını tanıyordu

Muhakkak bir sorun vardı.

Kapının önüne geldiğinde birkaç kez seslendi.

— Hülya kızım...

Cevap gelmedi.

Nesrin Hanım kapının kolunu çevirdi.

Kapı kilitliydi.

— Kızım, aç kapıyı.

Yine ses yoktu.

Nesrin Hanım’ın endişesi giderek arttı.

— Hülya... Seni merak ediyorum. Ne olur aç kapıyı.

İçeride uzun bir sessizlik oldu.

Hülya ilk başta kapıyı açmak istemedi.

Annesinin yüzüne nasıl bakacağını bilmiyordu.

Fakat birkaç dakika sonra kilidi çevirdi.

Kapı açıldığı anda ise kendisini tutamadı.

Bir anda annesine sarıldı.

— Anne...

Hülya’nın sesi titriyordu.

Ardından hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

— Affet...

Nesrin Hanım şaşkınlıkla kızına sarıldı.

— Ne oldu kızım?

Hülya annesinin omzuna yüzünü gömmüş, konuşmakta zorlanıyordu.

— Affet anne... Affet...

Nesrin Hanım kızının saçlarını okşadı.

— Kızım, ne oldu? Anlat bana. Bileyim, sana yardım edeyim.

Fakat Hülya yalnızca ağlıyor ve aynı cümleyi tekrar ediyordu.

— Anne, şimdi ben ne yapacağım?

Nesrin Hanım kızının biraz ağlamasına izin verdi.

Onu susturmaya çalışmadı.

Bir süre sonra Hülya annesinden ayrılıp odanın zeminine oturdu. Ellerini yüzüne kapatarak ağlamaya devam etti.

Nesrin Hanım da yanına çömeldi.

— Kızım, ne oldu ? Anlat bana. Belki bir çözüm buluruz.

Hülya başını iki yana salladı.

— Yardım edemezsin ki anne...

Sesi titriyordu.

— Bana çok kızacaksın. Beni evden atacaksın belki...

Hülya gözyaşlarının arasından annesine baktı.

— Benden nefret edeceksin hatta...

— Ben senin annenim. Ne olursa olsun, önce anlat kızın.

Hülya aslında kimseye söylemeyecekti.

Söyleyemezdi.

Fakat bu yükü tek başına taşıyamıyordu.

Aklını kaybedecek gibi hissediyordu.

Çantasının içinden tahlil sonucunu çıkardı.

Titreyen elleriyle annesine uzattı.

Nesrin Hanım kâğıdı aldı.

Bir süre hiçbir şey söyleyemedi.

Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

Sonra yavaşça başını kaldırıp kızına baktı.

Hülya’nın karşısında öylesine bitkin, öylesine çaresiz bir hâli vardı ki...

Nesrin Hanım kızına kızacak, bağıracak gücü bile kendinde bulamadı.

Hülya zaten kendi cezasını çoktan vermiş gibiydi.

Nesrin Hanım hiçbir şey söylemeden kızına sarıldı.

— Önce sakinleş...

Kendi sesi de titriyordu.

Hülya annesinin kollarında yeniden ağlamaya başladı.

Nesrin Hanım’ın gözlerinden de yaşlar akıyordu.

İçinden eşini düşündü.

Sen yokken kızımıza sahip çıkamadım... Onu koruyamadım. Bakamadım ona...

Bir süre sonra Nesrin Hanım, sesi neredeyse fısıltıya dönüşerek sordu:

— Yusuf’tan mı?

Hülya başını kaldırmadan salladı evet dercesine.

Başka bir ihtimal yoktu çünkü.

İki kadın birbirlerine sarılmış, gözyaşlarını durduramıyordu.

O bebeği aldırmak...

Nesrin Hanım masum bir cana kıyılmasına razı değildi.

Ama diğer tarafta çok daha büyük bir sorun vardı.

Yusuf.

Kızının onunla evlenmesine izin veremezdi.

Nesrin Hanım derin bir nefes aldı.

— Yusuf biliyor mu?

Hülya başını iki yana salladı.

— Hayır...

Sonra birkaç saniye sustu.

Sanki söyleyeceği cümle, yaşadığı bütün yıkımın üzerine bir yenisini daha ekleyecekti.

— Anne... Biliyor musun? Yusuf hâlâ evliymiş...

Nesrin Hanım donup kaldı.

Hülya’nın sesi titredi.

— Beni kandırmış meğer...

Sonra yeniden hıçkırmaya başladı.

— Ben bilmiyordum anne... Gerçekten bilmiyordum...

Nesrin Hanım kızına baktı.

Ne söyleyeceğini bilmiyordu.

Kızına kızsa ne değişecekti?

Bağırsa ne olacaktı?

Geçmiş geri gelmeyecekti.

Önlerinde ise çözülmesi gereken koca bir sorun vardı.

Bir tarafta doğmamış bir bebek...

Diğer tarafta hâlâ evli olan Yusuf...

Ve bütün bunların ortasında, ne yapacağını bilmeyen, gözyaşları içinde kalmış kızı...

Nesrin Hanım kızının ellerini tuttu.

İkisinin de zihninde aynı soru vardı:

Şimdi ne olacaktı?